Kararın kendisinden ziyade, metnin satır araları bu toplantının asıl hikâyesini oluşturdu. Özellikle “enflasyon eğiliminin mart ayında gerilediği” vurgusu para politikasının yönüne dair önemli bir referans noktası sundu.TÜİK verilerine göre mart ayında enflasyonun beklentilerin altında %1,94 seviyesinde gerçekleşmesi, daha önce de işaret ettiğimiz üzere Merkez Bankası’nın manevra alanını daraltan bir unsur olarak öne çıkarken, bu durum karar metnine de açık şekilde yansıdı.
Bu noktada Merkez Bankası'nın tercihinin ek sıkılaşma yerine, mevcut sıkılaştırmayı koruması yönünde şekillendiği anlaşılıyor. Jeopolitik cephede belirsizlik devam etse de görece sakinliğin korunması, rezervlerde yeniden artış eğilimi ve talep koşullarındaki zayıflama, politika yapıcıların mevcut duruşu sürdürmesine imkân tanıdı. Nitekim enflasyonun beklenti altı gerçekleşmesi, ilave bir Faiz artırımını gereksiz kılan temel faktörlerden biri oldu. Bununla birlikte metinde dikkat çeken bir diğer unsur, ekonomik faaliyetlerdeki yavaşlamaya yapılan vurgu oldu. Talep koşullarındaki bu zayıflama, enflasyonist baskıların sınırlanması açısından destekleyici bir unsur olarak değerlendiriliyor.Her ne kadar bu toplantıda Türk lirasının reel değerlenmesine doğrudan bir vurgu yapılmamış olsa da, uygulanan sıkı para politikasının dezenflasyon sürecini güçlendireceği mesajı korunuyor. Bu çerçevede Merkez Bankası, bir süre daha mevcut sıkı duruşun devam edeceğine yönelik güçlü bir yönlendirme yapmış oldu. Bu çerçevede Merkez Bankası'nın verdiği mesaj; politika seti değişmiyor, zaman kazanılıyor; yani para politikası artık aksiyon alan değil, sonuç izleyen bir faza geçmiş durumda.Karar sonrası uluslararası kurumların beklentileri de şekillenmeye başladı. Deutsche Bank, TCMB’den ilk faiz indiriminin haziran toplantısında gelmeyeceğini, ilk adımın temmuz ayında atılacağını öngörüyor. Özellikle karar öncesinde, iktidara yakın medya organlarında Sayın Mehmet Şimşek’in ekonomi politikalarına yönelik eleştiriler üzerinden bir faiz indirimi beklentisi oluşmuştu.Ancak faizin sabit bırakılması ve sonrasında yapılan açıklamalar, politika setinde geri adım atılmayacağına işaret etti. Şimşek’in “Hiçbir faydası olmadıysa bu programın 144 milyar dolarlık bilanço iyileşmesi sağlandı” açıklaması, uygulanan programın temel kazanımının finansal dengeyi yeniden tesis etmek olduğunu ortaya koyuyor.Öte yandan, küresel yatırımcı davranışları da dikkatle izleniyor. Bank of America’nın Türk lirası carry trade pozisyonunu kapatması bu açıdan önemli bir sinyal niteliğinde. Ocak ayında vadeli piyasada 46,20 seviyesinden açılan kısa dolar/TL pozisyonunun 44,89 seviyesinde kârla kapatılması, önümüzdeki dönemde liranın nominal değer kaybı hızında artış beklentisinin güçlendiğine işaret ediyor. Bu durum, kur tarafında daha kontrollü ancak yukarı yönlü bir eğilimin masada kalmaya devam ettiğini gösteriyor.Küresel tarafta ise Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmeler piyasaların ana belirleyicisi olmayı sürdürüyor. ABD’nin ateşkesi süresiz uzatmasına rağmen ablukayı genişletmesi, jeopolitik risklerin tam anlamıyla ortadan kalkmadığını gösteriyor. Bu gelişmelerle birlikte Brent petrol fiyatlarının yeniden 105 dolar seviyelerine yükselmesi, enerji maliyetleri üzerinden Enflasyon beklentilerini yukarı çekebilecek bir risk unsuru olarak öne çıkıyor. Her ne kadar barış görüşmelerinin yeniden başlayabileceğine dair haber akışları zaman zaman iyimser fiyatlamalara neden olsa da, belirsizlik ana senaryo olmaya devam ediyor. Enerji fiyatlarındaki bu artış, önümüzdeki dönemde küresel enflasyonu da tetikleyici önemli bir risk faktörü.Bu süreçte ons altının savaş başlangıcından bu yana yaklaşık %10 değer kaybetmesi de dikkat çekici. Bu geri çekilmede, küresel faiz beklentilerinin yüksek kalmaya devam etmesi, dolar endeksindeki görece güçlü seyir ve yatırımcıların güvenli liman tercihlerinde kısa vadeli pozisyon azaltımına gitmesi etkili oluyor. Yani altın, klasik riskten kaçış refleksinin ötesinde, “faiz-gerçek getiri dengesi” üzerinden fiyatlanıyor.Yurt içinde ise maliye politikası tarafında gelen mesajlar piyasaya destek verdi ve hisse senedi piyasasında sınırlı da olsa pozitif ayrışma yarattı. Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kurumlar vergisi oranının imalatçı ihracatçılar için %9’a, genel ihracatçılar için ise %14’e çekileceğini ifade etmesi, özellikle ihracat odaklı şirketler üzerinde pozitif bir beklenti yarattı. Bu gelişmenin ardından Borsa İstanbul’da ilgili sektör hisselerinde seans sonuna doğru alımların güçlendiği görüldü ve endeks haftayı 14.409 seviyesinden %0,51 primle tamamladı.Önümüzdeki haftaya girerken piyasaların odağında yine jeopolitik gelişmeler olacak gibi görünüyor. Hafta sonu riskinin artmasıyla birlikte yatırımcıların pozisyon taşımakta daha temkinli davrandığı bir dönemden geçiyoruz. Bunun yanı sıra, 6 Mayıs’ta görülecek CHP kurultay davası da iç siyasi riskler açısından yakından izlenecek. Son dönemde siyasi gelişmelere piyasa tepkisinin sınırlı kaldığı görülse de, olası “mutlak butlan” kararı gibi senaryoların daha sert fiyatlamalara neden olabileceği göz ardı edilmemeli.Makro veri takviminde ise 12 Mayıs’ta açıklanacak nisan ayı enflasyon verisi kritik önem taşıyor. Özellikle yükselen enerji fiyatlarının yansımasını daha net göreceğimiz bu veri, piyasanın yönü açısından belirleyici olabilir. Nisan enflasyonunun yaklaşık %3 seviyelerinde gelmesi beklenirken, bu veri aynı zamanda 11 Haziran’daki PPK toplantısına yönelik beklentilerin de ana belirleyicisi olacak. Mayıs ayında toplantı olmaması nedeniyle, bu süreçte veri akışı ve jeopolitik gelişmeler fiyatlamalar üzerinde daha da etkili hâle gelebilir.











































