Türkiye hükümeti, ABD ile ilişkilerde pragmatik bir yaklaşımı benimseyerek ülkenin ekonomik ve jeopolitik çıkarlarını korumayı hedeflemektedir.
Bu doğrultuda, Amerika Birleşik Devletleri başkanlık seçiminde kimin kazanacağı, Türkiye açısından ekonomik kazanç, diplomatik ilişkiler ve bölgesel güvenlik açısından önem taşır. Ancak her adayın kazanması durumunda Türkiye için hem fırsatlar hem de riskler söz konusudur. Türkiye, adayların farklı dış politika ve ekonomi yaklaşımlarını göz önünde bulundurarak, en iyi çıkarlarını koruyacak stratejik hamleleri planlamak zorundadır.
Trump’ın kazanması durumunda Ekonomik ve Askeri İş Birlikleri pozitif devam etse de yaptırım riskleri söz konusu olabilecektir.
Donald Trump’ın kazanması, mevcut Türkiye-ABD ilişkilerinin seyrinde belirli bir devamlılık sağlayabilir. Trump yönetimi, Türkiye ile askeri iş birliklerini önemseyen bir yaklaşım benimsemiş, Suriye ve Orta Doğu'daki stratejik ortaklığı desteklemiştir. Özellikle, NATO çerçevesinde Türkiye’ye daha fazla askeri harcama yapma baskısı uygulasa da, Türkiye’nin bölgesel güvenliğini ilgilendiren konularda daha esnek davranmıştır. Potansiyel Kazançlar; Ekonomik İş Birliği, Askeri Destek ve Orta Doğu Politikalarında etkiler açısından değerlendirilebilinir. Trump’ın serbest piyasa odaklı politikaları, Türkiye’nin ABD’ye ihracatını kolaylaştıracak yeni fırsatlar yaratabilir.
Çelik ve alüminyum üzerindeki vergilerde yapılacak bir gevşeme, Türk ihracatçılar için avantaj sağlayabilir. NATO ilişkilerinde Trump yönetimi Türkiye’nin güvenlik ihtiyaçlarına destek sağlamayı sürdürerek, ABD’den daha fazla savunma ekipmanı alımı veya teknolojik iş birliği için kapıları açık tutabilir ve ayrıca Trump, Orta Doğu’da İran’a karşı sert bir politika benimseyerek, Türkiye'nin bölgedeki güç dengesi açısından bir denge unsuru olmasına olanak tanıyabilir. Olası riskler ise Yaptırım Tehdidi ve Ticari Korumacılık alanlarında doğacaktır.
Trump’ın kazanması, Türkiye’nin Rusya’dan aldığı S-400 hava savunma sistemi nedeniyle ABD yaptırımlarıyla karşı karşıya kalma riskini artırabilir. CAATSA (Amerika'nın Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası) yaptırımları devreye girerse, Türkiye'nin ABD ile ekonomik ilişkileri ve savunma sanayi projeleri olumsuz etkilenebilir. Ayrıca Trump’ın korumacı ticaret politikaları, Türk ihracatçıları için belirli sektörlerde zorluklar yaratabilir ve ABD pazarında rekabet gücünü azaltabilir.
Harris’in Kazanması olasılığında Ticaret ve Yeşil Enerji Fırsatları doğarken İnsan Hakları ve Demokrasi Baskısı oluşabilecektir. Kamala Harris, küresel ticareti serbestleştirici ve çevresel sürdürülebilirliği destekleyen bir ekonomi vizyonuna sahiptir. Türkiye açısından bu durum, yeşil enerji projelerinde iş birliği fırsatları yaratırken, Türkiye'nin çevre politikalarını geliştirmesi için bir teşvik oluşturabilir.
Harris’in daha sosyal bir politika benimsemesi, Türkiye’nin ticaretini genişletecek bazı imkanlar sağlayabilir. Çevre ve Enerji Yatırımları ve Serbest Ticaret Fırsatları alanlarında potansiyel kazançlar sağlayabilecektir Türkiye. Harris, çevre politikalarına önem vererek yenilenebilir enerji ve iklim dostu projelere finansman sağlamayı teşvik etmektedir. Bu, Türkiye'nin rüzgar ve güneş enerjisi gibi yenilenebilir enerji alanlarında ABD ile iş birliği yapmasına olanak tanıyabilir.
Ek olarak, Harris’in ticaret konularında daha liberal bir yaklaşım sergilemesi, Türkiye'nin ABD'ye olan ihracatını kolaylaştırabilir. Serbest ticaret anlaşmaları veya gümrük vergilerinde esneklik sağlanması Türkiye'nin ihracat gelirlerini artırabilir. Riskler ise biraz daha kafa karıştırıcı olabilir Türkiye açısından. Demokrasi ve İnsan Hakları Baskısı yanında Orta Doğu ve Kürt Meselesi ana başlıklar olarak Türkiye gündemine oturabilir. Harris yönetimi, Türkiye'nin insan hakları ve demokrasi karnesine daha eleştirel yaklaşabilir. Türkiye’deki siyasi atmosfer ve ifade özgürlüğü konularında yapılabilecek eleştiriler, ilişkilerde gerilim yaratabilir.
Bu, ABD-Türkiye ilişkilerinde siyasi baskıya ve yaptırımlar riskine yol açabilir. Harris, bölgesel çatışmalarda daha çok diplomasiye dayalı bir politika izleyebilir ve bu da Türkiye’nin ABD’den beklediği askeri destek açısından belirsizlik yaratabilir. Özellikle Suriye’deki Kürt gruplarla ilgili hassasiyetler, Türkiye için potansiyel bir gerginlik kaynağı olabilir.
Hangi Aday Türkiye’ye Daha Fazla Kazandırır dersek, Trump’ın yeniden seçilmesi, Türkiye’nin savunma ve bölgesel güvenlik politikaları açısından kısa vadeli kazançlar sağlayabilir; ABD’den daha fazla askeri destek ve daha az doğrudan müdahale anlamına gelir. Ancak yaptırımlar ve ticari korumacılık riskleri, Türkiye’nin ekonomisi üzerinde baskı yaratabilir. Harris’in kazanması ise, Türkiye'nin yeşil enerji yatırımlarında yeni fırsatlar elde etmesine olanak tanıyabilir. Serbest ticaret politikaları ve çevre projelerinde iş birliği imkanı, Türkiye'nin ekonomik kazançlarını çeşitlendirebilir. Ancak demokrasi ve insan hakları konularında gelebilecek baskılar, siyasi tansiyonu yükseltebilir ve uzun vadeli ilişkilerde belirsizlik yaratabilir.
Her iki adayın kazanmasının getirebileceği fırsat ve riskler göz önünde bulundurulduğunda, Türkiye, pragmatik bir strateji benimsemelidir. ABD ile hem askeri hem de ekonomik ilişkilerini sürdürebilir bir zeminde tutarak, ülkenin çıkarlarını en iyi şekilde korumalıdır.
Ayrıca, yeşil enerji projeleri ve serbest ticaret anlaşmaları gibi fırsatları değerlendirmek için esneklik ve yenilikçi iş birliği politikaları geliştirilmelidir. İnsan hakları ve demokrasi alanında ise Türkiye, yapıcı bir tutum sergileyerek diplomatik yollarla çözüm arayışında olabilir.



























