Duyduğum bu söz üzerinde biraz düşünce üretmek istedim.
Bana göre, bu söz yalnızca fiziksel yorgunluğu anlatmaz. İnsan değişiminin, dönüşümünün ve iyileşmesinin ne kadar karmaşık bir süreç olduğunu da anlatır.
Belki de günümüzde en büyük yanılgılarımızdan biri, bir gerçeği fark ettiğimiz anda onun hayatımızda etkisini kaybedeceğini düşünmemizdir. Sanki yılların yükü, bir anlık farkındalıkla ortadan kalkacakmış gibi davranıyoruz. Sanki yetişemeyecek gibi acele ederiz, ahata üstüne hata yaparız, sonra hayal kırıklıkları başlar, çökeriz.
Sanki, 30-40 yıldır içimizde kanayan bir yaranın nedenini bugün anladığımızda, onun yarın iyileşmesini bekliyoruz. Oysa yıllarca biriken acılar, alışkanlıklar, korkular ve savunma mekanizmaları, tek bir farkındalıkla yok olmaz. Anlamak iyileşmenin başlangıcıdır; kendisi değil.
Acaba anlamaya çalışıyor muyuz? sorusu aklıma geliyor
Kendimize karşı sabırsız olduğumuz kadar, çevremize karşı da sabırsızız.
Sevdiklerimize gerçekleri anlatıyoruz. Hatalarını gösteriyoruz. Doğruları sıralıyoruz. Sonra da değişmelerini bekliyoruz. Üstelik hemen...
Değişmediklerinde ise onları yargılıyoruz.
“Aptal”, “Cahil”, “Saygısız”, ‘’ Geri zekalı’’ ve belki de “Ne kadar da İnatçı.”…..
Sayar dururuz
Oysa belki de mesele anlamamak değil, dönüştürememektir.
Çünkü insan zihni bir şeyi kabul ettiğinde bile, davranışları aynı hızda değişmez. Akıl ikna olur, ama alışkanlıklar direnç gösterir. Kalp kabul eder, ama korkular geri çeker. İnsan çoğu zaman neyin doğru olduğunu bilir; fakat bildiği şeyi yaşayacak gücü henüz bulamamıştır.
Bu yüzden değişim, bilgi meselesinden çok zaman meselesidir.
Bir çocuğun yürümeyi öğrenmesi nasıl düşe kalka oluyorsa, yetişkinlerin de duygusal ve zihinsel dönüşümleri aynı şekilde gerçekleşir. Kimse yıllarca oluşturduğu düşünce kalıplarını bir günde terk edemez.
Belki de insan ilişkilerindeki birçok kırgınlığın temelinde bu gerçek yatıyor.
Karşımızdakinin henüz yolun başında olduğunu unutuyoruz.
Onun da kendi yaralarıyla mücadele ettiğini görmüyoruz.
Bizim ulaştığımız farkındalık noktasına onun da aynı hızla ulaşmasını bekliyoruz.
Oysa her insanın zamanı farklıdır.
Kimisi bir gerçeği duyduğu gün değişir.
Kimisi yıllar sonra aynı cümlenin anlamını kavrar.
Kimisi ise değişimin eşiğinde uzun süre bekler.
Bu yüzden gerçek sevgi, yalnızca doğruyu söylemek değil; değişimin zaman istediğini de kabul edebilmektir.
Kendimize karşı da, başkalarına karşı da biraz daha merhametli olmaya ihtiyacımız var.
Çünkü ruh gerçekten ister, daha iyi olmayı ister, iyileşmeyi ister, affetmeyi ister, değişmeyi ister.
Bitmez bu istekler, artarak devam eder
Fakat beden, alışkanlıklar ve geçmiş deneyimler bazen bu isteğin gerisinde kalır.
İşte insan olmanın en zor yanı da budur:
Gerçeği görmekle onu yaşayabilmek arasında geçen o uzun ve sabır isteyen yolculuk...
Hatta yaşınız geçer, vücut yaşlanır, kaslar azalır, yumuşar, ama beyin yaşlanmaz, ruh yaşlanmaz ve kendini hissettiği yaş sayısında durur.
Şunu yapalım, isteyelim, ama makul olsun,
İsteyelim ama kırmayalım,
İsteyelim ama karşıyı da düşünelim,
İsteyelim ama vermediklerinde düşmeyelim,
İsteyelim ama hayallerimizin bitmesine izin vermeyelim,
Düşmeyelim, kalkalım, yürüyelim, çünkü yürümekle yollar aşınmaz


























