Raporlarda iyimserlik, mutfakta ise bakkal defteri enflasyonu.
Uluslararası raporlar son günlerde Türkiye için peş peşe olumlu sinyaller verdi. Fitch ülkenin kredi notunu B+’dan BB-’ye yükseltti. EBRD büyüme tahminini 2025 için %3,1’e çıkardı. Goldman Sachs ise yıl sonu enflasyon tahminini %27’den %29’a, politika faizini %35,5’tan %37’ye revize etti. Kulağa umut verici geliyor. Ama mesele şu: Uluslararası raporlardaki iyimser rakamlarla, vatandaşın markette gördüğü fiyatlar arasında koca bir uçurum var.
Notların Anlamı
Fitch’in BB- notu, karnedeki kırık notun bir puan yükseltilmesi gibi. 2013’te Türkiye BBB- seviyesine çıkarak “yatırım yapılabilir ülke” olmuştu. O yıl kişi başına gelir 12.500 dolar, enflasyon tek haneli, işsizlik %9’un altındaydı. Bugün kişi başına gelir hâlâ 12 bin dolar civarında, enflasyon %51,97, işsizlik ise %9,6. Yani not artışı, geçmişin zirvesine kıyasla hâlâ çok altta.
Kredi notu artışı kime yarıyor? Öncelikle Hazine’ye. Çünkü Eurobond ihraçlarında faiz birkaç puan aşağı iniyor. Büyük şirketler de daha düşük maliyetle borç bulabiliyor. Ama vatandaş için? Banka kredileri hâlâ %50’lerde, konut kredisi hayal, ihtiyaç kredisi bile lüks.
Tahminlerin Çelişkisi
EBRD’nin büyüme tahmini (%3,1) aslında Türkiye’nin son 20 yıllık ortalamasının (%5 civarı) çok altında. Yani bu, “ılımlı bir toparlanma” beklentisi. Goldman Sachs’ın tahminleri ise bir başka çelişkiyi gösteriyor: Hükümet 2025 için enflasyonu %17,5 hedefliyor, Goldman %29 öngörüyor. Hedefle tahmin arasındaki 12 puanlık fark, aslında piyasanın Ankara’nın programına ne kadar güvenip güvenmediğini anlatıyor.
Tarih bize bu tür tahminlerin hep iki ayrı yüzü olduğunu gösterdi. 1994 krizi sonrası IMF programlarında da büyüme %4 öngörülmüştü; ekonomi -%6 daralmıştı. 2001 krizi sonrası raporlar temkinliydi; Türkiye ise 2002–2007 arasında %7 ortalama büyüdü. Yani uluslararası kurumların tahminleri, her zaman sahadaki gerçeklerle tam örtüşmüyor.
Tarihsel Benzerlikler
2001 sonrası dönemi hatırlayalım. Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı ile sıkı para politikası uygulanmış, kısa vadede enflasyon düşmüş, notlar hızla yukarı çıkmıştı. Ama bu süreç ağır bir işsizlik ve iflas dalgasıyla bedel ödenerek yaşandı. Bugün de benzer bir tablo var: Enflasyon düşüyor gibi görünüyor, ama büyüme yavaşlıyor, işsizlik riski artıyor.
2018 döviz krizinde ise tam tersi yaşandı. Faiz indirimleriyle kısa vadede büyüme pompalanmış, ama enflasyon patlamış, notlar hızla düşmüştü. Yani Türkiye’nin ekonomi tarihindeki her yol ayrımı, bugünkü tartışmalara benzer.
Senaryolar
Olumlu Senaryo: Fitch’in not artışı, yabancı sermaye girişini hızlandırır. Döviz kuru stabil kalır, enflasyon aşağı iner. Türkiye 2025’te %4 büyüme yakalar.
Olumsuz Senaryo: Sıkı para politikası erken gevşetilir, güven kaybolur. Enflasyon yeniden yukarı fırlar, notlar tekrar düşer. Bu durumda 1994 ve 2018 döngüleri yeniden yaşanır.
Ara Senaryo: Not artışı sınırlı sermaye girişine yol açar, büyüme %3’te kalır. Enflasyon %25–30 bandında sıkışır. Türkiye ne kriz ne de başarı hikâyesi yazar; sürünme dönemi uzar.
Halkın Karnesi
Uluslararası raporların hepsinde ortak bir nokta var: “Türkiye doğru yolda ama riskler yüksek.” Bu cümle, vatandaşın mutfağında “fiyatlar artmaya devam ediyor” anlamına geliyor. Çünkü enflasyon resmî olarak %51,97 olsa da, kirada %200, gıdada %120. Yani raporlar “istikrar” derken, vatandaş hâlâ pazarda filesini dolduramıyor.
Sonuç
Fitch’in notu, EBRD’nin tahmini, Goldman Sachs’ın revizyonu… Bunların hepsi uluslararası raporların satırlarında kaldığı sürece bir anlam ifade eder. Ama sokaktaki vatandaş için en güvenilir rapor hâlâ bakkal defteridir.
Uluslararası notlar umut satabilir; ama gerçek enflasyon mutfakta ölçülür.
Not: Bu yazıda yer alan görüşler yazarın kişisel değerlendirmeleridir. Hiçbir şekilde yatırım tavsiyesi niteliği taşımaz. Burada yer alan ekonomik veriler kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; doğrulukları bağımsız olarak teyit edilmelidir. Yazıda yer alan yorumlar herhangi bir kişi, kurum ya da şirketi suçlama, hedef gösterme veya itham etme amacı taşımaz. Metin yalnızca genel ekonomik analiz ve kamuya açık politik gelişmeler üzerine yapılmış bir düşünce egzersizi niteliğindedir.



























