Bir cuma sabahıydı. Organize sanayi bölgesindeki çaycı İsmail, her zamanki gibi sabah saat sekizde ocağını açtı. Üç numaralı bloktan gelen ilk müşteri, savunma sanayii için plastik muhafaza kutuları üretip Aselsan’a tedarik sağlayan küçük bir atölyenin ustabaşısıydı.
Elinde telefon, yüzünde şaşkınlıkla “Borsada savunma hisseleri patladı yine” dedi. Çaycı İsmail için hisse senediyle ilgili duyduğu her haber, artık demlediği çay kadar sıcak ve alışıldık bir gündemdi.
Peki bu çıkışlar, KOBİ’lerin reel gündemine nasıl yansıyor?
Türkiye, geçtiğimiz haftalarda 6.5 milyar dolarlık savunma sözleşmesi ile “Çelik Kubbe” adlı hava savunma sistemini yerli üretimle güncelleyeceğini açıkladı. Roketsan, Aselsan ve TÜBİTAK SAGE gibi ana yükleniciler ön planda yer alırken, tedarik zincirinde yüzlerce taşeron KOBİ de bu projelere parça, yazılım, kablo, test cihazı, kalıp, ambalaj veya destek ekipmanı sağlıyor.
Ancak burada bir kırılma başlıyor. Çünkü bu devasa sözleşmelerin çoğu, sadece birkaç büyük sanayi grubunun alt yüklenicilik bağlantıları üzerinden ilerliyor. 2019’dan bu yana savunma sanayiinde faaliyet gösteren KOBİ sayısı %22 artarken, aynı dönemde kamu ihale süreçlerine katılabilen KOBİ oranı sadece %5 artış gösterdi. Yani pastaya daha çok KOBİ yaklaşsa da, dilimler aynı isimlerde kalıyor.
Savunma sanayiine yönelen bu büyük kamu kaynakları, ülkenin toplam yatırım kapasitesini de şekillendiriyor. Türkiye'nin 2026 bütçesinde garanti ödemeleriyle birlikte savunma projelerine ayrılan toplam tutar 113 milyar TL’yi aşıyor. Aynı dönemde KOBİ destek programlarına ayrılan bütçe, KOSGEB dahil toplamda sadece 31.4 milyar TL.
Bu dengesizlik, küçük işletmelerin rekabet gücünü değil, ayakta kalma şansını bile zorluyor. Çünkü savunma sanayiinde doğrudan proje alamayan ama sektörün genel maliyet artışlarından etkilenen yüzlerce tedarikçi var. Hammadde fiyatları savunma sektörü kaynaklı olarak artarken, tekstilciden ayakkabıcıya kadar birçok küçük üretici bu artışı fiyatlarına yansıtamıyor. Kasım 2025 itibarıyla sanayi elektriğine gelen toplam yıllık zam %103’e ulaşmış durumda. Bu zamların, dev savunma projelerine “katlanabilir maliyet” olarak görülmesi mümkünken, küçük atölye için bu zam iflas sınırını işaret ediyor.
Türkiye’nin savunma teknolojilerine yaptığı yatırımlar, küresel jeopolitik denklem açısından elbette önemli. Ancak unutulmaması gereken şu: Jeopolitik itibarla ekonomik kapsayıcılık arasında doğrudan bir ilişki var. Güney Kore örneği bunun en çarpıcı kanıtı. Seul, 2000’lerden itibaren savunma projelerinde kamu-özel işbirliği modelini tabana yayarak KOBİ’lerin üretim ağlarına entegre olmasını sağladı. Bugün Güney Kore savunma sanayiinde toplam üretimin %47’si KOBİ’lerce yapılıyor. Türkiye’de bu oran %18’i geçemiyor.
Çaycı İsmail’in gözlemlediği gibi, hisse senetleri yukarı çıkıyor olabilir. Ama o çayın altını harlayan ateş, sadece büyük şirketleri ısıtıyor. Atölyelerin sobası ise odunsuz kalıyor. Türkiye'nin “Çelik Kubbe”si, gökyüzünü koruyabilir. Ama yere yakın uçan, iç pazara çalışan, krediye muhtaç küçük işletmelerin üstünü örtecek başka bir sistem gerekiyor.
Not: Bu yazı yatırım tavsiyesi değildir. Sadece kamuya açık verilere ve güncel gelişmelere dayalı ekonomik bir değerlendirme içerir.


























