Sabah erken kalktı, balkona çıktı ve karşıdaki bakkalın, defterine borç yazdığı komşusunu yine fırçaladığını gördü. İster istemez düşündü: "Bizim ülkenin bütçesi de böyle mi acaba?"
Çünkü hazinenin de bütçesi her ay yayınlanırdı ve son yayınlanan rakam, beklentileri alt üst etmişti. 2025 yılı Haziran ayında Türkiye’nin bütçe açığı, "eyvah" dedirtecek bir seviyeye ulaştı: tam olarak 330 milyar TL açık vermişti bütçe. Ekonomistler daha önce en fazla 235 milyar TL açık beklerken, sanki hesap makinesinin tuşları karışmışçasına çok farklı bir sonuç çıktı ortaya.
Peki neden böyle olmuştu? Hikâyeyi biraz daha açalım...
Her bütçe açığı, aslında "devletin harcadığı parayla topladığı vergi arasındaki fark" demektir. Yani, bir aile gibidir devlet bütçesi. Eğer harcadığınız para, maaşınızı aşıyorsa borçlanırsınız. Ama devlet olunca iş biraz daha karışık tabii.
Merkezi yönetim borcu ise ayrı bir konu. Borç seviyesi artık 11 trilyon TL civarında. Üstelik bu rakam, bütçedeki deliğin gittikçe büyüdüğünü ve mali disiplinin iyice gevşediğini gösteriyor. Bir bakıma ülke, kocaman bir kredi kartıyla alışveriş yapıyor, faizini ödemek için ise başka kredi kartları kullanıyor gibi.
Faiz demişken; ülkede faiz oranları şu anda %43-46 arasında. Düşünün ki borç aldığınız bir kredi kartının faiz oranı böyle yüksek olsun. Bunu ödemek kolay mı? Elbette değil. Yüksek faiz oranları, bütçe açığını kapatmayı daha da zorlaştırıyor.
"Peki bu açık nasıl kapanacak?" diye soranlara hemen söyleyeyim: Ya devletin harcamaları ciddi biçimde kısması gerek, ya da yeni vergi paketlerinin hayatımıza girmesi gerek. Harcamaların kısılması seçim dönemlerinde genellikle pek tercih edilmediği için, önümüzdeki günlerde yeni vergilerle karşılaşmamız hiç şaşırtıcı olmaz. Belki sosyal medyada yaptığımız yorumlar, izlediğimiz diziler, hatta kullandığımız emojiler bile bir vergi konusu olabilir. Şaka mı sandınız? Bir düşünün bakalım...
Ama bu durum, Türkiye’ye özgü değil. Tarihte pek çok ülke, bütçe açığını kapatmak için farklı çözümler üretmiş. Mesela ABD’nin 1980’lerdeki devasa bütçe açığı Ronald Reagan yönetiminde vergi indirimleri ile büyüdü, ancak sonunda yüksek kamu borcu olarak geri döndü. Yunanistan, İtalya ve İspanya ise 2008 krizinden sonra bütçe açıklarını kapatmak için kemer sıkma politikalarını uyguladı ve bu durum sosyal huzursuzluklarla sonuçlandı. Her ülkenin hikâyesi farklı, ama sonuçları benzer oluyor.
Bizde durum ne olur? Bunu zaman gösterecek elbette. Ancak ekonomik gerçekler ve tarihin öğrettikleri ortada: Eğer bütçe açığı kontrol altına alınamazsa, ekonomik istikrar zorlaşıyor ve gelecek kuşakların omuzlarına yüklenen borçlar artıyor.
Sonuç olarak; hikâyenin sonu henüz belli değil. Ama bir sonraki sabah balkonda çayını yudumlarken, bakkalın borç defterindeki kavganın nasıl sonuçlandığına bakıp, Türkiye’nin bütçe meselesini bir kez daha düşünmekte fayda var. Çünkü bazen küçük hikâyeler, büyük gerçeklerin habercisidir.
Yorumlar
Kalan Karakter: