Ortadoğu Cayır Cayır Yanıyor, Bizde Hesap Makinesi Isınıyor – Ter İçindeyiz
Ortadoğu’daki siyasi tansiyon, yine tüm dünyayı diken üstünde tutuyor. İsrail’in İran’la yaşadığı gerilim sadece iki ülke arasında kalmıyor; doğrudan enerji fiyatlarını, lojistik rotalarını ve dolayısıyla küresel ticareti etkiliyor. İran’ın zaman zaman dile getirdiği “Hürmüz Boğazı’nı kapatırız” resti, dünya petrolünün üçte birinin geçtiği ana damarın tıkanması demek. Bu ne demek? Petrol fiyatları uçar, navlun fiyatları zıplar, döviz kuru kıpırdamaya başlar, enerji maliyeti katlanır. Ve tüm bunlar, bizim gibi üretici, ihracatçı ve KOBİ dostu ülkelerde taşın altına elini koyan herkesin hayatını doğrudan etkiler.
Bu krizin etkilerini sadece haber bültenlerinde değil, ithalat faturalarında, ham madde siparişlerinde, TL bazında sürekli değişen maliyetlerde hissediyoruz. Üstelik işin kötü tarafı, bu tür jeopolitik krizlerde ne zaman ve nasıl sonuç alınacağı öngörülemiyor. Dolayısıyla ‘biraz sabredelim geçer’ stratejisi, artık bizi taşımaz. Harekete geçmek şart!
Ve şimdi esas meseleye gelelim…
Dış ticaret yapan dostlarım; ya da daha doğru ifadeyle “bizim gibi” dövize, ham maddeye, enerjiye bağımlı üretici can yoldaşlarım… Sıcaklar bastırdı diyeceğim ama esas sıcak Orta Doğu’da. İsrail bir yandan İran’ı dürtüklüyor, İran misillemeyle boğazları kapatmakla tehdit ediyor, ABD kendi klasik “barış getirme bombardımanları”yla devrede. Olaylar sinema filmi gibi, ama bilet fiyatı bizim enflasyon.
Bakın, biz burada mazotla, elektrikle, girdi maliyetiyle uğraşırken Brent petrol 110 dolara göz kırpıyor. Petrol arttı mı her şey artıyor; buzdolabı da, vida da, saç kurutma makinesi de. Bir de üreticiysen işin iyice zor. Lojistik fiyatı zamlanıyor, müşteriye gönderdiğin konteynerin maliyeti tekliften daha değerli hale geliyor. Bu ne biçim denklem?
KOBİ’ler için bu ortamda ayakta kalmak kelimenin tam anlamıyla cambazlık. Önce ip cambazıydık, şimdi iğne deliğinden geçiyoruz. Bankalara koşuyorsun, döviz kredisi verme hevesi yok. TL krediye yöneliyorsun, faiz yüzde ellilerde. Hani espri gibi duruyor ama değil. Yalnızca üretip satmak yetmiyor artık, biraz da kahin olman lazım – yoksa üç ay sonra sipariş tesliminde zararına iş yapıyorsun.
Peki ne yapmalı? Önce sakin olmalı. Bizim milletin kriz refleksi iyidir ama bu sefer başka bir hazırlık lazım. Önce nakit akış planı. Zaten ‘nakit kraldır’ klişesini yeterince duyduk ama bu ara nakit resmen padişah oldu. Dövize endeksli maliyetleriniz varsa hedge etmekten çekinmeyin. Kur korumalı mevduat kadar korumalı başka şey yokmuş gibi davrananlara aldanmayın. İşinize özel gerçek çözümler üretin.
Enerji maliyetlerinizi sabitlemeye çalışın. Bazı elektrik tedarikçileri orta vadeli sabit fiyatlı anlaşmalar sunabiliyor, değerlendirin. Girdi tedarik zincirlerini çeşitlendirmek, yani ‘A firma zam yaptıysa B planım hazır’ demek şart oldu. Eskiden ‘B planı’ süs gibiydi, şimdi bir numaralı silah.
Müşteri önceliği değişti, fiyat stabilitesi talep ediyorlar. Bu yüzden fiyat teklifleri artık 1 hafta geçerli yazılmalı. 1 ay yazan zaten kendine zarar yazıyor. İhracat yapanlar içinse ilginç zamanlar: euro-dolar dengesi, sipariş önceliği, ham madde tedarik süreleri derken “çakma lojistikçi” olduk. Gümrükteki memurla samimiyet oranınız başarınızı belirliyor olabilir.
Velhasıl kelam, biz bu filmi daha önce de izledik ama her seferinde senaryoya bir şeyler ekliyorlar. Jeopolitik riskler sizin işiniz değil, ama önlem almak sizin sorumluluğunuz. Üretmeye devam edelim ama gözümüz kulağımız da açık olsun. Çünkü İsrail İran’ı vurduğunda, biz burada neden poliüretan contasına %18 zam geldiğini anlamaya çalışıyoruz.



























