Türkiye’nin “Post-Demokratik” Yeni Sistemi ve “Statüko ile...
Reklam
Prof. Dr. Ali KAHRİMAN

Prof. Dr. Ali KAHRİMAN

SÖYLEM FARKI

Türkiye’nin “Post-Demokratik” Yeni Sistemi ve “Statüko ile Değişim” Kıskacındaki CHP

22 Temmuz 2018 - 23:21

 

Türkiye’nin “Post-Demokratik” Yeni Sistemi ve “Statüko ile Değişim” Kıskacındaki CHP

Kamunun ekonomi ve mülkiyete egemen olduğu Ülkemizde 24 Haziranda sandığa gidilmiş ve daha önceki yazılarımda da ifade ettiğim gerçekler doğrultusunda, bireylerin özgürleşmesine fırsat vermeyen ekonomik, kültürel ve sosyal iklimimizle beklenen sonuç ortaya çıkmıştır. Devasa bir İktisadi işletme niteliğindeki Ülkemizin  CEO seçimi yapılmıştır.Post-demokratik yeni sistemimizle yeni bir süreci yaşamaya başlayacağız.  Bu sürece, garanti sayılabilecek birkaç belediyedeki küçük iktidarla yetinmeyi, dar kapsamlı kadroları için yeterli gören, Türkiye’nin büyük resmini hedefleyemeyen, bu nedenle de   bitmek tükenmek bilmeyen iç tartışmalar yaşaması nedeniyle  hazırlıksız yakalanan, siyasal hayatımızda Kurucu İrade sayesinde “devlet kuran parti” olarak tanımlanan CHP’ de yeni çalkantılar yaşanması da kaçınılmaz olmuştur. Seçim sonrası, statüko ve ne idüğü bilinmeyen dönüşüm kıskacıyla yaşanan  süreç te; partisine sabır ve sadakatle bağlı olan seçmem kitlelerini ikileme, hatta hayal kırıklığına itmiştir.

Sosyal medyada yaşanan ayrıştırıcı, kaos niteliğindeki tartışmalar, ne yazıkki parti elitleri olan taraflarca  datehlikeli bir şekilde tırmandırılmaktadır.

Ülkenin kuruluş dönemindeki kısıtlı kaynaklar, ekonomik ve sosyal konjonktür, kamunun egemenliğini zorunlu kılmıştır. Elbette politik yaşamın kriterleri de “devletçilik”, “halkçılık”, “milliyetçilik” gibi bu ekonomik konjonktüre uygun olacaktı. 1950 li yıllarakadar dabu misyona bağlı kalınması, ekonomik uygulamalarda devlete ve çıkarlarına öncelik verilmesi doğaldı.

Ancak, serbest seçimlerin hayata geçirildiği, feodal yapıların var olduğu, ekonomik dengesizliklerin yaşandığı, bireylerin özgürleşemediği yeni döneme uygun ilke ve kriterlerin inşa edilmesi gerekirdi.

Bu gereklilik, robotik yaşamın gündemde olduğu, Endüstri 4 devrimi sürecinin yaşandığı günümüzdeçok daha acildir.

Dolayısıyla toplumun talepleri yerine, sürekli olarak ekonomi ve arazi-arsa mülkiyetinin hakimi durumundaki devletin çıkarlarını öne alarak politik sisteme taşımaya çalışmak. CHP ye bir şey kazandıramayacaktır.

Kaldı ki devlet-toplum ilişkilerinde merkeziyetçi uygulamaların yerini; dezavantajlı gurupların, ötekileştirilmiş kimliklerin, farklılıkların, çeşitliliklerin çıkarlarını dikkate alan yaklaşımlar almıştır. Üstelik de demokrasi; serbest piyasa ekonomisi ve özgür birey olmadan işlev görmemektedir. Serbest piyasa ekonomisi daha az devlet müdahalesi gerektirir. Aynı zamanda, ekonomik faaliyetlerini kolaylaştıran, kurumlarının bir dereceye kadar demokratikleştirilmesini gerektirir.

Bu değerlendirmeler ışığında, gelinen noktada, yurttaşların, CHP'den beklediği, kimin başkan, kimin PM üyesi olacağı değildir.

Yani çok uzun zamandır bu günlere gelinmesine neden olan, ne kişilere, ne halka, nede ülkemize bir şey kazandırmayacak vizyonsuz kısır tartışmaların tekrarlanması hiç değildir. CHP’nin ilke ve ideolojisinin demokrasi ile uyumlu hale getirilmesi çok daha acildir. Bu alanda da  ancak,  ülkemizin sosyoekonomik, sosyokültürel, sosyokültürel yapısının gerçekçi analizlerle ortaya konulmasıyla yol alınabilir.

Asıl yapılması gereken; özgürlükçü demokrasi ekseninde, eşdeğer saygınlık esasına dayalı bir yurttaşlık tesisiyle birlikte, insan odaklı kalkınma, üreten, hakça paylaşan bir ekonomi vaadiyle toplumun önüne çıkılmasının en önemli aracı olan “MODERN TÜRKİYE SENARYOSUNUN” projelendirilmesine ön ayak olabilecek ideolojik bakışın egemen kılınacağı bir dönem için geçiş ortamının hazırlanmasıdır.

Bu yeni yapılanma; merkezci siyasi parti yapısını dışlayan, ekip çalışmasını ön plana çıkaran, her konuda uzman görüşlerinden yararlanmayı önemseyen, toplumun her kesimini demokratik karar alma süreçlerine katan, kişi odaklı olmayan, proje ve politika eksenli örgütlenmeye dayalı demokratik bir model olmalıdır. Aksi taktirde, ülkemiz siyasetine başından beri egemen olan “ÇARIKLI ERKAN’I HARB”  yaklaşımı sürecek ve makus kaderimiz bir türlü değişmeyecektir. 

Sayın Kılıçdaroğlu’nun “GANDİ”  benzetmesi ilegöreve gelişindeki coşkulu hava hatırlandığında; ülke sorunlarına kapsamlı çözümlerle geliştirilen söylevlerle desteklenmeyenfiziksel aktivitelerin gerekli ancak yeterli olamayacağı anlaşılmıştır. 

Partinin ülke sorunlarına gerçekçi çözümler üretebilmesi ve bu çözümleri uygun bir dil ve söylemle seçmen kitleleri ile buluşturabilmesi gerekmektedir. Bunun için de kısa, orta ve uzun vadeli bir program ekseninde ilgili tüm kesimlerin kendilerini ifade edebileceği, katkı sunabileceği platformlar oluşturulmalı,  kurultaylar dizisi düzenlenmelidir.  Parti İçi mevcut örgütlenme modeli ne yazık ki fikir ve politika üretme kabiliyeti olan entellektüel kesim başta olmak üzere toplumsal kesimlerin katkısına uygun değildir. Bu nedenle  yeni bir “Yatay Örgütlenme Modeli”formel olarak oluşturulmalıdır. Bu model; “Cemiyet-Dernekler, Toplumsal Hareket ve Platformlar, Fikir Kulüpleri-ThinkThank Kuruluşları“ esaslı yapılanmalar olmalıdır. Benzer şekilde parti merkezi yapısında da ideoloji üretebilme yeteneğine sahip;“Ulusal Ekonomik-Sosyal-Siyasal Politikalar Forumu”, ”Özgürlük, Adalet, Demokrasi Ve Sosyal Dayanışma Platformu”, “Gölge Kabine” ve“Komiteler” (Eğitim-Kültür,Yurttaşve Tüketici Hakları,Sağlık,Çevre Ve Doğal Kaynaklar, İş-İstihdam ve Endüstri, Kamuoyu Algı Araştırma, Denetim vb.) kurulmalıdır.

Esasen Türkiye’nin post-demokratik yeni sistemi,  “DEĞİŞİM VE STATÜKO” nun kıskacındaki CHP’ de insan kaynakları, vizyonu, stratejisi ve  söylemleriyle değişimi kaçınılmaz kılmıştır.

Parti yönetimine aday kişi ve gurupların da “delege organizasyonları” yerine, bu süreçlerden

(PLATFORM VE KURULTAYLAR) geçerek ürettikleri senaryo ve söylemlerinin kabulü ve yarattıkları toplumsal sinerjiyle seçilebilme fırsatının yaratılması; hem adaylar, hem üyeler, hem de seçmenler açısından çok daha adil olacaktır.

Sonuç olarak, yenilenme ve değişim sürecinin; gelenin gideni aratacağı kişisel hesaplara kurban edilmeden, hem örgütsel yapı ve yönetim anlayışı, hem de vizyon, strateji ve politik söylemleriyle,halkın umudunu yeşertecek “UZUN SOLUKLU BİR YÜRÜYÜŞÜ” başlatması çok daha önemlidir.Ülkemizi, CHP ile geleceğe taşımak için ilk adım;ekonomik, kültürel, politikaçılımlarla daha özgürlükçü, eşitlikçi, adil ve barış dolu bir ülke ideali ile ideolojik berraklaşmadır. 

 

Prof. Dr. Ali Kahriman, Siyaset Üstü Düşünce Derneği Y. Kurulu Başkanı

YORUMLAR

  • 1 Yorum