Kervan Hikâyesi: Rakamlar Yürür, Biz Bakarız
Bir sabah ekrana şu cümle düştü:
“Mayıs’ta dış ticaret açığı 6,5 milyar dolar oldu.”
Bu cümleyi ilk duyduğumda düşündüğüm şey şu oldu: Hangi vatandaşa desek, “Bugün ne eksikti?” diye, sanırım kimse “6,5 milyar dolarlık dış ticaret açığı” demezdi. Ama işte, ekonomik gündemimizin bonus bölümü gibi. Her ay çıkan, ama finali hiç gelmeyen uzun bir dizi bu.
Film geriye saralım: 2020. Maske, kolonya, online eğitim... Dünya kapanıyor ama bizim ithalat kapısı sonuna kadar açık. Enerji ithalatı tek başına 30 milyar doları geçiyor, üstelik üretmeden harcıyoruz. Açık: 49,9 milyar dolar. Pandemi bahane, ithalat şahane.
2021 geliyor. Aşılar, “yeni normal” fısıltıları, ama eski döviz dertleri. İhracat rekor kırıyor, herkes sosyal medyada “İhracat 225 milyar doları geçti” diye gurur paylaşıyor ama altta küçük puntoda şu yazıyor: Açık hâlâ 46,2 milyar dolar. Hani derler ya, “Kazanıyoruz ama yetmiyor,” tam öyle.
Sonra 2022. O yıl başka bir dosya: savaş. Rusya-Ukrayna kavgası, brent petrolü 130 dolara fırlatıyor. Enerji ithalatı 100 milyar dolara yaklaşıyor, dış ticaret açığı rekor tazeliyor: 109,5 milyar dolar. Artık rakam değil, dövme gibi. Her yıl yeni bir versiyonunu vurduruyoruz.
2023 biraz soluklanma yılı gibi. Brent düşüyor, küresel talep azalıyor, ithalat frene basıyor. Açık hâlâ 100 milyar üstü ama sanki “en azından daha kötüsü olmadı” diye avutuyoruz kendimizi. Yani acıyı hissediyoruz ama çığlık atmak ayıp sayılıyor.
2024’te, ekonomi yönetiminde rüzgârlar değişiyor. Altın ithalatına kısıt, kredi musluklarına ayar, ve sürpriz: Açık %22 azalarak 82 milyar dolara düşüyor. Bu kadarını beklemiyorduk. Sevinsek mi, “Hâlâ çok yüksek” mi desek, karar veremiyoruz. Ama her zaman olduğu gibi bir şey değişiyor: Umut besliyoruz. Neye dayalı, belli değil.
Ve işte 2025 Mayıs. 6,5 milyar dolarlık yeni dış ticaret açığımız hayırlı olsun. Ama bu sefer bir fark var. "Enerji ve altın hariç tutulduğunda" ihracatın ithalatı karşılama oranı %87’yi buluyor. Bu oran, 2014’ten bu yana görülen en yüksek oran. Altın ve enerji dışındaki dengede işler biraz yoluna girmiş gibi. Ama o “dışındaki” kelimesi var ya... İşte o her şeyi değiştiriyor.
Tam o sırada, Ortadoğu karışıyor. İran ile İsrail arasında diplomasi yerine drone’lar konuşuyor. Petrol fiyatı bir sabah %9 artıyor, piyasalar tedirgin. Hürmüz Boğazı'ndan geçecek tankerlerin sigortası bile zamlanıyor. Peki Türkiye? E tabii biz de o yakıtı alıyoruz. Dolarla. Brent 120 $’a koşarsa, bizim enerji faturası yeniden kabaracak. 40 milyar dolarlık ithalat kaleminin 50’ye çıktığını hayal etmek zor değil.
Ve bu işin vatandaşa yansıması? Çok basit:
– Pompa fiyatı artar.
– Elektrik faturası kabarır.
– Üretim maliyeti yükselir.
– Ekmek, peynir, çocuk bezi… hepsi zincirleme zamlanır.
Sonra bir sabah sen markete gidersin ve bir ürünün etiketine bakarken, “Brent petrol ne olmuş acaba?” diye düşünürsün. Ve bu seni hiç de şaşırtmaz.
O yüzden mesele sadece 6,5 milyar dolarlık dış ticaret açığı değil. Mesele, sabah işe giderken otobüs kartına bastığında içinden geçen “bu ne ya?” hissi. Mesele, markette kasaya gelirken yaşanan sessiz matem. Mesele, çocuğun beslenmesine artık muz koymakta zorlanman.
Dış ticaret açığı büyük mesele. Ama bizde genelde küçük küçük hissediliyor. Her ay bir lokma… Her gün bir gram… Ama toplamda, milletin sırtında taş gibi oturuyor.
Biz kervanı yürütmeye çalışıyoruz. Bazen develer yorgun, bazen yol taşlı, ama kervan hep yolda. Çünkü biz başka bir şey bilmiyoruz.
Yalnız, arada sırada keşke kervan başını yukarı kaldırsa da sorsa:
– “Bu yükü hâlâ biz mi taşıyacağız?”
Yorumlar
Kalan Karakter: