Çoğu zaman düşünce üretirken aklımıza gelen onlarca fikri, ihtimali ve detayı süzgeçten geçiririz. Her düşünce aynı değerde değildir. Bazıları bizi sonuca yaklaştırırken bazıları yalnızca zihinsel bir gürültü oluşturur.
Bazen bu kalabalığın içinden asıl meseleyi hızlıca bulur, analiz eder ve doğru sonuca ulaşırız. Ancak her zaman bu kadar şanslı olmayabiliriz.
Öyle zamanlar gelir ki neyin gerekli, neyin gereksiz olduğuna karar vermekte zorlanırız. İşte o noktada en büyük hatayı yaparız: Fazlalıkları önemli sanmak…
Kararlarımızın kalitesi, sahip olduğumuz bilgi miktarıyla değil; gereksiz bilgileri ne kadar eleyebildiğimizle ilgilidir.
Bir makineyi düşünün. Gereğinden fazla parça, gereğinden fazla bağlantı ve gereğinden fazla karmaşıklık; verimliliği artırmaz, aksine arıza ihtimalini yükseltir. İnsan zihni de farklı çalışmaz. Fazla düşünce, fazla seçenek ve fazla endişe çoğu zaman bizi doğru karardan uzaklaştırır.
Hayatta, iş dünyasında ve ilişkilerde karşılaştığımız birçok sorunun temelinde aslında aynı soru yatar:
“Buradaki fazlalık nedir?”
Bazen fazla olan bir alışkanlıktır.
Bazen gereksiz bir korku…
Bazen de yıllardır taşıdığımız ama artık bize hizmet etmeyen bir düşünce biçimi…
Başarı çoğu zaman yeni şeyler eklemekle değil, gereksiz olanları çıkarmakla gelir.
Çünkü netlik; çoğaltmanın değil, sadeleştirmenin sonucudur.
Bugün karşılaştığınız herhangi bir soruna yeniden bakın ve kendinize şu soruyu sorun:
“Çözüm için daha fazlasına mı ihtiyacım var, yoksa fazlalıklardan kurtulmaya mı?”
Belki de aradığınız cevap, eklemeniz gereken şeylerde değil; çıkarmanız gerekenlerde saklıdır.



























