Kredi, doğru yerde kullanıldığında şirketi ileri taşır. Yanlış yerde kullanıldığında ise şirket, krediyi sırtında taşımaya başlar. Bunları, bir önceki yazımda vurgulamıştım. Bu noktada tam da bu fark, kriz anında değil; işler hâlâ yürüyorken belirlenmeli, önlemler de kriz çıkınca değil, daha yük binmeden alınmalıdır.
İlk ve en kritik önlem, kredinin neyi finanse ettiğinin net ortaya konmasıdır. Kredi bir boşluğu kapatmak için mi alınmaktadır, yoksa yapısal bir açığı mı örtmek için mi kullanılmaktadır? Bu sorunun cevabı net değilse, kredi büyük ihtimalle şirketin taşıdığı bir yüke dönüşecektir.
Özellikle uzun süredir devam eden işletme kredileri bu riski taşır.
Başta geçici görünen kredi, zamanla sermaye benzeri bir destek hâline gelir. Şirket fark etmeden kendi özkaynağının yerini bankanın parasıyla doldurur.
İkinci önemli önlem ise, işletme sermayesi ile günlük hayatın birbirinden ayrılmasıdır. Maaş, vergi, SGK ve kira gibi sabit giderlerin krediyle karşılanması, krediye bağımlılığı kalıcı hâle getirir. Kredi bu noktada artık finansman değildir; şirketin nefes cihazıdır. Nefes cihazına bağlanan şirket maalesef uzun vadede büyümez, ancak hayatta kalmaya çalışır. Bu yüzden işletme kredisi, günlük giderlerin otomatik çözümü hâline getirilmemelidir.
Üçüncü önlem, kredinin vadesi ile nakdin gelişi arasındaki uyumun sağlanmasıdır. Tahsilat doksan günken, nakit döngüsüne uyumsuz bir şekilde kurgulanmış, kredi geri ödemesi otuz günde başlıyorsa yük kaçınılmazdır. Finansmana konu işletme henüz nakit üretemeden kredi geri ödemesi başlıyorsa, şirketin krediyi taşımaya başlayacağı aşikardır. Özellikle kriz dönemlerinde satışların beklendiği gibi artmaması, pazarın daralması ve kur riskinin yükselmesi bu yükü katlar. Burada stres testlerini de içine alacak fizibilitelerle, durumun en başından ortaya konması büyük önem taşımaktadır.
Dördüncü önlem, krediyi “normalleşmiş bir alışkanlık” hâline getirmemektir. Her yenilenen limit, şirketi biraz daha krediye bağımlı yapar. Sürekli yenilenen işletme kredisi, bankada dönen limit olarak görülür; sahada ise kapanmayan bir yara gibidir. Bu noktada şirketin kendine sorması gereken soru şudur: Bu kredi olmasa hangi faaliyet durur? Eğer cevap “çoğu şey” ise, kredi artık destek değil, şirketin taşıdığı bir ağırlıktır.
Beşinci önlem, yatırım kredilerini kriz senaryosuyla test etmektir. Kur yükselirse ne olur? Satışlar artmazsa ne olur? Müşteri kaybı yaşanırsa ne olur? Bu sorular sorulmadan alınan her yatırım kredisi, şirketi kredi taşıyan tarafa iter. Sağlıklı yatırım kredisi, sadece iyi senaryoda değil, kötü senaryoda da ayakta kalabilen yatırımdır.
Altıncı önlem, krediyi nakit üreten alanlara bağlamaktır. Kredi, stokta bekliyorsa, tahsilatı belirsiz satışları finanse ediyorsa ya da zarar eden bir hattı ayakta tutuyorsa şirketi ağırlaştırır. Kredi sadece kendini geri ödeyebilen alanlarda kullanılmalıdır. Aksi hâlde her yeni kredi, eski yüklerin üstüne eklenir.
Yedinci ve belki de en zor önlem, kredinin yerine geçmesini beklediğiniz sorunla yüzleşmektir. Kredi çoğu zaman asıl problemi gizler. Yanlış müşteri, hatalı fiyatlama, gereksiz stok, verimsiz operasyon… Bunlar çözülmediği sürece kredi sadece perde görevi görür. Perde açıldığında manzara değişmez.
Son olarak, şirketin kendini düzenli olarak kredisiz senaryoyla test etmesi gerekir. “Bu krediler olmasa bugün ne yapardık?” sorusu acı vericidir ama öğreticidir. Krediyle değil, nakitle yürüyebilen şirketler hafifler. Hafifleyen şirketler ise daha uzun yol alır.
Krediyi Şirketin Taşımaması İçin Alınacak Önlemler
1. Kredinin neyi finanse ettiğini netleştir
o Kredi geçici bir nakit boşluğunu mu kapatıyor?
o Yoksa yapısal bir açığı mı örtüyor?
o Cevap net değilse, o kredi büyük ihtimalle yük olur.
2. Uzun süredir devam eden işletme kredilerini “sermaye benzeri” kabul et
o Sürekli yenilenen işletme kredisi artık işletme kredisi değildir.
o Fiilen özkaynağın yerine geçmiştir.
o Bu krediyle şirket büyümez, sadece ayakta durur.
3. İşletme sermayesi ile günlük hayatı ayır
o Maaş, SGK, vergi, kira krediyle ödeniyorsa alarm vardır.
o Kredi bu noktada finansman değil, nefes cihazıdır.
o Nefes cihazına bağlanan şirket büyüyemez.
4. Kredi vadesi ile nakit girişini eşleştir
o Tahsilat 90 günse, kredi geri ödemesi 30 günde başlayamaz.
o Bu uyumsuzluk şirketi kaçınılmaz olarak krediyi taşır hâle getirir.
5. Yatırım kredilerini kriz senaryosuyla test et
o Kur yükselirse ne olur?
o Satışlar beklenen hızda artmazsa ne olur?
o Pazar daralırsa ya da müşteri kaybı olursa ne olur?
o Bu sorulara cevap yoksa yatırım kredisi risktir.
6. Krediyi nakit üreten alanlara bağla
o Stokta bekleyen,
o Tahsilatı belirsiz,
o Zarar eden alanları krediyle finanse etme.
o Kredi, kendini geri ödeyemiyorsa yük olur.
7. Kredinin “alışkanlık” hâline gelmesine izin verme
o Her yenilenen limit bağımlılığı artırır.
o “Zaten her ay çeviriyoruz” cümlesi tehlike işaretidir.
8. Kredinin gizlediği asıl sorunla yüzleş
o Yanlış müşteri
o Hatalı fiyatlama
o Gereksiz stok
o Verimsiz operasyon
Bunlar çözülmeden alınan her kredi sadece perde olur.
9. Şirketi düzenli olarak kredisiz senaryoyla test et
o “Bu krediler olmasa bugün ne yapardık?”
o Cevap rahatsız ediciyse, doğru soruyu soruyorsun demektir.
10. Hedefi net koy
o Amaç krediyle ayakta kalmak değil.
o Amaç krediyi kullanıp sonra ona ihtiyaç duymamak.
Yorumlar
Kalan Karakter: