Ekonomide bazen bir rakam, bir bültenden çıkan tek bir satır, koca bir dönemin fotoğrafını çekmeye yeter. Geçtiğimiz hafta Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından yayımlanan rezerv verisi tam da böyle bir örnek sundu.
24 Ekim haftasında toplam rezervlerde yaşanan 12 milyar 936 milyon dolarlık düşüş, sadece bir istatistik değil, aynı zamanda sistemin içinde bulunduğu kırılgan dengenin habercisiydi.
Bir hafta içinde altın rezervleri 6.5 milyar dolar, döviz rezervleri ise yaklaşık 6.4 milyar dolar eridi. TCMB’nin brüt rezervleri, 198 milyar dolardan 185 milyar dolara geriledi. Şimdi soralım: Buharlaşan 13 milyar dolarlık bu devasa tutar nereye gitti?
Rakamlardan Korkmayanlara: Rezerv Neden Düşer?
Bir merkez bankasının rezervleri neden azalır? Bu sorunun cevabı çok katmanlı olabilir. Başlıca sebepler şunlardır:
Dış borç ödemeleri: Özellikle kısa vadeli yükümlülükler kapatılırken döviz rezervlerinden harcama yapılır.
Dövize müdahale: Kurda ani oynaklık yaşanıyorsa, Merkez Bankası piyasaya döviz satarak istikrar sağlamaya çalışır.
Yurt dışı swapların kapanması: Swap anlaşmalarının vadesi dolduğunda, dövizler iade edilir ve rezervden düşülür.
Kamu harcamaları ve enerji ithalatı ödemeleri: Dış ticaretin finansmanı rezervleri baskılar.
Bu ihtimallerin hepsi, son dönemde Türkiye’nin ekonomi yönetiminin karşı karşıya kaldığı gerçekliklerle örtüşüyor. Özellikle enerji faturalarının yüksek seyrettiği ve döviz girişlerinin sınırlı kaldığı bir ortamda, rezervler üzerindeki baskının artması kaçınılmazdı.
2021’den 2023’e: Rezerv Oyununun Anatomisi
Biraz geriye gidelim. 2021 yaz aylarında, Merkez Bankası’nın net rezervleri swap hariç eksi 55 milyar dolara kadar inmişti. Bu, o dönem çok tartışılmıştı. 2023’te ekonomi yönetiminde yapılan değişiklikle birlikte, özellikle Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan'ın görev almasıyla birlikte rezerv birikimi hız kazanmıştı. Yaz aylarında net rezervler artıya dönmüş ve “program işliyor” havası yaratılmıştı.
Peki şimdi ne oldu?
Eylül 2023’ten itibaren yaşanan bu düşüş, aslında yaz aylarında yeniden artan portföy girişlerinin kalıcı bir yapıya oturmadığını, sıcak paranın kırılgan doğasının yeniden kendini gösterdiğini anlatıyor. Uluslararası yatırımcıların Türkiye’ye olan ilgisi, hâlâ temkinli. Enflasyonun kontrol altına alınıp alınamayacağına dair soru işaretleri, rezervin kalıcı şekilde artmasının önüne geçiyor.
Enflasyon Tahminleri Ne Diyor?
TCMB, geçtiğimiz günlerde 2025 yıl sonu enflasyon tahminini %27’den %32’ye çıkardı. Bu sadece bir tahmin güncellemesi değil; aynı zamanda kurumun kendi politikalarına duyduğu şüphenin dışavurumu. Eğer Merkez Bankası dahi bir yıl sonrasına dair daha yüksek bir enflasyon öngörüsünde bulunuyorsa, yatırımcılar neden uzun vadeli pozisyon alsın?
Unutmayalım, bu ülkede sadece son 10 yılda enflasyon hedefi her yıl aşıldı. 2015’te %6.5 olan hedef, %8.8 gerçeklemişti. 2018’de %5 hedeflenmişti, yıl sonu %20’nin üstünde kapandı. 2022 ve 2023’te ise hedefler tamamen sembolik hâle geldi. Tüm bu sapmalar, Türkiye ekonomisine olan güveni zedeliyor.
Kur Riski ve Seçim Baskısı
Yaklaşan yerel seçimler öncesinde ekonomi yönetiminin kur üzerinde baskı kurmaya çalışması muhtemel. Ama bunun bir maliyeti var. Eğer kurun belli seviyelerde tutulması için piyasaya döviz satılıyorsa, bu da rezervlerin hızla erimesine neden olur. Yani seçim hesapları, ekonomik gerçekliğin önüne geçerse, sonuç yine vatandaşın cebine yansır.
Unutulmaması gereken bir başka nokta daha var: Türkiye'nin 12 ay içinde ödemesi gereken dış borç tutarı 220 milyar doların üzerinde. Kredi derecelendirme kuruluşları, bu borç çevrim kabiliyetini izlerken sadece büyüme değil, rezerv yeterliliğine de bakıyor. İşte bu nedenle, 13 milyar dolarlık bir haftalık düşüş, dış dünyada ciddiyetle izleniyor.
Sonuç Yerine: Gerçeklerle Barışmalı
Ekonomik gidişatın değerlendirmesi, grafik süslemeli sunumlarla değil, sahadaki verilerle yapılmalı. Çarşı-pazarda fiyatlar yükselmeye devam ederken, Merkez Bankası’nın rezervlerindeki bu gerileme, aslında vatandaşın hissettiği güvensizliğin makro yansıması.
Bu yazıda yer alan değerlendirmeler kesinlikle bir yatırım tavsiyesi değildir. Her yatırımcı kendi risk profilini ve beklentilerini dikkate alarak karar vermelidir. Ancak şunu açıkça söyleyebiliriz:
Algı yönetimi geçici, rakamsal gerçeklik ise inatçıdır.
Yorumlar
Kalan Karakter: