2026’ya Doğru "Adalet" ve "Rekabet" Kıskacında Yeşil Dönüşüm
İklim adaleti, iklim değişikliğinin etkilerini öncelikle en kırılgan grupların yaşamını gözeterek ele almayı öngörür. IPCC’nin altıncı Değerlendirme Raporu, iklim politikasında adaletin esas alınmasının daha sürdürülebilir sonuçlar doğurduğunu vurgular: “Eşitlik, iklim adaleti, toplumsal adalet ve kapsayıcılığı önceliklendiren yaklaşımlar daha sürdürülebilir sonuçlara yol açar, dönüşümsel değişimi destekler ve iklime dayanıklı kalkınmayı ilerletir”. Bu bağlamda, Avrupa Birliği (AB) ve Türkiye, 2025 yılı boyunca “adil geçiş” ilkesi çerçevesinde önemli yasal ve ekonomik adımlar atmıştır.
Avrupa Cephesi
2025’te AB düzeyinde iklim politikasının adalet boyutu, önce iklim yasalarında ve uyum süreçlerinde kendisini göstermiştir. AB Çevre Bakanları, Kasım 2025’te Avrupa İklim Yasası’na 2040 yılı için %90 emisyon azaltımı hedefi eklenmesini öngören genel yaklaşımı kabul etmiştir. Aynı belgeye göre, bu hedefin gerçekleştirilmesinde 2040 yılı itibarıyla “yüksek kaliteli uluslararası karbon kredilerinden %5’e kadar katkı sağlanabileceği” hususunda mutabık kalınmıştır. Böylece, AB 2050’ye kadar karbon nötrlüğüne ulaşma hedefine giden yolda ara bir 2040 hedefi belirlemiş, bunu desteklemek için esneklik mekanizmalarını devreye sokmuştur.
İklim Adaleti, 2026’da Politika Olmaktan Çıkıp Performans Göstergesine Dönüşecek
Bu çabalar, AB’nin NDC (Ulusal Katkı Beyanı) güncellemesiyle de paralel ilerlemiştir. AB Konseyi tarafından Kasım 2025’te onaylanan yeni NDC’ye göre, 2035 yılı için %66,25–72,5 oranında bağlayıcı olmayan (gösterge) emisyon azaltım hedefine ulaşılması planlanmaktadır. Söz konusu hedef, 2030’daki %55’lik azaltım hedefi ile 2050 karbon nötrlüğü hedefleri arasındaki bir ara aşamayı temsil etmektedir. AB Komisyonu’nun COP30 öncesinde sunduğu basın bülteninde de ifade edildiği üzere, AB’nin bu yüksek hedefleri AB içi dönüşümü hızlandırmayı ve iklim nötrlüğüne yol haritası belirlemeyi amaçlamaktadır.
AB Yeşil Mutabakatı (European Green Deal) kapsamında 2025’te bir dizi düzenleme hayata geçirilmiştir. 2023’te kabul edilen “Fit for 55” paketinde öngörülen ETS revizyonu, 2027’den itibaren binalar ile karayolu taşımacılığını da kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Ayrıca, yine Fit for 55 çerçevesinde piyasalar arası dengelenmeyi sağlamak üzere denge rezervi güncellenmiş ve sanayi ürünlerinin ithalatında karbon kaçağını önlemeye yönelik Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM, İng. CBAM) yürürlüğe konmuştur. Mevcut ETS’te ise havayolu sektöründeki ücretsiz tahsisatlar aşamalı olarak kaldırılmış, sera gazı yoğun sektörlerde Emisyon Ticaret Sistemi koruma mekanizması (örneğin bazı sektörler arası esneklikler) güçlendirilmiştir. Bu adımların iktisadi yükü, AB bütçesindeki yeni kaynaklarla karşılanmaya çalışılmaktadır.
AB’nin sosyal boyutlu destek mekanizmaları da genişletilmiştir. Avrupa Parlamentosu Kasım 2025’te, Sosyal İklim Fonu’nun kurulmasını onaylamıştır. Bu fon, enerjinin ve ısınmanın maliyet artışından olumsuz etkilenecek düşük gelirli hanehalklarına, küçük işletmelere ve toplu taşıma kullanıcılarına yardım etmeyi hedeflemektedir. Fon, ETS tahsisatlarından elde edilecek gelirle finanse edilecektir. Böylece AB, iklim politikalarının sosyo-ekonomik açıdan dezavantajlı kesimler üzerindeki etkisini azaltmaya yönelik bir enstrüman geliştirmiştir.
AB’deki adalet temelli iklim politikalarında hukuki gelişmeler kadar finansal mekanizmalar da ön plandadır. 2025’te AB bütçesinin sürdürülebilir kalkınma yatırımlarına ayrılan payı artarken, üye devletlerin ulusal bütçelerinde de adil dönüşümü destekleyecek harcamalar teşvik edilmiştir. AB İklim Bankası, iklim adaptasyonu ve düşük karbon yatırımlarına kredi vermeye devam ederken, Genişleme Sürecindeki Batı Balkan ülkeleri gibi geçiş ekonomilerine ek finansman sağlamak amacıyla yeni hibeler ilan edilmiştir.
AB’de enerji dönüşümü de iklim adaleti perspektifiyle ele alınmaktadır. Örneğin 2022’de başlatılan REPowerEU girişimi kapsamında yenilenebilir enerji projeleri hızlandırılmıştır. 2025 itibarıyla, AB elektrik üretiminde yenilenebilirlerin payı %45’in üzerine çıkmıştır. Ancak bu dönüşümde sektörler arası geçişin adil olması için işgücü ve bölgesel etkiler dikkate alınmaktadır. AB Temel Haklar Ajansı’nın Ocak 2025 tarihli raporu, iklim değişikliğinin özellikle düşük gelirli kesimlerin temel haklarını olumsuz etkilediğini belirterek, iklim politikalarında yoksullar ve dezavantajlı gruplar için güvenlik ağlarının oluşturulmasının gerekliliğine işaret etmiştir.
Rapora göre örneğin Roman vatandaşlar ve benzeri topluluklar, konut yoksulluğu ve yoksulluk nedeniyle iklim şoklarına karşı daha hassastır. Bu bağlamda AB, iklim adaleti perspektifinden güçlendirilmiş sosyal koruma ve hak temelli yaklaşımı politikalarına entegre etmeye çalışmaktadır.
İklim göçü konusu ise AB gündeminin yükselen bir unsuru olmuştur. Henüz AB düzeyinde iklim mülteciliğine yönelik tek tip bir yasal statü oluşturulmamış olmakla birlikte, 2025’te AB Komisyonu ve üye devletler, küresel iklim-mülteci sorununa uyum başlığını Paris Anlaşması sonrası küresel iklim eyleminde ele alınması gereken konular arasında değerlendirmiştir. Dolayısıyla 2025 itibarıyla AB, iklim ve göç politikalarını birbirinden bağımsız değil, bütünleşik bir şekilde ele almayı amaçlayan bir yaklaşıma yönelmiştir. Özellikle Akdeniz bölgesindeki iklim riskleri ve Afrika’dan olası göç baskısı düşünüldüğünde, 2026’da AB’nin iklim göçü alanında uluslararası işbirliğini kuvvetlendirmesi ve iç hukukunu bu yeni göç türüne hazırlaması beklenmektedir.
2025 Yılında Türkiye’de Güncel Politik, Ekonomik ve Hukuki Dinamikler
Türkiye’de 2025’te iklim adaleti eksenindeki gelişmelerin merkezinde ilk İklim Kanunu yer almıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 2 Temmuz 2025’te kabul edilen ve 9 Temmuz 2025’te Resmî Gazete’de yayımlanan 7552 sayılı İklim Kanunu, ülkenin iklim mevzuatında dönüm noktası olmuş; iklim değişikliğiyle mücadelede yasal bir çerçeve oluşturmuştur. Kanun, Türkiye’nin 2053 net sıfır hedefi doğrultusunda bir dizi husus getirmektedir.
Örneğin Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) kurulmasına izin verirken, pilot uygulamanın 2026’da başlaması ve ilk dönemde ücretsiz tahsisat uygulamasına ağırlık verilmesi öngörülmüştür. Kanun ayrıca ithalatta Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) oluşturma imkânı tanımıştır; 8. maddesinde “Türkiye Gümrük Bölgesi’ne ithal edilen mallardaki gömülü karbon emisyonlarını hesaba katacak bir SKDM kurulabileceği” hükme bağlanmıştır. Bu düzenlemeler, AB’nin CBAM uygulamasına uyum sağlamak amacıyla yapılmış adımlar olarak yorumlanabilir.
İklim Kanunu, hukuki altyapının yanı sıra kurumsal ve finansal yapıyı da güçlendirmektedir. Kanun uyarınca bir Karbon Piyasası Kurulu kurulacak, ETS ile ilgili ulusal tahsis planları bu kurul tarafından onaylanacak; Enerji Piyasaları İşletme A.Ş. (EPİAŞ) ise piyasa işletiminden sorumlu olacaktır. Kanun ayrıca Türkiye Yeşil Taksonomisi’nin oluşturulmasını ve düşük karbon teknolojilerinin finansmanına yönelik yeşil tahvil, garanti ve sigorta gibi finansal araçların kullanılmasını öngörmektedir. Böylece hukuki düzenleme, iktisadi teşvik ve yaptırım araçlarını bir araya getirerek özel sektörün iklim dostu yatırımlarını desteklemeyi amaçlamaktadır.
İklim Kanunu ile Yeni Dönem: Karbon Artık Hukukun Konusu
Türkiye, AB ile iklim politikaları uyumunu sağlamak üzere adımlar atarken, uluslararası yükümlülükler çerçevesinde NDC’sini de güncellemiştir. Kasım 2025’te Birleşmiş Milletler’e sunulan ikinci güncellenmiş NDC’de, 2035 için sera gazı emisyonlarının 643 Mt CO₂e’ye düşürülmesi hedefi yer almaktadır. Bu, aynı belgede yer verilen yeni baz senaryosuna göre yaklaşık %58’lik bir azaltıma denk düşmektedir. 2023’teki önceki hedef olan 2030’da 695 Mt (%41 azaltım) tutarının ötesinde bir adım atıldığı görülmektedir. Türkiye, bu NDC ile gelişme düzeyini ve adil yük paylaşımı (CBDR-RC ilkesini) vurgulayarak, 2053 net-sıfır hedefine kararlılıkla bağlı olduğunu teyit etmiştir.
Türkiye’de iklim finansmanı mekanizmalarında da hareketlilik yaşanmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın öncülüğünde 2024’te kurulan Azaltım Eylem Fonu (MAF), iklim değişikliğiyle mücadele ve düşük karbon projelerine uluslararası finans sağlamayı amaçlayan bir araçtır. 2025’te bu fonun proje çağrıları açılmıştır. Öte yandan sivil toplum kuruluşları da adil finansman modelleri önermektedir.
WWF-Türkiye’nin Aralık 2025’te yayımladığı bir rapor, merkezi bütçe ile karbon piyasası gelirleri ve uluslararası iklim fonlarını bir araya getiren Ulusal Adil Geçiş Fonu kurulmasını önermektedir. Rapora göre, Türkiye enerji, sanayi ve ulaştırma sektörlerindeki yüksek karbon yoğunluğu sebebiyle adil geçişi bütüncül bir finansman mimarisi ile desteklemelidir. Bu öneriler, henüz yasal bir zemine kavuşmamış olsa da, iklim adaleti için finansmanın nasıl kurgulanacağı konusunda Türkiye’deki tartışmalarda öne çıkmaktadır.
Türkiye’de enerji politikalarının iklim adaleti çerçevesinde dönüşümü henüz sınırlı kalmıştır. Ülkemiz elektrik üretiminin yaklaşık üçte birini kömür santralleri ile sağlamaktadır; doğal gaz bağımlılığı da devam etmektedir. Yenilenebilir enerji kurulu gücü 2025’te yaklaşık 60 GW’a ulaşmış, güneş ve rüzgâr yatırımları hız kazanmıştır ancak planlanan nükleer santraller ve termik yatırım projeleri iklim-politikasıyla tam uyumlu değildir. Türkiye, iklim kanunu ve net-sıfır hedefi doğrultusunda yenilenebilirleri artırmak ve enerji verimliliğini teşvik etmek için çalışmalar başlatmış, ancak bu geçişin adil olması için bölgesel kalkınma ve işgücü dönüşümü politikalarını henüz kapsamlı şekilde devreye almamıştır. Örneğin, kömüre bağımlı Karadeniz ve Doğu Anadolu bölgelerindeki işgücü ve yerel topluluklar için işsizlik riskleri vardır; bu grupların dönüşüm sürecinde desteklenmesi iklim adaleti açısından gereklidir. Henüz uygulamaya konmamış olsa da, mevzuattaki yenilenebilir enerji teşvikleri ve istihdam eğitim programları, bu işlevi bir nebze karşılamayı amaçlamaktadır.
Türkiye özelinde iklim göçü de iç politikada yeni bir gündem olmuştur. Kuraklık ve su kıtlığı, özellikle Güneydoğu Anadolu’da tarımsal üretimi ve geçim kaynaklarını zorladığı için iç göç riski artmaktadır. Henüz iklim göçmenliği tanımı yasalara girmemiş olmakla birlikte, göç ve yerinden edilme politikaları iklim açısından gözden geçirilmektedir. Bu konuda resmi bir yol haritası bulunmasa da, Türkiye’nin özellikle iklim etkilerine hassas bölgelerde yerel kalkınmayı güçlendirecek uyum stratejileri geliştirmesi beklenmektedir.
Türk Sanayisinin Karbon Karnesi ve ETS ve SKDM Kıskacında Sektörel Maliyet Projeksiyonları
Türkiye’nin yeni İklim Kanunu ile hayata geçecek olan yerel ETS, sanayici için iki ucu keskin bir bıçak: Bir yanda AB’ye ödenecek karbon vergisini (SKDM) Türkiye’de tutma şansı, diğer yanda ise üretim maliyetlerindeki kaçınılmaz artış.
2026 Sanayi İçin Bir Prova Yılı: Raporlamayan Kaybedecek
Finansal Çıkış Kapısı: "Yeşil Taksonomi" ve Teşvikler, kanunla birlikte devreye girecek olan Türkiye Yeşil Taksonomisi, sanayiciye şu kapıları açıyor: Düşük Faizli Krediler: "Yeşil" etiketli projeler, Dünya Bankası ve EBRD kaynaklı fonlara çok daha kolay ulaşacak. Karbon Gelirlerinin Dönüşümü: ETS’den elde edilecek gelirlerin (Aralık 2025'teki teklife göre), sanayinin karbonsuzlaşması için kurulacak olan Azaltım Eylem Fonu (MAF) üzerinden tekrar sanayiciye hibe olarak dönmesi planlanıyor.
2026 pilot dönemi, Türk sanayicisi için bir "Simülasyon Yılı" olacak. Firmaların karbon ayak izlerini standartlara uygun (ISO 14064) raporlamaya başlamaması, 2027'de başlayacak olan gerçek ödeme döneminde telafisi zor finansal kayıplara yol açabilir.
Özetle: Karbon artık bir "çevre birimi" meselesi değil, doğrudan bir CFO (Finans Direktörü) meselesidir.
2026’ya Giderken: Bizi Neler Bekliyor?
2025’te atılan adımlar, hem Avrupa’da hem de Türkiye’de iklim adaleti temelinde geleceğe dönük politika yapımının şekilleneceğine işaret etmektedir. AB tarafında 2026, iklim politikasında dönüm noktası bir yıl olacaktır. AB Komisyonu, 2040 hedefini gerçekleştirecek kuralları belirlemek üzere kapsamlı bir “Fit for 2040” paketini hazırlayacaktır. Üçüncü çeyrekte sunulacak bu pakette ETS’in yeni kapsamı, yenilenebilir enerji çerçevesi, sektörel hedefler (özellikle ulaştırma, binalar ve tarım için ulusal hedefler) yeniden düzenlenecektir. Ayrıca Avrupa Parlamentosu ile Konsey arasındaki müzakerelerde, yeni Uzun Vadeli Bütçe’nin karbon uyumlu bir şekilde şekillendirilmesi konusu gündemde olacaktır. Temiz Enerji Wire’a göre, 2026’da ETS’in incelenmesi de planlanmıştır; AB üye ülkelerinin talebiyle ulaştırma ve binaları kapsayan ETS’in uygulaması 2028’e ötelenmiştir (ETS2). Önümüzdeki dönemde, bu sektörlerde uygulanacak karbon fiyatlaması ve sosyal denge mekanizmaları (örn. ETS gelirinden fonlar) adalet açısından kritik olacaktır.
Kim Uyum Sağlarsa Kazanacak: 2026 Yeşil Rekabetin Yılı Olacak
Türkiye açısından 2026, İklim Kanunu’nun uygulamaya geçeceği ilk yıl olacaktır. Kanunun öngördüğü ETS pilot dönemi başlamış olacaktır; firmalar sera gazı emisyon izni almaya ve raporlamaya yönelecektir. Aynı şekilde, SKDM düzenlemesi üzerinde çalışmalara devam edilecek; ithalat kotrolünde karbon miktarının izlenmesine ilişkin ikincil mevzuatlar hazırlanacaktır. Bu süreçte, Türkiye’nin AB ile işbirliğine dayalı uyum projeleri de hız kazanabilir. Örneğin CBAM kapsamında, Türkiye’den karbon yoğun ürünleri ihraç eden işletmelerin AB menşeili emisyon maliyetlerini görecek şekilde iç piyasalarını düzenlemeleri beklenecektir.
Ekonomik açıdan Türkiye’de iklim finansmanı mekanizmalarının hayata geçirilmesi beklenebilir. Ayrıca, Dünya Bankası, AB ve Yeşil İklim Fonu gibi uluslararası finans kaynaklarından yeni kredi ve hibe anlaşmaları yapılabilir; bu, yenilenebilir enerji yatırımları ve kırsal uyum projeleri için hayati önem taşıyacaktır.
İklim adaleti, artık bir kurumsal sosyal sorumluluk projesi değil; küresel ticarette kalıcı olmanın tek yolu. 2026, bu yeni düzende kimlerin "oyun kurucu" olacağını gösterecek.
Sonuç olarak, 2025’te AB ve Türkiye’deki iklim girişimleri, hukuki ve ekonomik araçlarla adil dönüşümü desteklemeye yönelik birer mihenk taşı olmuştur. Avrupa’da 2040 hedefi, revize ETS ve sosyal fonlar gibi düzenlemeler iklim adaleti prensibini yasalaştırırken, Türkiye’de ilk İklim Kanunu ve NDC güncellemesi benzer bir zemini oluşturmuştur.
2026 yılında, AB’nin bu düzenlemeleri uygulamaya sokması, iklim ve enerji politikalarını 2030 sonrası perspektifte yeniden şekillendirmesi beklenmektedir.
Türkiye ise iklim kanunu çerçevesinde karbon piyasasına geçişe odaklanacak, adil geçiş için finansman modellerini tartışmaya açacaktır. Her iki bölgede de iklim politikasının hukuki ve ekonomik boyutları, sosyal eşitlik ve adalet çerçevesinde yeniden kurgulanmaya devam edecektir.

























