Krediyle Büyüyen Şirket mi, Krediyi Taşıyan Şirket mi?
İkisi arasındaki fark, çoğu zaman rakamlarda değil, yükte ortaya çıkar.
Dışarıdan bakıldığında her iki şirket de büyüyordur. Ciro artıyordur. Kapasite yükselmiştir. Yeni müşteri vardır. Yeni yatırımlar yapılmıştır. Hatta banka limitleri bile genişlemiştir. Ama içeride bambaşka iki hikâye yaşanır. Birinde kredi, şirketi ileri taşır. Diğerinde ise şirket, krediyi sırtında taşır. Ve bu fark, kriz anında değil; işler “normal” giderken oluşur. Krediyle büyüyen şirketlerde kredi, sistemin bir parçasıdır. Nakit akışı vardır. Tahsilat–ödeme dengesi çalışıyordur. Kredi, bu döngüyü hızlandırır. Satış arttığında nakit de artar ve hatta kredi kullanıldıkça krediye ihtiyaç azalır.
Krediyi taşıyan şirketlerde ise tablo tersidir. Kredi sisteme eklenmez, sistemin yerine geçer. Nakit üretmeyen alanlar krediyle döndürülür. Maaş, vergi, stok, kira… Hepsi krediyle taşınır. Şirket büyüdükçe kredi ihtiyacı da büyür. Çünkü verimsiz büyüme, şirketi kendi parasını üretemez hale getirir.
Bu fark en net, uzun süredir devam eden işletme kredilerinde görülür. Başta “geçici” diye alınan kredi, zamanla kalıcı hâle gelir. Limit yenilenir, vade uzatılır, faiz katlanır. Banka kayıtlarında bu hâlâ işletme kredisidir. Ama sahada bu kredi artık sermaye benzeri bir destek gibidir. Şirket kendi özkaynağıyla değil, krediyle ayakta duruyordur.
Bu noktada şirket kendini büyüyor zanneder. Oysa büyüyen şey faaliyet değil, taşıdığı yüktür.
Yatırım kredilerinde de benzer bir ayrım vardır. Krediyle büyüyen şirkette yatırım, nakit üretmeye başlamadan geri ödeme baskısı yaratmaz. Tabii burada fizibilitenin doğru kurgulandığı şartlarda bu durum geçerlidir, bunu özellikle vurgulamak gerekir. Doğru fizibilite yapabilmek için de satış, tahsilat ve pazar koşullarının gerçekçi okunmuş olması ön koşuldur.
Buna karşın doğru okumaları zamanında yapmamış olan yani krediyi taşıyan şirkette ise yatırım kredisi, kriz dönemlerinde üç ayrı riskle aynı anda karşı karşıya kalır. Özellikle bizimki gibi cari açığı yüksek ülkelerde mesela kur yükselir, ya da birçok şeyden etkilenebilen büyüme istenildiği gibi gitmez ve satışlar beklenen hızda artmaz ya da bir nedenden dolayı pazar daralır.
Makine çalışır ama kasa sessizdir. Faiz işler, nakit gelmez.
Bu durumda şirket yatırım yapmış olmaz. Sadece borçlanmış olur.
Stok finansmanı kullanan ticaret firmalarında fark daha da keskindir. Krediyle büyüyen şirkette stok döner, nakde dönüşür, kredi sonunda kapanır. Krediyi taşıyan şirkette stok bekler, kredi stokta kilitlenir, faiz de durduğu yerde çalışır. Depo doldukça şirket hafiflemez, ağırlaşır.
Dışarıdan bakıldığında iki şirket de “iş yapıyor” gibi görünür. Ama içeride birinde nefes vardır, diğerinde yük.
Ben bu farkı hem banka tarafında dosya incelerken gördüm, hem de sahada yönettiğim gruplarda maaş günü yaklaşırken yaşadım. Bankada şu soru sorulur: “Bu kredi geri ödenecek mi?” Sahada ise soru çok daha yalındır: “Bu yükle ne kadar daha yürüyebiliriz?”
Krediyle büyüyen şirketler bu soruyu sormaz. Çünkü yük artmaz. Krediyi taşıyan şirketler ise bu soruyu sormamak için sürekli daha fazla kredi arar. Ta ki artık sorunun cevabı kalmayana kadar.O yüzden mesele kredi kullanmak değildir. Mesele, kredinin şirkete mi hizmet ettiği yoksa şirketin mi krediye hizmet ettiğidir.
Ve bu ayrımı anlamanın en basit yolu şudur:
Kredi olmasa, bu şirket hâlâ ayakta durabilir miydi?
Eğer cevap net değilse, büyüyen şirket siz değilsinizdir. Taşıyan sizsinizdir.
______________
Aksiyon Kontrol Listesi
Hızlı. Bugün Kredileriniz olmasa hangi faaliyet durur, hangisi devam eder netleştirin.
Dengeli. 30 gün Uzun süredir devam eden işletme kredilerini “sermaye benzeri” kabul edip yeniden değerlendirin.
Kapsamlı. Sistem Büyümeyi krediyle değil, nakit üretme kapasitesiyle ölçen bir karar disiplini kurun.
Yorumlar
Kalan Karakter: