Kullanılmayan Beyin
Son yılların en popüler ifadelerinden biri: "Beyin çürümesi." Birçok insan aynı şikâyeti dile getiriyor. Dönemsel farkılılıkların çok hızlı olduğu son yılların önemli etkilerinden biri de aşırı odak bozulmaları.
Dikkatimiz dağılıyor. Uzun metinleri okumakta zorlanıyoruz. Uzun videoları seyredemiyoruz Bir konu üzerinde derinleşemiyoruz. Bir işe odaklanmak her geçen gün daha fazla enerji gerektiriyor. Günün sonunda ise zihnimiz yorgun ama garip bir şekilde üretimsiz hissediyoruz. Çünkü karmaşalar ve birşeyleri kaçırmamak duyguları oldukça arttı.
Bu duruma bir isim verilse ancak bu olabilir “Beyin çürümesi”
Aslında beynimiz çürümüyor.
Beynimiz sadece yeterince kullanılmıyor.
Modern dünyanın bize sunduğu sonsuz içerik akışı, zihnimizi sürekli tüketim modunda tutuyor. Ekranlar arasında gezinirken onlarca bilgiye maruz kalıyoruz ama çok azını işliyoruz. Okuyoruz ama düşünmüyoruz. İzliyoruz ama üretmiyoruz. Bilgiye ulaşıyoruz ama onu dönüştürmüyoruz.
Kitabı veya bir yazıyı okurken elinde kalem olup hatırlanması gereken yerlerin ve önemli olanların altını çizenleri artık göremiyoruz.
Beyin için asıl tehlike bilgi eksikliği değil; düşünce ve odaklanma eksikliğidir.
Çünkü insan zihni pasif tüketimle değil, aktif üretimle gelişir.
Tam da bu noktada uzun zamandır ihmal ettiğimiz güçlü bir araç devreye giriyor: Yazmak.
Çoğu kişi yazmayı yalnızca bir iletişim aracı olarak görüyor. Oysa yazmak, düşünmenin en görünür halidir.
Yazarken zihnimiz dağınık fikirleri toplamak zorunda kalır. Belirsiz düşünceler netleşir. Çelişkiler ortaya çıkar. Eksikler görünür hale gelir. Bir konuyu gerçekten anlayıp anlamadığımızı yazarken fark ederiz.
Yeşilçam filmlerinde yalnız başına sevgilisine “mektup” yazıp birşeyleri anlatırken o kâğıtları defalarca buruşturup atılan sahneleri unutmadık. Neden buruşturup atılır ki
Çünkü yazdıklarını beğenmezler ,kağıda dökülenlerin anlamlarından hoşlanmazlardı.
Bu yüzden yazmak, yalnızca fikirleri aktarmak değil, fikir üretmektir.
Birçok büyük düşünürün, bilim insanının ve liderin günlük tutması, notlar alması veya düzenli yazması tesadüf değildir. Çünkü yazı, zihnin spor salonudur, kas besleme istasyonudur.
Nasıl kullanılmayan kaslar zamanla zayıflıyorsa, kullanılmayan düşünme becerileri de körelir.
Bugün yaşadığımız dikkat dağınıklığının önemli bir kısmı bilgi eksikliğinden değil, düşünce pratiği eksikliğinden kaynaklanıyor olabilir.
Her gün birkaç dakika bile olsa yazmak bu nedenle güçlü bir zihinsel egzersizdir.
Bir toplantıda ne öğrendiğinizi yazın.
Okuduğunuz bir makaleden çıkardığınız sonucu yazın.
Çözmeye çalıştığınız bir problemi yazın.
Hatta ne düşündüğünüzü bilmediğiniz zamanlarda bile yazın.
Çünkü yazı çoğu zaman düşüncenin sonucu değil, başlangıcıdır.
Belki de "beyin çürümesi" dediğimiz şey, beynimizin yardım çağrısından başka bir şey değildir.
Daha fazla içerik istemiyor, daha fazla ekran istemiyor.daha fazla bildirim de istemiyor.
Beyin Sadece çalışmak istiyor.
Ve onu yeniden çalıştırmanın en etkili yollarından biri hâlâ elimizin altında duruyor:
Kalem, klavye ve birkaç satır yazı.
Sağlıklı bir yaşam güçlü beyinle olur


























