Alper susar, Sultan cümleyi tartar; Defne dengeyi korur, Dora dünyayı hâlâ “oyun” sanır
Bazı rakamlar vardır… gündüz ekranda “istatistik” gibi durur, gece olup ev sessizleşince kapının arkasında ayakkabı sesi gibi duyulmaya başlar. Stephen King olsaydı, muhtemelen canavarı koridora koymazdı; bizim memlekette korku koridorda değil, haber bildiriminin titreşiminde yaşar. Titreyen şey telefon değildir; sinir sistemidir.
O gece de öyle oldu. Cari denge verisi düştü. Bloombergteki haber…
Alper, asker emeklisi. Anadolu’nun “her yere biraz uzak, her şeye biraz yakın” kasabalarında görev yapmış. Onun mesleği insana şunu öğretir: en büyük hata “çok konuşmak” değil; yanlış ihtimali ciddiye almamak.
Sultan, Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni. Kelimeyi, süs olsun diye değil; hakikatin yerini bulsun diye seçer. Anadolu’da kaç sınıf gördüyse, kaç hükümet gördüyse, kaç kriz gördüyse… hepsi onda aynı dersin alt başlığı: “Bu ülkede hayat, bazen cümleyle değil, fatura ile konuşur.”
Üç kızları var. Büyük ve küçük kızları finans dünyasında; ortanca kızları insan kaynaklarında. Üçü de dil biliyor. Evde bazen cümle Türkçe başlar, yarısında İngilizce bir tabir girer, sonunda Sultan “çocuklar kelimeyi israf etmeyin” diye gülerek kapatır. Beraberken mutlular, neşeliler—evet, şanslı taraftalar. Ama şanslı olmak, veriyi inkâr etmeyi gerektirmiyor. Şanslı olmak, veriye bakıp “tamam” deyip işi yönetebilmeyi gerektiriyor.
Torunlar iki tane. Defne ve Dora. Defne, psikoloji son sınıf. Sessiz, dengeli; konuşmadan önce bakar, bakmadan önce düşünür. Dora küçük, az az konuşmaya başlamış; çok hareketli, çok neşeli—çünkü henüz dünyanın “yetişkin ağırlığı”na tam uyanmamış. Dora için ekonomi, henüz bir kavram değil; bir yetişkin oyunu.
Alper telefonu eline aldı. Ekrandaki satırı bir kez okudu. Sonra bir daha. Komando filmlerindeki gibi “sertlik” değil bu; daha çok gerçek hayatta olan türden: içinden bir şey geçer, yüzünden geçmez.
“Şubat cari açık 7,5 milyar dolar,” dedi.
Sultan gözlüğünü düzeltti.
“Devam,” dedi. Bir öğretmen gibi değil; bir anne gibi. “Bakalım” dedi aslında, “bu hikâye nereden bağlanıyor.”
Alper okudu: Altın ve enerji hariç cari açık da açık veriyor. Dış ticaret açığı da zaten orada duruyor, eli belinde.
Sultan, edebiyatçı bir sarkazmla gülümsedi:
“Demek ‘suçlu hep enerji’ diyerek rahatlayamıyoruz. Güzel. Bu ülkede rahatlık, çoğu zaman ithal gelir.”
Defne sessizce yaklaştı. Dora ise “açık” kelimesini duyunca “kapı açık mı?” diye fırladı; evin içindeki komedinin adı Dora. Dora olmasa, ekonomi konuşan evlerde yüz kasları temelli kapanıyor.
Sultan, rakamları “okumaz”; yerleştirir. O yüzden hemen yıllıklandırılmış tabloya baktı. Çünkü aylık veri bir fotoğrafsa, yıllıklandırılmış veri filmin fragmanıdır. Yıllıklandırılmış cari açık büyümüş. Dış ticaret açığı hâlâ ağır. Ama Sultan’ın gözü tam o sırada hizmetler dengesine takıldı—çünkü orada nefes var. “Bak,” dedi, “hizmetler hâlâ çalışıyor. Turizm, taşımacılık… bu ülke hâlâ yolda.”
Alper pencereye yürüdü. Onun için manzara değil; risk haritası bu. Çünkü askerlik insana şunu öğretir: görünen düşman nadiren asıl tehdittir.
Sonra haberin en önemli yerine geldiler: finansman ve rezervler.
İşte burada Peter Drucker’ın ruhu eve girer. Drucker, en sevdiğim haliyle salonda dolaşır ve şunu fısıldar: “Ölçmediğini yönetemezsin.” Bizde de mesele tam bu: cari açık “ne kadar?” sorusudur; finansman “nasıl?” sorusu. “Nasıl?” sorusu cevaplanmadan, “ne kadar?”ın bir anlamı yok.
Sultan okudu: Finansmanda kredi katkısı güçlü. Portföy girişleri var. Ama rezervler geriliyor.
Alper bu noktada tek kelime söyledi:
“Tampon.”
Sultan tamamladı: “Tampon iyidir. Ama tampon her frenlemede incelir. Ve bazen fren yapmayı sevmeyen bir yolculuk yapıyoruz.”
Defne ilk kez net konuştu, sakin ama keskin:
“Belirsizlik artınca insanlar ‘kontrol hissini’ kaybediyor. Kontrol hissi gidince de yanlış şeyler devreye giriyor ve insan gereksizce bunları kontrol etmeye çalışıyor.”
Sultan gülerek Keynes’i masaya bıraktı; ama poster gibi değil, iğne gibi:
“Keynes ‘piyasalar irrasyonel kalabilir’ demişti. Ben de ekliyorum: Aile bütçesi irrasyonel kalamaz. Çünkü bütçe, duyguyla değil; ay sonuyla çalışır.”
Dora “ay sonu” kelimesini duyunca “ay!” dedi, sonra kahkahayı bastı. Dora henüz ay sonunu “ay” sanıyor; keşke hep öyle kalsa.
Şimdi… burada “haberdeki duruma nasıl yorum yapılır?” kısmını benim gibi uluslararası çalışmış biri olarak netleştireyim.
Bu veri bana şunu söylüyor: Cari açık, sadece enerji fiyatlarının hikâyesi değil; içerideki üretim–ithalat dengesinin ve dış ticaret yapısının da hikâyesi. Altın ve enerji hariç kalemde de açık olması, “sorunun tümü dışarıdan” diyemeyeceğimizi anlatıyor. Öte yandan hizmetler dengesinin güçlü fazla vermesi—özellikle seyahat ve taşımacılık kalemleri—Türkiye’nin hâlâ “döviz üreten damarının” çalıştığını gösteriyor. Bu iyi haber.
Ama finansman tarafındaki resim daha hassas. Kredilerin ağırlığı artarken rezervlerde net azalış görmek, “sistem yönetiliyor” demektir; ama “maliyetsiz” değildir. Bu, kısa vadede tamponla sürülen bir otomobil gibidir: gidersin, hızlanırsın, virajı alırsın… ama bir noktada lastiğe bakman gerekir.
Üstelik bu veriyi tek başına değil, dünya bağlamında okumak şart. Çünkü şu an Orta Doğu başlığı sadece jeopolitik değil; emtia fiyatlaması demek. ABD–İran gerilimi, İsrail hattı, Hürmüz çevresi… bunlar petrolün üzerine “risk primi” yazıyor. Risk primi artınca enerji faturası şişiyor. Enerji faturası şişince cari açık hassaslaşıyor. Hassaslaşınca da “tampon” daha sık konuşuluyor. Zincir böyle.
Tarihte bunun benzerini gördük mü? Gördük. 1970’lerde petrol şoku, yalnız fiyatı değil; ekonomilerin ruh halini değiştirmişti. 1990 Körfez Savaşı’nda petrol hızlı sıçradı, sonra geri geldi—ama o kısa sıçrama bile beklentileri bozdu. Bizde 2001 gibi örneklerde ise “güven”in nasıl bir gecede buharlaştığını gördük. Şimdi aynı filmin birebir kopyası değil bu; ama aynı yönetmenin elinden çıkmış gibi: gerilim yükselince, piyasa önce fiyatı oynatıyor; sonra insanın sinirini.
Bu yüzden Alperin gece konuşmayı az tutması normal. Çünkü bazı insanlar, ülkeyi sevdiklerini “yüksek sesle” değil; denge arayarak gösterir. Sultan ise iki cümle söyledi; ikisi de edebiyat değil, hayat: “Cari açık rakam değildir,” dedi. “Cari açık, bu ülkenin dışarıyla yaptığı alışverişin evin içine yansımasıdır.” Sonra ekledi: “Biz şanslıyız, çünkü birlikteyiz. Ama ülke de şansını kendi eliyle büyütmek zorunda: üretim, verimlilik, kurallılık ve güven.”
Defne Dora’ya baktı. Dora dünyanın hâlâ oyun olduğunu sanıyordu. Defne ise Dora’nın o neşesinde geleceği görüyordu. Geçmişin tekrarı ve ezberle, ismi değişse de değişmeyen yönetsel hileler vatandaşı üzüyor. Cari açık eve girdiğinde, kapıyı kim açtı diye sormaz. Ama evin içindeki akıl, kapıyı kilitlemeden önce pencereyi kapatmayı bilse bile ekonomideki dengesizlikte üzer.
Bu şartlarda evlatlarımız ve torunlarımıza bırakacağımız miras negatif bakiye vermeye eğilimli.
Cari açık rekor kırmasa da olurdu…



























