Bravo sevgili özel sektör, bravo ekonominin "can damarı" KOBİ’lerimiz! Yine rekor kırdınız! Ancak bu defaki rekor, pek madalya törenine layık değil.
TCMB’nin açıkladığı son verilere göre Mayıs 2025 itibarıyla özel sektörün yurtdışı borcu, yılbaşından beri tam 18,1 milyar dolar artarak 190,4 milyar dolar olmuş. Üstelik bu rakam 66 ayın, yani Kasım 2019’dan bu yana görülen en yüksek seviye. Tebrikler, istikrarınızı bozmamışsınız (!)
Özellikle uzun vadeli kredi borcu, 2024 sonundan bu yana 20,7 milyar dolar artarak 177,5 milyar dolara ulaşmış. Kısa vadeli borçta ise hafif bir düşüşle 12,8 milyar dolara gerileme görülmüş ama buna sevinmeyelim, çünkü uzun vadenin sırtımıza bindirdiği yük zaten yeterince ağır.
Peki, biraz geçmişe gidip Türkiye’nin özel sektör borçlanma macerasına bakalım. Hatırlar mısınız, 2002 yılında toplam yurtdışı borcumuz sadece 29 milyar dolar civarındaydı. Ekonomik reformlar, AB uyumları derken 2007'de bu rakam hızla 140 milyar dolara çıkmıştı. "Vay canına" dediğinizi duyar gibiyim. Ama durun, daha yeni başlıyoruz.
Yıl 2015’i bulduğunda 190 milyar dolar sınırını zorlayan özel sektörümüz, kur şokları ve döviz dalgalanmalarına rağmen "el yükseltmeye" devam etti. Pandemi sırasında bile yurtdışından kredi bulmakta pek zorlanmadılar. Döviz kurları rekorlar kırdıkça, borç yükümüz büyüdükçe büyüdü. Sonunda yine zirveyi gördük, işte karşınızda 190,4 milyar dolarlık bir gurur (!) tablosu.
Peki bu durumda ne olabilir? Tarih tekerrürden ibaretse (ki öyle görünüyor), bu yüksek borcun bedelini döviz kurlarındaki olası dalgalanmalarda ve faiz artışlarında ağır şekilde ödeyebiliriz. Özellikle KOBİ’ler açısından bu durum pek parlak sayılmaz.
Neden mi? Türkiye’de özel sektör borçlarının yaklaşık %60’ı dolar, %30’dan fazlası euro cinsinden. TL’nin değer kaybı demek, KOBİ’lerin ve orta ölçekli işletmelerin borcunun bir gecede katlanması demek. Hatırlatalım, geçmişte birçok şirket bu döviz şokları nedeniyle batmış ya da batma noktasına gelmişti. Yani o çok sevdiğimiz "tarihimizle gurur duyuyoruz" sloganı, maalesef burada pek işlemiyor.
Biraz daha ayrıntıya girelim ve işsizliğe bakalım. Son verilere göre Türkiye genelinde işsizlik oranı %13'ün üzerinde seyrediyor. Genç nüfusun işsizlik oranı ise çok daha vahim bir durumda, %25’leri aşıyor. Bu yüksek borçluluk ortamında, finansman maliyetleri arttıkça firmalar yatırım yapmak yerine borçlarını ödemeye odaklanıyor. Sonuç mu? İstihdam yaratamayan, küçülen ve sonunda kapanan şirketler zinciri.
2023–2025 arasında yaklaşık 35 binden fazla KOBİ’nin kapısına kilit vurduğu tahmin ediliyor. Sektörel bazda bakıldığında ise en büyük darbeyi imalat sanayi ve perakende sektörleri almış durumda. İmalat sektöründeki firmaların %40'ı finansal sorunlarla boğuşurken, perakende sektöründe iflas eden ya da ciddi sorun yaşayan firmaların oranı %35’i buluyor.
Üstelik vergiler de cabası. Vergi yükü, 2024'ten 2025’e geçerken %20’ye yakın arttı. Gelir yaratamayan işletmeler, borçlarını ödemek için daha fazla borçlanıyor, vergi ödemek için daha fazla zarar yazıyor. Bir çıkmaz döngü ki, ne döngü!
Yine de iyimser olmak isteyenlere minik bir hatırlatma yapalım. Eğer dünya ekonomisi toparlanır, döviz kuru gevşerse biraz rahatlarız belki.
Ama unutmamak gerek, dünya ekonomisi Türkiye’nin borç yüküne göre kendini ayarlamaz. O yüzden, bu borçla dans etmeye devam ettiğimiz sürece, acı gerçeklerle de yüzleşmeye hazır olmamız gerekiyor.
Sonuç mu? Görünen o ki, özel sektörümüz dışarıdan borç almayı, kendi üretimine ve öz kaynaklarına yatırım yapmaktan daha cazip buluyor. Sonrası ise hepimizin bildiği üzere, "aynı tas, aynı hamam." Umarım bu kez tarihten ders çıkarırız demek istiyorum ama pek umudum yok.
Bol şans Türkiye ekonomisi, ihtiyacın olacak!