Reklam
Reklam
Dr. Öğr. Üyesi Hakan Yıldırım

Dr. Öğr. Üyesi Hakan Yıldırım

Ekonomi ve Finans Köşesi

Koltuk

04 Nisan 2021 - 17:40

Koltuk
 
T.C. Merkez Bankasındaki koltuk değişikliğinin ardından döviz kurlarındaki artış piyasaları önemli düzeyde etkisi altına almış gibi gözüküyor. Döviz kurlarında meydana gelen gözle görülür artışın altında yatan sebepler birçok mecmuada ve basın kuruluşunda gerek sektörden gerekse de akademik çevreden gelen kişiler tarafından yorumlanmakta.

Ancak kimse piyasaların dengede fiyatlanması için bir çözüm önerisi sunmaya yanaşmamaktadır.
Evet, piyasalar T.C. Merkez Bankası Başkanının değişimi neticesinde aleyhte reaksiyonlar gösterdi, bunu hepimiz biliyoruz. Ama önemli olan bu kadar büyük bir değişimin altında yatan sebepler ve çözüm önerilerinin sunulması hususudur.

“Enflasyon, işsizlik ve döviz kuru gibi göstergeler neden yüksek?” diye sorulduğunda aslında cevap çok basit. Öncelikle üretmek yerine tüketmeyi tercih eden bir toplum olmamız, yerli mallara talep etmektense ithal malları tercih etmemiz ile hammadde ve enerji gibi ara malların ithale konu olması gibi nedenler enflasyon, işsizlik ve döviz kuru gibi göstergelerin keskin bir şekilde artmasına sebep olmaktadır. En basit örnekle; bir mal üretip hem iç piyasada hem de yurt dışında satmayı düşünüyorsunuz. Ancak hammaddeyi ithal etmeniz gerekmekte ve bu hammaddeyi döviz karşılığı almanız gerekmektedir.

Bu durumda söz konusu ürünleri yerli üretici olarak siz bile üretseniz yüksek fiyattan satmak zorundasınız. Bunun en temel sebebi enerji ve hammadde gibi giderlerin döviz cinsinden alınıp, maliyetin artmasıdır. Böylelikle mal iç piyasada pahalıya satılacaktır. Bu durumun altında yatan en büyük sebep maliyet enflasyonu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bir diğer durum ise yabancı mallara olan talebin artmasıdır. İthalatın ihracatı aşması ve böylelikle piyasada dolaşan dövizin kıt hale gelmesiyle dövizin Türk Lirası karşısında değerlenmesi şaşılacak bir durum olmasa gerek. Üretim, ihracat ve bu söz konusu iki faaliyeti destekleyen politikaları uygulamak yerine
“Faizi artıralım; bu sayede döviz kuru da düşer, enflasyonda” yaklaşımını benimseyerek hareket edilir
ise faiz artışı olduğunda Euro ve Amerikan Doları kısa vadede düşer.

Ancak bu durum uzun vadede bertaraf edilemeyecek problemlere gebe kalınmasına sebep olur. Koalisyon hükümetlerinin yönetimde yer aldığı ve faiz oranlarının üç haneli rakamlara çıktığı dönemi sizlere hatırlatmama gerek var mı bilmem ama artırılan faiz oranı ağrıyan dişin üstüne aspirin koymak kadar geçici bir çözüm üretebilir. Çünkü faiz oranı artar ise yatırımcı yatırım yapmaz, üretici finansman ihtiyacını sağlamakta zorlanır ve böylelikle ülkede ne yatırım ne de üreten bir kesim kalır. Bu durumda gayet basit bir şekilde anlaşılacağı gibi işsizliğin bağıra bağıra geldiğini gösteren bir aşamanın en yalın göstergesidir.

Bu yazı özetle şunu ifade ediyor; dişin ağrıyorsa o dişi çektireceksin.Bu iş aspirinle falan olmaz.
Üretmek ve üretip ihraç etmek yerine faiz oranlarında artışı normalleştirmek hane halkının karşılaşabileceği en büyük problemlerin başında gelmektedir.


Peki, olması gereken ne?

Olması gereken ihracata odaklanıp döviz girdisi sağlamak, böylece cari açığın önüne geçerek rezervleri artırmaktır. Değerlenen Türk Lirası ve uygun finansman karşısında Türkiye ekonomisi sağlam temellere sahip olacaktır. Bu sayede yenilenebilir enerji sahaları ile enerji ithalatında önemli düşüşler yaşanırken, finansman kolaylıkları ile hammadde üreticileri yurt dışındaki hammadde tedarikçi ve üreticilerine karşı
güçlü ve avantajlı hale gelecektir. Sonuç itibariyle döviz kuru, enflasyon, işsizlik ve cari açık gibi
problemler minimize edilmiş olacaktır.

https://www.kitapyurdu.com/kitap/piyasalari-resmetmek/577462.html

YORUMLAR

  • 2 Yorum