Ağustos’un Çarkları: Tarih Tekerrür Etmez Ama Hatırlatır
Türkiye’de imalat sanayi kapasite kullanım oranı 2025 Ağustos ayında hem aylık hem yıllık bazda düşüş gösterdi. Çay molasında kısa bir sohbet, ardından üretim bandına doğru ağır adımlar. Ama bugün bir gariplik var: makinelerin yarısı çalışmıyor, diğer yarısı da sanki isteksiz dönüyor. O da biliyor, bantların yavaşladığı yerde önce mesailer kısalır, sonra maaşlar erir. Çarkların sesi azaldığında, ilk önce işçi duyar.
Takvim 26 Ağustos 2025’i gösteriyor. Normalde bu tarih bize destansı zaferleri hatırlatırdı. Bu yıl ise karşımıza çıkan başka bir tablo var: fabrikaların üçte biri boş, makineler yarım kapasiteyle dönüyor. Merkez Bankası’nın verilerine göre imalat sanayi kapasite kullanım oranı bu ay %73,6’ya geriledi. Bir yıl önce aynı tarihte bu oran %75,7 idi. Kulağa önemsiz gibi gelen bu iki puanlık kayıp aslında ekonomideki ritim kaybının ilk işaretlerinden biri.
Bunun ne anlama geldiğini tarih bize daha önce göstermişti. 2009’un Mart ayında kapasite kullanım oranı %60,8’e düşmüştü. O dönem küresel krizle birlikte bantlar durmuş, fabrikalar adeta kış uykusuna yatmıştı. 2001 krizinde de tablo farklı değildi; finansal fırtına reel sektöre uğradığında çarkların sesi kesilmişti. Bugün o seviyelerde değiliz ama tarihsel dipleri gördüğümüz için, %73’lük bugünkü oran bile insanın içini ürpertiyor.
Ağustos 2025’in fotoğrafı ise ilginç ayrıntılarla dolu. Yatırım malları %68,1’e geriledi. Yani sanayici “geleceğe güvenle yatırım yapayım” motivasyonunu kaybetmiş durumda. Dayanıklı tüketim malları %72,1, dayanıksız mallar %70,3 seviyesine indi. Türk halkı alışveriş sevdasıyla bilinir, ama görünen o ki şimdilik “idare ederiz” moduna geçmiş.
Alt sektörlere bakıldığında tablo daha da dramatik. Otomotiv %64,9’a düştü. Direksiyon boşta, motor susmuş gibi. Elektronik %68,4, tekstil %68,5 seviyelerinde. Sanayi devriminden çok, sanayi tatiline çıkmış gibiyiz. Öte yandan bir paradoks göze çarpıyor: tütün %85,9, kağıt %84,3, odun ürünleri %85 kapasiteyle çalışıyor. Yani sigaramız, defterimiz, sobamız tam gaz; ama araba ve televizyon üretiminde tökezliyoruz. Teknoloji çağında atılım iddiası olan bir ülkenin kâğıt ve tütün çağında yüksek performans göstermesi insana ister istemez ironik bir tebessüm ettiriyor.
Kapasite kullanımındaki bu düşüşün sebepleri de net. Küresel talepteki daralma, Avrupa’daki sanayi yavaşlaması, içeride ise yüksek enflasyon ve faiz arasındaki ince ip cambazlığı… Fabrika yöneticisi makineleri çalıştırmadan önce kendi kendine soruyor: “Üretim yapsam kâr mı ederim, zarar mı?” O soru işaretleriyle düğmeye basmak giderek zorlaşıyor.
Ancak işin en ironik yanı başka: Sanayi çarkları yavaşlıyor, ama siyasi söylemler hâlâ tam kapasite çalışıyor. Tezgâhların ışıkları sönmüşken kürsülerde projektörler hiç kapanmıyor. Fabrikalarda üretim düşerken, söylem bantları 7/24 mesai yapıyor.
Peki Eylül ve sonbahar aylarında bizi ne bekliyor? Eğer bu tempo devam ederse, 2025’in son çeyreğinde büyüme rakamlarında bariz bir yavaşlama göreceğiz. Üretim yarım kapasite çalıştıkça ihracat zayıflayacak, iç talep zaten kemer sıkıyor, yatırım iştahı da kaybolmuş durumda. Böyle bir tabloda sanayi üretimi daha fazla düşerse, işsizliğin kıpırdanmaya başlaması sürpriz olmayacak. Aksi senaryoda ise küresel talepteki bir toparlanma ve içeride faiz-enflasyon dengesinin biraz nefes aldırması, bu %73’lük seviyeyi yeniden %75-76 bandına çıkarabilir.
Ama şunu unutmamak gerek: Türkiye’nin fabrikaları tarih boyunca hep yeniden ayağa kalktı. 2001’de de 2009’da da çarklar durmuştu; sonra yine dönmeye başladılar. Belki de bugünkü tabloyu bir “nefeslenme” olarak okumak daha doğru. Yine de temkinli olmakta fayda var; çünkü tarihin bize öğrettiği tek şey, çarkların sesini ilk duyanın işçi olduğu, son duyanın ise siyasetçi olduğudur.
26 Ağustos 2025 itibarıyla mesaj net: “Çalışıyoruz ama yarım kapasiteyle.” Önümüzdeki aylarda bu cümlenin ya “çalışıyoruz tam kapasiteyle” diye düzeltilmesini umacağız, ya da “çalışıyoruz ama daha da yarım kapasiteyle” diye ağırlaşmasını izleyeceğiz.



























