Araba kullanmayı yeni öğrenen bir sürücüyü düşünün. Bir ayağı gaz pedalına basarken, diğer ayağı freni sonuna kadar sıkıyor.
Araç ya gitmez ya da motor zorlanıp sonunda pes eder. İşte Türkiye ekonomisinin durumu tam olarak bu. Bir tarafta tüketim hızla artıyor, diğer tarafta faizler yüksek tutulup harcamalar frenlenmeye çalışılıyor. Ekonomi adeta hem gaza basıp hem de frene abanıyor.
Son aylarda tüketimdeki artış, ekonomistlerin bile kafasını karıştıracak boyutta. Perakende satışlar Mayıs'ta yüzde 17,7 artarken, tüketim sanki bir festival havasında. Ancak aynı dönemde faiz oranları yüzde 43-46 bandında seyrediyor. Yani tüketiciler "harcayalım, daha sonra düşünürüz" modundayken, ekonomi yönetimi "aman dikkat, frene basın" diyor.
Temmuz ayında bu ikilem daha da belirginleşti. Haziran’daki bütçe açığı 330 milyar TL'ye ulaşınca, Merkez Bankası faiz politikasında sıkı duruşunu korudu ve ekonomiye yüksek faizle "dur" mesajı verdi. Ancak vatandaş bu mesajı pek aldırmadı. Tatil bölgeleri dolup taştı, mağazalar rekor cirolara ulaştı ve kredi kartı kullanımı tavan yaptı. Yani ekonomi yönetimi frene bastıkça vatandaş gaza yüklenmeye devam etti.
Peki bu durumda motor ne kadar dayanır?
Daha önce benzer durumlar pek çok kez yaşandı. Örneğin, 1990'larda Türkiye yine yüksek faiz-yüksek tüketim ikilemine düşmüş ve sonunda 1994 ekonomik krizini yaşamıştı. 2001'de ise yine benzer bir ekonomik senaryo sonrası yaşanan büyük kriz, gaz ve fren arasındaki dengenin ne kadar hassas olduğunu göstermişti.
Ağustos 2025 itibarıyla ekonomideki bu ikilem daha eğlenceli ve ironik bir hale gelmiş durumda. Ekonomi yönetimi "tasarruf edin" dedikçe vatandaş, "aman enflasyon artacak, şimdi harcayalım" diyor. Bankalar kredi musluklarını kısmaya çalışırken, tüketici kredi kartıyla kendi musluklarını açıyor.
Öyle görünüyor ki Temmuz ayında ekonomide yaşanan gelişmeler, bu çelişkinin derinleştiğini gösterdi. Faiz oranları yüzde 46’yı zorlarken, tüketici güven endeksi hâlâ yüksek seyrediyor ve harcamalarda hiçbir düşüş yok. Bu noktada herkesin aklındaki soru şu: Ekonomi ne kadar daha bu çelişkili durumu sürdürebilir?
Eğlenceli tarafı bir yana, gerçek şu ki; ekonominin bu ikilemden zarar görmeden çıkması için ciddi bir denge politikası gerekiyor. Aksi takdirde yüksek faizlerin frenlediği ekonomik büyüme ile tüketimin hızlandırdığı enflasyon arasındaki gerilim, kaçınılmaz olarak bir patlama noktası yaratacaktır.
Belki de şimdi yapılması gereken şey, ekonominin gazını biraz azaltıp, fren pedalını daha dikkatli kullanmak olabilir. Ancak Türkiye gibi sürprizleri seven bir ülkede, ekonominin gaz-fren dansının daha ne kadar süreceğini kestirmek zor. Yine de bu dansın sonu eğlenceli olmayabilir.
Şimdilik hep birlikte izleyelim ve bekleyelim. Ama unutmayalım, direksiyonu tutanların gaz ve fren arasındaki dengeyi iyi ayarlaması şart. Yoksa arabadan önce ekonomi yolda kalabilir ve o zaman yardım çağıracak kimse kalmaz.



























