Asıl belirleyici olan, bu risklerin enflasyon beklentileri ve merkez bankalarının karar fonksiyonu üzerinde yarattığı etkiydi.Birkaç hafta öncesine kadar yatırımcıların odağında jeopolitik riskler ve enerji arz güvenliği yer alırken, bu hafta itibariyle piyasanın referans noktası yeniden para politikasına kaydı.Şubat ayından itibaren Orta Doğu'da yükselen tansiyonla birlikte petrol fiyatlarında yaşanan sert hareket, küresel piyasalarda beklentilerin yeniden şekillenmesine neden oldu. Çünkü savaşın piyasa üzerindeki etkisi artık yalnızca güvenli liman arayışı üzerinden değil, enerji fiyatları kanalıyla enflasyon ve faiz beklentileri üzerinden okunuyor. Petrol fiyatlarındaki yükseliş küresel enflasyon beklentilerini bozarken, Fed'in yeniden faiz artırabileceği senaryosunu güçlendirdi. Bu zincirin sonunda dolar endeksi değer kazanırken, altın, gümüş, hisse senetleri ve diğer riskli varlıklar üzerinde satış baskısı belirginleşti.Dolar endeksindeki güçlenmenin arkasında da bu mekanizma bulunuyor. Doları yukarı taşıyan unsur yalnızca ABD ekonomisinin dirençli görünümü değil; jeopolitik kaynaklı petrol şokunun ABD enflasyonunu yeniden yukarı itebileceği ve Fed'i daha şahin bir çizgiye zorlayabileceği beklentisi oldu.Bank of America'nın bu yıl üç faiz artırımı öngörmesi, Deutsche Bank'ın da benzer senaryoları gündeme taşıması, FED'in son toplantısındaki tonun piyasa tarafından şahin okunması, piyasanın faiz indirimi beklentisinden faiz artışı ihtimaline doğru hızlı bir yön değişimi yaşadığını gösterdi. Böylece dolar, yalnızca güvenli liman özelliğiyle değil, yüksek faiz beklentisinin desteklediği temel rezerv para birimi olarak da güç kazandı.Bu zincirin en net görüldüğü varlık sınıfı ise değerli metaller oldu. Normal şartlarda jeopolitik risklerin artması altına destek verebilirdi. Ancak bu kez hikâye farklı çalıştı. Savaşın yarattığı petrol şoku, altını güvenli liman refleksiyle yukarı taşımaktan çok, faiz artışı beklentisi üzerinden baskıladı.Çünkü altın faiz getirmeyen bir varlık. Reel faizlerin yükselme ihtimalinin arttığı bir konjonktürde, altının taşıma maliyeti yatırımcı zihninde daha görünür hale geliyor. Bu nedenle ons altında 4.000 dolar seviyesinin altı test edilirken, gümüşte de benzer şekilde satış baskısı izlendi.Altındaki teknik görünüm de bu makro baskıyı doğrular nitelikte. Ons altının kısa ve orta vadeli ortalamalarının altında kalması, piyasada aşağı yönlü trendin güçlendiğini gösteriyor. Burada merkez bankalarının altın alımlarının devam etmesi uzun vadeli bir destek unsuru olarak görülse de, kısa vadede fiyatı belirleyen ana unsur Fed’in faiz patikası olmaya devam ediyor. Deutsche Bank’ın altın için paylaştığı senaryolar da bu ayrımı net biçimde ortaya koyuyor. Fed’in faiz artırımı yapmadığı ve enflasyonun kontrol altında kaldığı bir senaryoda ons altında yıl sonuna doğru yeniden yukarı yönlü potansiyel konuşulabilir. Petrol cephesinde ise bu hafta önemli bir kırılma yaşandı. Hürmüz Boğazı’nda geçişlerin yeniden başlaması ve savaş görüşmelerine ilişkin olumlu haber akışı, Brent petrolde savaş döneminde oluşan risk priminin çözülmesini sağladı. Brent fiyatının gerilemesi, piyasanın kısa vadede “arz kesintisi” senaryosunu daha düşük olasılıkla fiyatlamaya başladığını gösteriyor. Ancak burada çok kritik bir ayrım yapmak gerekiyor: petrolün düşmesi savaş riskinin tamamen bittiği anlamına gelmiyor; sadece piyasanın Hürmüz’ün tamamen kapanması ihtimalini fiyatlamaktan geri adım attığını gösteriyor.Petroldeki düşüşün devam edip etmeyeceği üç değişkene bağlı olacak. Birincisi, Hürmüz geçişlerinin kalıcı şekilde açık kalması. İkincisi, İran ile yürütülen görüşmelerin yeni bir kırılma üretmemesi.Üçüncüsü ise küresel talep tarafında özellikle Çin ve Avrupa kaynaklı zayıflığın devam etmesi.Bu üç koşul birlikte çalışırsa Brent petrolde aşağı yönlü normalleşmenin devam etmesi mümkün olabilir. Ancak bölgeden gelecek tek bir olumsuz haberin petrol fiyatlarına yeniden risk primi ekleyebileceğini unutmamak gerekiyor.Petrol fiyatlarındaki geri çekilmenin piyasalara yansıması ise anlık değil, kademeli olacaktır. Çünkü merkez bankaları tek günlük petrol düşüşlerine değil, bu düşüşün enflasyon verilerine kalıcı şekilde yansıyıp yansımadığına bakar. Enerji fiyatları önce manşet enflasyona, ardından üretim maliyetleri ve beklenti kanalı üzerinden çekirdek enflasyon dinamiklerine temas eder. Dolayısıyla Brent petroldeki düşüş riskli varlıklar için olumlu bir zemin oluştursa da, Fed’in karar fonksiyonunu değiştirebilmesi için bu düşüşün ABD enflasyon verilerinde belirgin bir yumuşama yaratması gerekir.Bu nedenle önümüzdeki dönemde piyasanın bakacağı asıl veri petrolün bugün kaç dolar olduğu değil, petrol düşüşünün PCE ( Personal Consumption Expenditures Prica Index) ve çekirdek enflasyon göstergelerine ne kadar yansıdığı olacak. Eğer enerji fiyatlarındaki geri çekilme enflasyon beklentilerini aşağı çeker ve Fed’in faiz artırımı ihtimalini zayıflatırsa, dolar endeksindeki güçlenmenin bir noktada hız kesmesi beklenebilir. Böyle bir senaryo altın, gümüş ve hisse senetlerinde tepki alımlarına alan açabilir. Ancak enflasyon verileri katı kalmaya devam ederse, petrol düşse bile Fed’in şahin duruşu korunabilir ve piyasalardaki baskı devam edebilir.Yurt dışı tarafta bu hafta piyasanın temel meselesi tam olarak bu ikilem oldu. Bir tarafta Hürmüz geçişlerinin yeniden başlamasıyla enerji arzına ilişkin endişelerin azalması, diğer tarafta savaşın enflasyon beklentileri üzerinde bıraktığı tortunun hâlâ fiyatlamalardan tam olarak silinememesi. Bu nedenle piyasalarda net bir rahatlama yerine karışık ve seçici bir fiyatlama gördük. Hisse senetlerinde yön arayışı devam ederken, dolar güçlü kaldı, değerli metaller baskı altında kaldı, tahvil faizlerinde ise ilk sıçramanın ardından kısmi geri çekilme izlendi.Yurt içine döndüğümüzde ise küresel fiyatlamalara ek olarak Borsa İstanbul üzerinde MSCI kaynaklı baskının belirginleştiğini gördük. MSCI ( Morgan Stanley Capital International)’ın Türkiye hisse senedi piyasasında ortaklık yapılarının şeffaflığı ve olası koordineli işlemler konusunda daha fazla ilerleme beklediğini açıklaması, piyasa açısından oldukça önemli bir uyarı niteliği taşıyor. Kuruluşun Kasım 2026 değerlendirmesine kadar somut ilerleme sağlanmaması halinde Türkiye için istişare süreci başlatabileceğini belirtmesi, yabancı yatırımcı algısı açısından olumsuz bir başlık olarak öne çıktı.Bu konuyu sadece teknik bir endeks meselesi olarak okumamak gerekiyor. MSCI endekslerindeki konum, Türkiye’ye gelen pasif fon akımları, yabancı yatırımcı güveni ve piyasanın uluslararası sınıflandırması açısından kritik önem taşıyor. Eğer serbest dolaşım oranları, ortaklık yapıları ve işlem davranışlarına ilişkin güven zedelenirse, bu durum yalnızca belirli hisseleri değil, genel piyasa algısını da etkileyebilir. Bu nedenle MSCI uyarısı Borsa İstanbul’daki satış baskısını derinleştiren önemli katalizörlerden biri oldu.Teknik tarafta BIST 100 endeksinde 14.100 seviyesi kritik destek konumunu koruyor. Bu bölgenin aynı zamanda kısa vadeli ortalamalarla örtüşmesi, endeks açısından psikolojik ve teknik önemi artırıyor. Bu seviyenin üzerinde kalıcılık sağlanması halinde tepki alımları gündeme gelebilir. Ancak aşağı yönlü kırılımda satış baskısının derinleşme riski devam eder. Özellikle küresel risk iştahının zayıf kaldığı, doların güçlü seyrettiği ve MSCI kaynaklı belirsizliğin arttığı bir haftada Borsa İstanbul’un kendi iç katalizörlerine daha fazla ihtiyaç duyduğu görülüyor.Yurt içinde önümüzdeki haftanın en önemli başlığı ise haziran ayı enflasyon verisi olacak. Piyasanın konsensüs beklentisi aylık TÜFE artışının yaklaşık %1 civarında, yıllık enflasyonun ise %32 seviyelerine yakın gerçekleşmesi yönünde şekilleniyor. Yaz aylarında baz etkisinin de desteğiyle enflasyonda daha düşük aylık gerçekleşmeler görme ihtimali artıyor. Ancak burada asıl mesele tek bir aylık veriden çok, fiyatlama davranışının ve beklenti kanalının ne kadar iyileştiği olacak.TCMB’nin son dönemde verdiği mesajlarda da beklenti kanalı önemli bir yerde duruyor. Haziran ayında 12 ay sonrası enflasyon beklentisi piyasa katılımcıları tarafında %23,81 seviyesinde bulunurken, reel sektör beklentisi %33,10 seviyesinde yatay kaldı. Hanehalkı tarafında ise beklentiler hâlâ oldukça yüksek. Bu tablo, dezenflasyon sürecinde ilerleme olsa da beklentilerin tam anlamıyla çıpalanmadığını gösteriyor. Dolayısıyla TCMB açısından alan açan şey yalnızca enflasyonun düşmesi değil, beklentilerin de kalıcı biçimde aşağı gelmesi olacak.Eğer haziran enflasyonu beklentilerden daha olumlu gelirse, 23 Temmuz’daki PPK toplantısında sınırlı bir faiz indirimi ihtimali yeniden konuşulabilir. Burada 100 baz puanlık sembolik bir adım, piyasaları rahatlatma amacı taşıyabilir. Ancak küresel tarafta Fed faiz artırımı fiyatlamasının güçlendiği, doların kuvvetli kaldığı ve enerji fiyatlarının hâlâ jeopolitik risklere açık olduğu bir ortamda TCMB’nin hareket alanı sınırsız değil. Bu nedenle yurt içi para politikası, yalnızca içerideki enflasyona değil, dışarıdaki dolar ve enerji dengesine de bağlı kalacak.Tahvil piyasasında ise stopaj avantajı yatırımcı açısından önemli bir başlık olmaya devam ediyor. Devlet tahvilleri ve Hazine bonolarında stopaj avantajının 2026 sonuna kadar uzatılması, mevduattaki yüksek stopaj oranlarıyla karşılaştırıldığında tahvilleri vergi sonrası getiri açısından daha cazip hale getiriyor. Faizlerde ilerleyen dönemde geri çekilme yaşanması halinde tahvil fiyatlarında oluşabilecek değer artışı da yatırımcıların bu enstrümanlara ilgisini artırabilir. Bu nedenle enflasyon verisinin olumlu gelmesi ve TCMB’nin temmuz ayında sınırlı bir indirim alanı bulması, tahvil piyasasında fiyatlamaları destekleyebilir.Borsa tarafında ise olası bir faiz indirimi beklentisi en çok banka, holding, gayrimenkul ve otomotiv hisselerinde hareketlilik yaratabilir. Bankalar faiz indirim sürecine duyarlılığı nedeniyle, gayrimenkul ve otomotiv ise finansman koşullarındaki iyileşme beklentisiyle öne çıkabilir. Ancak bu hareketin kalıcı olabilmesi için yalnızca enflasyon verisinin değil, küresel risk iştahının da destekleyici olması gerekiyor. Fed kaynaklı dolar baskısı devam ederken, içerideki olumlu veri tek başına güçlü ve kalıcı bir ralli yaratmakta zorlanabilir.Sonuç olarak bu haftanın piyasa okuması bize şunu gösteriyor: yatırımcılar artık olayların kendisini değil, olayların merkez bankalarının karar fonksiyonu üzerindeki etkisini fiyatlıyor. Savaşın yarattığı petrol şoku doların güçlenmesine, altın ve gümüşün baskılanmasına, hisse senetlerinde satışların derinleşmesine neden oldu. Şimdi Hürmüz geçişlerinin yeniden başlamasıyla bu zincirin ilk halkasında çözülme başladı. Ancak bu çözülmenin piyasalarda kalıcı bir rahatlama yaratabilmesi için petrol düşüşünün enflasyon beklentilerine ve Fed’in politika patikasına yansıması gerekiyor.Önümüzdeki haftanın asıl sorusu bu nedenle “petrol kaç dolar oldu?” değil. Asıl soru şu: petroldeki düşüş, Fed’in yeniden faiz artırma ihtimalini zayıflatacak kadar güçlü ve kalıcı olacak mı? Eğer cevap evet olursa, piyasalarda dolar merkezli sıkılaşma konfigürasyonu yeniden kalibre edilebilir. Eğer cevap hayır olursa, Brent düşse bile Fed gölgesi piyasaların üzerinde kalmaya devam eder. Bu hafta bize gösterdi ki piyasalar artık sadece veriyi değil, verinin merkez bankası davranışını nasıl değiştireceğini fiyatlıyor.
EKONOMİ
Yayınlanma: 25 Haziran 2026 - 17:45
Piyasalarda Yeni Kalibrasyon: Savaşı Değil, Savaşın Fed'e Etkisini Fiyatlamak
Küresel piyasalarda bu hafta fiyatlama davranışını belirleyen ana unsur, yalnızca jeopolitik risklerin artması ya da azalması değildi.
EKONOMİ
25 Haziran 2026 - 17:45













































Elinize sağlık aklımdaki tüm sorulara yanıt oldu