Serhan, eski bir bürokrat olarak devletin içinde yıllarca ekonomi yönetimine yakından şahit olmuştu.
Birkaç yıl önce emekli olmuş, elinde kalan birikimle şık bir İtalyan restoranı açmıştı. Aslında ekonomiyi iyi biliyordu ama yıllarca başkalarının parasını yönetmekle yetinmiş, kendi parasını yönetme işini bir profesyonele bırakmaya karar vermişti. İşte bu yüzden Kaan’la tanıştı.
Kaan, finansal danışmandı. Kendi kendini ‘parayı seven ama ona âşık olmayan’ biri olarak tanımlıyordu. "Para bir araçtır Serhan’cığım, aşk yaşanmaz, yönetilir!" derdi her fırsatta. Serhan, Kaan’ın bu rahat tavırlarına bazen sinir oluyordu ama adam işini biliyordu, inkâr edemezdi.
Bir gün restoranda otururlarken, Serhan haberleri açtı. "Merkez Bankası yine faiz indirdi. Dolar zıpladı. Borsa düştü. Millet yine aç." dedi, çatalını tabağına vurarak.
Kaan makarnasından bir yudum aldı ve gülümsedi. "Vay be, ne sürpriz ama! Yıllardır aynı senaryoyu izliyoruz. Faiz indirimi açıklandı, piyasalarda ani tepkiler oluştu, ama sokak yine kayıtsız."
Serhan gözlerini devirdi. "Yahu ben bunu anlamıyorum Kaan. Teoride faiz düştü mü, kredi ucuzlar, yatırım artar, ekonomi canlanır. Ama bizde öyle olmuyor. Şimdi bana bunun nedenini anlat da göğsümde bir rahatlama olsun."
Kaan omuz silkti. "Çünkü bizde ekonomi yönetimi bir nevi evliliğe benziyor Serhan’cığım. En başta çok güzel başlıyor, her şey yolunda gibi görünüyor. Sonra yavaş yavaş gerçekler ortaya çıkıyor, borçlar birikiyor, döviz kuru ‘bugün ne kadar’ diye sorulmadan yaşanamaz hale geliyor. En sonunda ‘faiz indirdik, her şey düzelecek’ diyorlar, ama olan yine vatandaşa oluyor."
Serhan başını salladı. "Ben bürokrasideyken de böyleydi. Bak hatırlıyorum, 2001 krizinde de önce bankalar gitti, sonra döviz fırladı. İnsanlar sabah 1 TL’ye aldığı ekmeği akşam 2 TL’ye bulamaz hale geldi. Sonra 2008 krizi geldi, bu kez faizleri artırarak önlem almaya çalıştılar, piyasada yaprak kıpırdamadı. Şimdi de faiz düşürüyoruz ama yine kimse mutlu değil. Ne yani, her seferinde aynı hatayı mı yapıyoruz?"
Kaan omuzlarını silkerek gülümsedi. "Hatayı tekrar etmiyoruz Serhan’cığım, hatayı geliştiriyoruz! Bak, 2018’de de faiz indirildiğinde ne olmuştu hatırlıyor musun? Dolar bir gecede %15 fırladı. 2021’de tekrar denediler, bu sefer borsa sert düştü. 2023’te yine faiz indirdiler, döviz rezervleri hızla eridi. Şimdi 2025’te de aynı filmi izliyoruz. Ama asıl mesele şu: Sokaktaki insan bu düşüşü niye hissetmiyor? Çünkü zaten cebindeki paranın alım gücü çoktan azaldı. Bir şeyin etkisini hissetmek için önce onu gerçekten sahiplenmek gerekir, değil mi?"
Serhan düşündü. "Yani diyorsun ki, ekonomi halktan o kadar koptu ki, artık merkez bankasının kararları insanları etkilemiyor bile?"
Kaan gülümsedi. "Aynen öyle. Şimdi sana eğlenceli bir benzetme yapayım. Ekonomi, yolda giden bir araba gibi. Eskiden faiz kararları gaz ve fren gibiydi. Bastın mı hızlandı, çektin mi yavaşladı. Ama biz o kadar çok el frenine asıldık, motoru o kadar yorduk ki artık pedala bassan da araba tepki vermiyor. Motor yanmış Serhan’cığım. Şimdi gidip yeni motor alacak hâlimiz de yok, çünkü döviz kuru yüzünden fiyatlar uçmuş durumda!"
Serhan derin bir iç çekti. "Peki benim gibi başarılı işletmeciler ne yapacak? Ben İtalyan mutfağı sunuyorum Kaan, dolar bazında fiyat belirleyemem ki!"
Kaan, elini Serhan’ın omzuna koydu. "Sana pizza mı satmayı öğreteyim, yoksa dolar bazlı pizza satmayı mı? Belki QR kodla döviz cinsinden ödeme alırsın!"
Serhan gözlerini devirdi. "Hadi oradan!"
O gün, iki dost uzun uzun konuştular. Ekonomi aynı ekonomiydi, kararlar aynıydı, piyasa reaksiyonları tanıdıktı. Ama bir fark vardı: Serhan artık olan bitene şaşırmıyordu. Ve belki de en önemlisi buydu: Ekonomi değişmiyorsa, ona bakış açımız değişmeliydi. Kaan bunu eğlenceli anlatıyordu, Serhan ise alışmaya çalışıyordu.
Yemekler bitti. Ama konuşmalar bitmeyecekti. Çünkü ekonomi, sonsuz bir döngüydü ve her faiz indirimiyle birlikte yeni bir hikâye yazılıyordu.


























