Madenciliğin Sosyoekonomik Boyutu
Reklam
Reklam
Prof. Dr. Ali KAHRİMAN

Prof. Dr. Ali KAHRİMAN

SÖYLEM FARKI

Madenciliğin Sosyoekonomik Boyutu

10 Aralık 2020 - 20:33

Madenciliğin Sosyoekonomik Boyutu
 
Madenlerin; insan ve toplum yaşamında toprak, su, hava ve gıda kadar önemli olduğu bilinmektedir. Bir an için insan gereksinimlerinin karşılanmasında olmazsa olmaz araçlardan biri olduğunu  bir tarafa bırakalım. Toplumların gelişmişlik düzeyleri ile madencilik faaliyetleri arasında doğrusal bir ilişki söz konusudur.

Mineral ve enerji  hammaddeleri, kuşkusuz milyonlarca yıldan bu yana insanoğlunun yaşamını devam ettirmesinde temel kaynaklardır. Günümüzde ise sanayileşme ve ekonomik gelişmede de en stratejik
unsur konumundadır. 18. yüzyılın ikinci yarısında başlayan ve "Sanayi devrimi" olarak adlandırılan bilimsel ve teknolojik gelişmeler sonucunda, üretim sürecindeki hızlı makineleşme, beraberinde hammadde
ve enerji ihtiyacını da gündeme getirmiştir.
Dünya enerji ve doğal kaynak tüketimi; nufüs artışına, daha konforlu yaşam talebine bağlı sanayileşmeye
ve teknolojik gelişmelere paralel olarak, baş döndürücü bir hızla artmaktadır.  Endüstri 4 devriminin yaşandığı 21. Yüzyılın ilk çeyreğinde adeta endüstriyel hammadde  soğuran bir dünya toplumu portresi ortaya çıkmaktadır.

Ülkelerin kalkınma ve ekonomik gelişiminde önemli yeri olan madencilik ve entegre üretim sanayii, en büyük katma değeri yaratmaktadır. Genel olarak maden yatırım süreleri 5-6 yıl, işletme ömürleri ise 50-60 yıl civarındadır. Sermaye istihdam oranı 100.000 dolar/kişi dolayındadır. Üstelik yarattığı istihdamın niteliği de geçici değil kalıcı, yani uzun sürelidir.  İşletme ömrünün uzunluğu dikkate alındığında ise sermaye hasıla oranı düşüktür.  

Bunun anlamı şudur: 100.000 dolarlık bir maden yatırımı, işletme ömrü boyunca 25 yıllık emeklilik süresi baz alındığında, doğrudan 2, dolaylı olarak da 5 kişiye kalıcı olarak  başka bir iş arayışına girmeden yaşam boyu istihdam olanağı sunmaktadır. Kuruluş yerlerinin de doğal olarak kırsal alanlarda olmasının getireceği sosyal faydalar da ayrıcalıklı bir değerdir. 


Elbette, sürdürülebilir bir madencilik için ekolojik sürdürülebilirlik, ekonomik canlılık ve sosyal eşitlik gibi ilkeler olmalıdır. İşletme ömrü boyunca bu ilkelere bağlı kalarak faaliyet gösteren kurumlar, sürdürülebilir ekonomik büyümeye ve dolayısıyla insani gelişmeye değer katabilirler.

Gelişmiş ülkelerle karşılaştırıldığında; madenciliğimizin hammadde olarak  milli gelirdeki %1.5,   entegre ürünlerle birlikte %4civarındaki payı çok düşük düzeyindedir. Keza ihracat içindeki % 2.5lik payı da arzu edilen seviyede değildir. Sektörün istihdam seviyesine bakıldığında doğrudan 200.000 dolaylı olarak da
1 milyon  kişi civarındadır.

Bu veriler; mineral çeşitliliği ve potansiyeli  sunan bir jeolojik yapıya sahip Türkiye`de madenciliğin yeterince anlaşılamadığının göstergesidir. Halbuki sektöre her yıl yapılacak  bir milyar dolarlık yatırım ile 10 yıl içinde doğrudan ve dolaylı olarak bir milyon kişilik sürekli istihdam olanağı bulunmaktadır.

Öyle ise; mineral varlıklarımız;ulusal bir stratejik planlama ile  kurulacak entegre tesislerle, uç ürünler üretilerek değerlendirilmelidir.

Öte yandan, kalkınma süreci içerisinde olan ülkemizde; gerek mineral hammadde gerek enerji tüketim seviyeleri, gelişmiş ülkelerin çok gerisindedir. Bu husus dikkate alınarak, ülkemizde uygulanan politikalar çerçevesinde temel ilkeler belirlenmeli, kalkınmaya ve refah artışına paralel olarak bu değerler arttırılmalıdır.
Metalik maden ve endüstriyel hammadde açısından  önemli potansiyele sahip bir jeolojik ortamımız bulunmaktadır.

Maden  arama yöntemleri,  teknolojik gelişmelere koşut olarak, her geçen gün gelişmekte,sistematik etüd
ve aramalar sonucu rezerv  tahminleriteknik ve ekonomik boyutu ile pratikleşmektedir. Bu nedenle bir an önce kısa, orta ve uzun vadeli bir maden arama programı ile varlıklarımız belirlenmeli ve üretim sürecine sokulmalıdır..

Ülkemiz coğrafyası; jeolojik-tektonik etki nedeniyle yeterli hidrokarbon potansiyeline sahip görünmüyorsa da, Karadeniz ve Akdeniz “Münhasır Ekonomik Bölgelerini” de kapsayacak şekilde  petrol ve doğal gaz arama faaliyetleri sistematik bir yaklaşımla arttırılmalıdır.

Nükleer enerji hammaddeleri açısından uranyum ve toryum rezervleri belirlenerek, üretim teknolojileri konusundaki araştırmalara hız verilmelidir.  Jeotermal enerji alanında ise yeni sahaların keşfedilmesi, mevcut sahaların özellik, kapasite ve kullanım olanaklarının belirlenmesine yönelik çalışmalar artırılmalıdır.

Sonuç olarak,gerek hammadde gerekse enerjide bu ölçüde dışa bağımlı bir ülke düşünülemeyeceğinden, ülkemiz rezervlerininivedi bir programla belirlenerek, çevre dostu teknolojilerle uç ürünleri hedefleyen katma değer yaratacak tarzda üretimi sağlanmalıdır.

Stratejik önemi Orta Doğu'da yaşanan gelişmelerin ışığında her geçen gün çok daha net anlaşılan hammadde ve enerji ihtiyacının istikrarlı bir şekilde karşılanması, bu alandaki kaynakları azalmış bulunan Avrupa Birliği Ülkeleri ile ilişkilerimiz açısından da önem taşımaktadır.

Özet olarak, Ülkemiz sadece kendi ihtiyacı olan mineral ve enerjiyi temin etmek için değil, aynı zamanda, üyelik süresini de hızlandıracak bir yaklaşımla Avrupa Birliğinin de ihtiyacını önemli ölçüde karşılayacak bir sentez oluşturmalıdır. Bunun için de popülizmin vesayetine girmeden, siyaset üstü organizasyonlarla “Madencilik Rejimimiz” yeniden yapılandırılarak yönetilmelidir. 

YORUMLAR

  • 0 Yorum