"Kutsal" asgari ücret: kimi kurtarır, kimi ve neyi pas...
Reklam
Bülent SOYLAN

Bülent SOYLAN

DERİN

"Kutsal" asgari ücret: kimi kurtarır, kimi ve neyi pas geçer?

25 Mayıs 2019 - 09:56

“Kutsal” asgari ücret:  kimi kurtarır, kimi ve neyi pas geçer?
 
“Asgari ücret” uygulaması, Milattan önceki üçbin beşyüz- dört bininci yıllara, yani taa Sümerler
dönemi kadar eskilere dayandırılıyor.
 
Kazılarda, askerlere ve kölelere verilecek yiyeceklerde işin bir standardı olsun diye belirli
ölçekteki yiyecek kaplarının kullanıldığı görülmüş ya da görülenler öyle yorumlanmış.
Bu uygulama daha sonra Romalılarda da vardı deniyor.
Nedeni, “yukarıdakiler” ya da “çalıştıranlar” tamahkarlık edilip asker ve kölelere verilen yemeğin
standardını düşürmeye niyetlenirse, o kitlelerde bir büyük tepki, bir patlama olmasını
önleyebilmek olmalı.
 
Daha da yakın tarihlere geldiğimizde, asgari ücret’in 1890’larda Avustralya ve Yeni Zelanda’da
uygulanmaya başlandığı, sonra da Avrupa’dan başlayarak tüm dünyaya yayıldığı görülüyor.
Uluslararası Çalışma Örgütü İLO bu işin esaslarını 1928 yılında belirlemiş. Biz de ilk defa 1974’de
onaylayıp aslında daha da öncesinde 1969 yılında uygulamaya koymuşuz.
Ve… bu günlerde bizde 6,5 milyon Asgari ücretli, ama en az bir o kadar da, bu asgari ücretle
adam çalıştırıp iş yapabilecek “babayiğitler” bulunamadığı için “boşta gezenler” yani bir işsiz
ordusu var.
*
Peki, bu asgari ücret uygulaması gerçekten de bir sosyal politika, bir bölüşümde adalet
düşüncesine ya da patronların acıma duygusuna mı dayanıyor?
Hiç sanmıyorum. Çünkü “muktedirlerin” ne milattan öncesinin esir ve köleleri, ne Avustralya’daki
maden işçileri için adaletli bölüşüm konusunda öyle “halisane” bir fikri olamaz. Zaten
“çalıştıranların” kendi kölesine, esirine ya da Avustralya’daki madenlerde köle gibi çalıştırdığı
işçisine bir tas çorba vermekle gerçekten de üretilenler üzerinden adaletli bir bölüşümün
sağlanmayacağı ortada değil mi?
 
Haydi, en azından o dönemler için söyleyelim; 
Sunumu ne olursa olsun, bu işin temel dayanağı, çalıştıranların tamahkarlığına bir sınır getirilip
kitlesel tepkilerin, isyanların önüne geçilmek istenmesi olmalı.
*
Gelelim bu güne…
Binlerce yılda ekonomi de gelişip değişince, tabii ki adam çalıştırma ve onların karnını doyurma
usulü de şekil değiştirdi ve o eskilerdeki imparatorlar, krallar ya da sömürgecilerin yerini bu
zamanlardaki kapitalistler aldı..
Şimdi de birileri birilerini çalıştırıyor ve en büyük kazancı elde edebilmek için; kazancı onlarla
eşitçe paylaşmak yerine kendilerini isyan ettirmeyecek kadar bir şeyler vermek zorunluluğunu
duymuyor mu?
 
Tabii ki böyle bir zorunluluğu duyuyorlar. Çünkü “kapitalizmin” tanımında da, özünde de bugüne
kadar hiçbir zaman “yaratılan değerin çalışanla adaletli bir biçimde paylaşılması” diye bir “hesap”
ya da “duygu” olmadığı gibi bundan sonra da olması mümkün değil.
Peki o zaman kibarca “piyasa düzeni” denen şu kapitalizmde neden “asgari ücret” diye bir
uygulama var?
 
Tabii ki adaletli bölüşüm duygusundan değil, sadece kazanç hırsının şahlanıp çalışanları isyan
noktasına getirmemek için. Yani sistemin “patlamaları” önleyebilmesi için bir “supap” olarak.
Bu yorum belki bazılarına biraz katı gelebilir, “iyi de sosyal demokrasi kapitalizmin yüreğini
yumuşatmadı mı?” falan da denebilir kuşkusuz… Ama işin özünü yani örtünün bir kat altındakini
görmek istiyorsak tabii ki olayı temel dinamikleri üzerinden ele almamız gerekiyor.
(Şimdiki konumuz o değil ama şunu da hemen söyleyelim; sosyal demokrasi kapitalizmin zaman
içerisinde yüreğinin yumuşamasından değil, yükselen sosyalizmin önünü kesmek için
geliştirilmiştir.)
*
Gelelim sadede: Asgari ücret uygulaması bugün neye yarıyor?
 
1.Bugün asgari ücret, işçi temsilcileriyle birlikte kararlaştırılmakla(!) birlikte son sözü, ülkedeki
işveren ve onu mutlaka korumak zorunda olan iktidar söylemektedir. 
 
Tesbit çalışmalarında işçi temsilcilerinin de bulun(durul)ması “bak sizin de görüşünüzü alıyoruz”
demekten başka bir işleve sahip değildir.
Bir asgari ücret tesbit çalışmasında karara etkili çoğunluk ya da güç eğer gerçekten çalışanlarda
olabilseydi, kuşkusuz o komisyonlardan çıkan rakamlar bu gün yoksulluk sınırının dahi altında
kalmaz, çalışanların gönlünden geçen daha yüksek rakamlarda olurdu.
 
2.Asgari ücret acaba kimlerin ücret dengesini korur diye düşündüğümüzde görülür ki; eğer
gerçekten birilerini koruyorsa sadece bu ekonomide en altta kalanların yani kol kuvvetiyle çalışan
“düz” işçileri koruyan ücrettir denebilir. 
Düz işçi üzerindeki işlerde çalışan ve aslında asgari ücretten daha yüksek ücret alması
gerekenler için hiçbir koruyuculuğu yoktur.
Örneklendirelim mi?
Diyelim ki kapısında “bu iş yerinde … liralık asgari ücret uygulanmaktadır” yazılı bir işletme var.
İçeride de biri asgari ücretli ama diğerleri bu rakamın 2, 3 ya da beş katı ücret alması gereken 10
kişi çalışıyor. 
 
Düşünelim bakalım: yaptığı işine göre ücreti 4 bin lira olması gereken şef, 6 bin lira olması
gereken Müdür, 8 bin lira olması gereken mühendis örneğin bu gün için 2020 liralık bir garanti ile
bu şekilde uygulanan “ücrette adalet” düzenlemelerinden yararlanabilmekte, ücret yönünden bir
şekilde işverene karşı korunabilmekte midir?
Tabii ki hayır.
Şimdi olaya bir başka tarafından daha bakalım:
 
Genel algıya göre “asgari ücret” çalışanların hakkını korumak için getirilmiş adeta “kutsal” bir
uygulamadır değil mi?
Peki şimdi bir de “Bu işyerinde …TL asgari ücret uygulanmaktadır” denen işletmenin kapısının
önüne bakalım: 
 
Medyada çok yer almıştır; beş kişi alınacak yere 500 kişi başvurdu, 5 bin kişi başvurdu, hatta
stadyumlarda kura çekildi denir değil mi?
 
Peki, “Sen şu asgari ücreti ödemezsen adam çalıştıramazsın” dediğimiz işverenin işini genişletip-
çalıştırıp işe alacağı, aç gezen beş milyon işsizin olduğu bir ülkedeki “işsizler ordusu” bu
“duygusal asgari ücret tedbiri” nedeniyle bu sefer de işe alınamadığı zaman acaba ülkenin
emekçilerine de, o sınır olmasaydı muhtemelen onlara “iş verecek” olanına da yarar mı
getirmektedir yoksa zarar mı?
 
3. Yukarıda iki ayrı yönüyle irdelemeye çalıştığımız asgari ücret için acaba; örneğin bu gün 2020
liranın altında da olsa çalışmaya razı ama mevzuat dolayısıyla çalıştırılamayan milyonlarca işsizin
de; aslında olması gereken ücret düzeyi asgari ücretin çok üstünde olan kalifiye elemanı için de
bir güvence olmadığı açık bir gerçek değil midir?
Örneğin Siirt’te 1000 liraya çalışmak için can atan ama çalıştırılamayan insanımıza da, bu piyasa
dengesi gereği kendisine zaten 4 bin lira verilen kalifiye çalışana da “asgari ücret” güvencesi(!) ile
sağlanmış bir yarar var mıdır? 
Her ikisine de yoktur ve tabii ki piyasa dengesi zaten asgari ücretliye yani en alttakilere bu kadar
ücret veriyorsa onlar açısından da burada da yeni bir şey yoktur.
 
4.Gelelim son sözlere:
-Asgari ücret uygulaması bu günkü biçimiyle emek kesimi ile işveren kesiminin bir mutabakatı
değil, aç kalmaktansa düşük ücretle dahi çalışmaya razı olanların önünü kapayan, bu piyasadaki
fiili ücreti zaten asgari ücretin üzerinde olanlara ise hiçbir yararı olmayan uygulama
durumundadır.
 
-Asgari ücretin belirlenmiş şekli, pek çok işverenin ücret ödemelerinde dayandığı “resmi ölçü”
haline gelmiştir. Tesbit edilen asgari ücretin, ekonominin ve hayat şartlarının gerçeklerine
uymadığı gerice yöre ve sektörlerde asgari ücret ödemeleri ancak kağıt üzerinde kalmakta,
uygulama oldukça farklı çalışmaktadır. Örneğin; kayıtlara 2020 lira geçerken ödemeler bunun çok
altında yapılarak katmerli bir kayıt dışılığa yol açılmaktadır.
 
-Aslında ilan edilen asgari ücretin “çok üzerinde” yapılan pek çok ücret ödemesi de, “resmi
varsayımlara uyduğu için” asgari ücretten gösterilmekte, yine kayıt dışılığı beslemektedir.
-Bu haliyle asgari ücret uygulaması, -olsa olsa- ekonomide zaten en fazla bu seviyede dengeye
gelecek olan ücret seviyesini yukarı yönde zorlamak falan değil, bir kere de devlet eliyle
tanımlamaktır.

YORUMLAR

  • 0 Yorum

Son Yazılar