Dünya bugün bir ekonomik döngüden değil, bir güç yeniden dağılımından geçiyor.
Bu nedenle yaşananları anlamak için grafiklere, tablolara ya da klasik makro modellere bakmak artık çoğu zaman yetersiz kalıyor.
Çünkü mesele enflasyon değil. Faiz hiç değil. Büyüme rakamları da asıl konu olmaktan çıktı.
Asıl mesele şu: Kuralları kim koyuyor ve bu kurallar kimin çıkarına işliyor?
Son iki yılda ABD’de, Venezuela’da ve Grönland üzerinden Kuzey Kutbu’nda yaşananlar tek tek ele alındığında dağınık görünebilir. Ancak yukarıdan bakıldığında hepsi aynı resmin parçaları. Hele de yapılan yatırımlar mercek altına alındığında.
Daha baskıcı bir dünya. Daha zayıflayan kurumsal sınırlar. Ve artık gizlenmeyen yeni bir sömürgecilik pratiği.
Başka bir dünyaya uyandık. Bu dünyada kurumlar güçlü kalamıyor. Güçlü görünenler ise, diğerlerini zorlamaktan çekinmiyor. Bu da çok net bir paradigma değişimini beraberinde getiriyor.
Kurallar Dönemi Bitiyor mu?
Uzun yıllar küresel düzen şu varsayımla çalıştı: Kurumlar güçlü olursa, sistem dengede kalır.
Kuralların işlediği, en azından şeffaflığın övüldüğü bir dönem yaşadık. Türkiye’nin maalesef negatif ayrışan dönüşümünü bir kenara koyarsak; ABD ve Avrupa gibi ülkelerde merkez bankaları görece bağımsızdı, hukuk öngörülebilirdi ve jeopolitik çıkarlar bile belli sınırlar içinde yönetilirdi.
Hatta işgallerin bile bir gerekçesi olurdu. Demokrasi götürmek gibi.
Bugün ise bu varsayım hızla çözülüyor.
Yerine geçen düzen çok daha çıplak: Güçlü olanın sınır tanımadığı, zayıf olanı zorbaladığı, hatta gerektiğinde işgal ettiği bir dünya.
Zayıf olana ise gerekçe sunma zahmetine bile girilmiyor.
Aynı Hikâyenin Farklı Sahaları: Venezuela, Grönland, FED
Geçtiğimiz hafta Venezuela’da yaşananlar, Grönland’ın giderek daha yüksek sesle konuşulması ve bu hafta ABD Merkez Bankası Başkanı Jerome Powell’ın yaşadıkları da işte tam da bu dönüşümün sonucu. Ama Sebebi değil.
Powell’ın son konuşması sonrası yaşananlara dikkat edelim.
Faizi indirmediği için hedefe konulması, itibarsızlaştırılması, hatta soruşturma söylemlerinin dolaşıma sokulması…Bunları inkar edebilir miyiz?
Trump’ın büyük bir inşaatçı ve emlakçı olduğunu düşünürsek, hem Powell’ı nereden vuracağını çok iyi bildiğini, hem de düşük faiz talebini çok iyi temellendirdiğini varsaymak zor değil. Elbette ki gerekçelerini masaya koymuştur.
Ama şu soru kritik: Eğer Powell istenileni yapsaydı, bu tartışmalar bu noktaya gelir miydi?
Anlaşılan o ki, yaşananlar bir para politikası tartışması değil. Bu, kurumsal bağımsızlığın ne kadar esnetilebileceğinin test edilmesi. Daha açık söyleyelim: Gücün test edilmesi.
FED elbette hâlâ çok güçlü. Ama artık bir şey net: Dokunulmaz değil. Hiç kimse ve hiçbir ülke de dokunulmaz değil artık….
Peki bu kadar konuşulan faiz indiriminin gerekçesi nedir? Trump Neden Faizi İndirmek İstiyor?
Trump’ın faiz ısrarını anlamak için karmaşık teorilere gerek yok. Bu, güç, hız ve kontrol meselesi. Bir diğer taraftan da bir sonraki seçime hazırlanmak gerek değil mi?
Pragmatik açıdan bakıldığında düşük faiz şunları sağlar:
Ekonomik aktivite kısa sürede canlanır.
Kredi maliyetleri düşer, tüketim artar.
Borsalar yükselir, varlık fiyatları şişer.
Devletin borçlanma maliyeti azalır.
Bu, iş dünyasında çok tanıdık bir reflekstir: “Şimdi rahatlayalım, sonra bakarız.”
Türkiye’de çok benzerini yaşadık. Hazır olmadığımız bir anda ve hatta tüm dünya merkez bankaları faiz artırırken, biz faizleri hızla indirdik. Amaç çarkların eskisi gibi dönmeye devam etmesiydi.
Sonuç ortada. Derin bir ekonomik krizin içinden hâlâ çıkmaya çalışıyoruz.
Peki Powell Neden Direniyor?
Dışarıdan bakıldığında Powell’ın direnişi kişisel değil. Kendisinin vücut diline bakılırsa bu bir koltuk kavgası da değil.
Bu, yerleşmiş bir kurum refleksi.
Elbette veri güvenilirliği, geçmişte açıklanan bazı işsizlik verilerinin sonradan revize edilmesi gibi konular hala tartışmalı. Özellikle Biden dönemi için. Bunları bir kenara koyduğumuzda ise , Powell’ın vurgusu net:
Birincisi, enflasyon cephesinde risk bitmiş değil. Erken gevşeme, enflasyonu ikinci kez tetikleyebilir.İş dünyası bunun bedelini bilir. İlk hatadan çok daha pahalı olur. Türkiye ise bunu çok net bilir ve hala bunun etkilerini hisseder…
İkincisi, veriler gri. Ekonomi yavaşlıyor ama durmuyor. Bu ortamda acele karar almak, uzun vadeli hasar yaratır. Pek çok verinin de geriden geldiği düşünülürse…
Üçüncüsü ve en kritiği: FED’in kredibilitesi.
Powell için asıl soru şudur: Faizi indirirsem bu karar “ekonomik zorunluluk” olarak mı okunacak, yoksa “siyasi talimat” olarak mı?
Kendisi ve Abd halkı için Eğer ikinci algı güçlenirse, FED’in bugünkü gücü değil, gelecekteki etkisi zarar görür.
Akademik çalışmalar da bu noktayı doğrulamaktadır.
Siyasi baskıya direnen yani bağımsız kararlar alabilen merkez bankaları, uzun vadede enflasyonla mücadelede daha başarılı olurken; siyasi söylemlerle yönlendirilen merkez bankalarında para politikası hızla etkisizleşmektedir.
Bugün FED’in yaşadığı tartışma, işte bu eşiğin üzerinde duruyor.
Kendisi muhtemelen mayıs ayında görev süresi dolmadan istifaya zorlanacaktır. Bakalım ikili anlaşmalar piyasalara neyi getiriyor olacak?
Mini Aksiyon Kontrol Listesi
HızlıGelişmeleri tekil haberler olarak değil, güç dengesi perspektifiyle okuyun.
Dengeli Düşük faizle gelen rahatlamanın geçici, kurumsal hasarın kalıcı olabileceğini hesaba katın.
Kapsamlı Şirket ve yatırım stratejilerinizi daha baskıcı, daha öngörülemez bir küresel düzen senaryosuna göre yeniden kurgulayın.
Nakit, esneklik ve alternatifler artık tercih değil, zorunluluk.
Yorumlar
Kalan Karakter: