Piyasalara geçecek olursak, Borsa İstanbul haftayı pozitif eğilimini koruyarak tamamladı. Gün içinde 15.167 seviyelerini test eden BIST100 endeksi, özellikle kapanışa doğru güçlenen alımlarla 15.062 seviyesinde dengelendi ve günü %0,15 primle tamamladı. Haftalık bazda ise yatırımcısına yaklaşık %4,4 getiri sağladı.Teknik görünümde 14.800 desteğinin korunması kısa vadeli momentum açısından önemini sürdürürken, dolar bazlı tarafta 15.600 direnci izlenmeye devam ediyor. Özellikle 15 bin puan üzerindeki kapanışların korunması, piyasanın psikolojik eşik açısından kritik bir alanı savunduğunu gösteriyor.Siyasi tarafta ise CHP kurultay davasının beklendiği gibi 1 Temmuz tarihine ertelenmesi, kısa vadede içeride ek bir politik tansiyon oluşmasının önüne geçmiş görünüyor.İçeride piyasanın odağı yeniden enflasyon ve para politikası tarafına kaymış durumda. 11 Mayıs’ta açıklanacak perakende satış verileri, iç talebin gücünü ölçmek açısından yakından takip edilecek. Özellikle tüketici harcamalarının seyri, hem büyüme kompozisyonu hem de dezenflasyon sürecinin sürdürülebilirliği açısından önemli sinyaller verebilir. Beklentilerin üzerinde gelecek bir veri Türk lirası açısından kısa vadede destekleyici olarak yorumlarken, zayıf bir veri ise büyüme tarafındaki kırılganlıklara dair soru işaretlerini artırabilir.Haftanın en kritik başlığı ise 14 Mayıs’ta açıklanacak Enflasyon Raporu olacak. Son dönemde gelen veriler, dezenflasyon sürecinin başlangıçta öngörüldüğü kadar hızlı ilerlemediğini gösteriyor. Bu nedenle Merkez Bankası’nın ara hedef niteliği taşıyan yıl sonu %16 enflasyon beklentisini güncelleme ihtimali piyasada giderek daha güçlü şekilde fiyatlanıyor. Nitekim enerji fiyatlarında savaş sonrası görülen yükseliş, yalnızca akaryakıt maliyetlerini değil; lojistik, üretim ve beklenti kanalı üzerinden enflasyonun ikinci tur etkilerini de yeniden gündeme taşıyor.Yılın ilk dört ayında enflasyonun %14,64 seviyesine ulaşmış olması, mevcut hedeflerle piyasa gerçekliği arasındaki farkı daha görünür hale getirdi. Özellikle rezervlerde dramatik olmasa da devam eden gerileme, cari açık riskinin yeniden yükselmesi ve imalat sanayi tarafındaki zayıf görünüm, dezenflasyon sürecini ve Merkez Bankası’nın para politikası duruşunu zorlaştıran başlıklar arasında yer alıyor. Bunun yanında CDS primlerindeki oynaklık ve rezerv görünümüne dair hassasiyetin devam etmesi, piyasanın Türkiye hikâyesini hâlâ “kırılgan denge” içerisinde fiyatladığını gösteriyor. Özellikle yabancı yatırımcı tarafında yüksek faiz politikası olumlu karşılansa da, rezerv yeterliliği ve enflasyon beklentilerindeki bozulma riskinin yakından izlendiği görülüyor.Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan’ın daha önce mart ve nisan verilerinin görülmesinin önemli olduğunu vurgulaması da bu nedenle dikkat çekiciydi. Bu hafta açıklanacak raporda özellikle satır araları, haziran ve temmuz toplantılarına yönelik beklentiler açısından yakından takip edeceğiz.Buna rağmen Goldman Sachs başta olmak üzere bazı yabancı kurumlar Türk lirasında uzun pozisyon tavsiyelerini korumaya devam ediyor. Buradaki temel argüman; yüksek reel faiz, kontrollü kur politikası ve sıkı para politikası duruşunun kısa vadede TL varlıkları desteklemeye devam edebileceği yönünde şekilleniyor.Küresel piyasalarda son haftalarda oluşan iyimserliğin temelinde ise savaşın tamamen sona ermesinden çok, belirsizliğin kontrollü hale gelmesi yatıyor. Özellikle ABD ile İran arasında yeniden müzakere ihtimalinin gündeme gelmesi, risk iştahını destekleyen en önemli başlıklardan biri oldu. Bu süreçte yalnızca Borsa İstanbul değil, ABD teknoloji hisseleri, gelişmekte olan ülke piyasaları ve Asya borsalarındaki yükseliş güçlü fiyatlamalar gördü.Özellikle yapay zekâ yatırımlarıyla desteklenen ABD teknoloji şirketleri, güçlü bilançolar sonrası yeniden zirve seviyelerini test etti. Morgan Stanley ve Goldman Sachs raporlarında da AI kaynaklı sermaye harcamalarının küresel büyümenin ana sürükleyicilerinden biri olmaya devam ettiği vurgulanıyor. Ancak burada dikkat çeken önemli bir kırılma da oluşmaya başladı. Yapay zekâ yatırımları küresel büyümeyi desteklemeye devam ederken, bu büyümenin finansman tarafı giderek daha fazla tartışılıyor. Özellikle veri merkezi yatırımları, çip harcamaları ve AI altyapısına yönelik agresif sermaye harcamaları teknoloji şirketlerinin bilançolarında yeni bir borçluluk döngüsü yaratmaya başladı.
Yabancı kurum raporlarında da son dönemde ortak tema, büyümenin tamamen durmadığı ancak bu büyümenin kalitesi ve finansman yapısının artık daha kritik hale geldiği yönünde şekilleniyor. Goldman Sachs, Morgan Stanley ve BlackRock gibi kurumlar küresel büyümenin devam ettiğini ancak piyasalarda değerlemelerin giderek daha hassas hale geldiğini vurguluyor. Özellikle Goldman Sachs’ın “sturdy growth but hot valuations” yaklaşımı, piyasaların şu an güçlü büyümeyi fiyatlamaya devam ettiğini ancak aynı zamanda pahalılaşan varlık fiyatlarının yeni bir baskı alanı oluşturduğunu gösteriyor.Gelişmekte olan ülke piyasalarında özellikle Asya borsalarında dikkat çekici yükselişler görülürken, jeopolitik tarafta gelen her olumlu haber piyasalarda risk iştahını desteklemeye devam ediyor. ABD’nin İran’a sunduğu yeni teklif ve müzakere masasına dönüş ihtimali, piyasalarda kısa vadeli rahatlama yaratırken; altın, gümüş ve petrol fiyatlarında da yeniden yön değişimlerine neden oldu. Petrol fiyatlarında geri çekilme görülürken, altın ve gümüş tarafında güvenli liman talebinin tamamen ortadan kalkmadığı dikkat çekiyor.Teknik tarafta özellikle altın ve gümüşün kısa vadeli ortalamalarının üzerine yeniden çıkması, alım eğiliminin güçlendiğine işaret ediyor. Bunun yanında merkez bankalarının devam eden altın alımları ve nisan ayında altın fonlarına yeniden para girişlerinin başlaması da değerli metalleri destekleyen önemli unsurlar arasında yer alıyor. Çin Merkez Bankası’nın savaş sürecine rağmen altın alımlarını sürdürmesi dikkat çekerken, Morgan Stanley’nin altın için yıl sonu beklentisini 5200 dolar olarak yukarı yönlü revize etmesi de bu eğilimin kurumsal tarafta karşılık bulduğunu gösteriyor.Değinmek istediğim bir diğer önemli konu ise yabancı yatırımcıyı çekmek için son dönemde hızlanan teşvik politikaları. Türkiye’nin son iki yılda izlediği ekonomi politikasının en önemli hedeflerinden biri, kısa vadeli sermaye girişleriyle rezervlere alan açarken aynı zamanda doğrudan yabancı yatırımı yeniden sisteme çekebilmekti. Özellikle Mehmet Şimşek’in yeniden göreve getirilmesi, uluslararası piyasalarda ortodoks politikalara dönüş mesajı olarak okunmuş ve yabancı sermaye açısından güven artırıcı bir unsur olarak değerlendirilmişti.Özellikle yüksek faiz ve kontrollü kur politikası, carry trade işlemleri açısından oldukça avantajlı bir zemin oluşturdu. Çünkü bu yapı, yabancı yatırımcının en büyük riski olan kur sıçraması ihtimalini belirli ölçüde baskılıyor. Carry trade ile gelen sıcak para rezervlere kısa vadeli nefes aldırsa da, ekonominin ihtiyaç duyduğu yapı esasen uzun vadeli üretim ve teknoloji odaklı doğrudan yatırımlar.Körfez bölgesinde özellikle Dubai’nin son yıllarda küresel sermaye için önemli bir Finans merkezi haline gelmesi dikkat çekiyor. Düşük vergi politikaları, yatırımcı dostu hukuk sistemi ve uluslararası şirketlere sağlanan özel statüler, bölgeyi ciddi bir sermaye çekim merkezi haline getirmiş durumda. Körfez savaşının yarattığı kırılganlık sonrası bu sermayenin yeni adresinin neresi olacağı ise önemli bir soru haline geldi. Çünkü savaş bitse bile o bölgedeki risk devam edeceği için nitekim belirsizlikleri fiyatlıyoruz ve net bir barış olsa bile pamuk ipliğine bağlı olacağı mesajı dünyada hakim, o bölgedeki yatırımlar için yeni bir yer arayışına sebep oldu. Türkiye’nin son dönemde açıkladığı yeni teşvik paketleri de bu noktada dikkat çekiyor. İstanbul’un bölgesel finans merkezi olabilmesi adına sunulan 20 yıllık vergi avantajları, uluslararası şirketlere özel statüler ve finansal faaliyetlerde vergi yükünü azaltan uygulamalar, doğrudan yabancı yatırımı çekme stratejisinin önemli parçaları olarak öne çıkıyor. Ancak son verilere bakıldığında 2025 yılında yaklaşık 13,1 milyar dolarlık yabancı yatırım girişi görülse de, bu artışın milli gelir içerisindeki pay açısından hâlâ sınırlı kaldığı görülüyor.Kısa vadede piyasalarda iyimser bir görünüm öne çıksa da, küresel ekonomide kırılganlık tamamen ortadan kalkmış değil. ABD ekonomisine yönelik büyüme kaygıları, yeniden gündeme gelen stagflasyon tartışmaları ve jeopolitik risklerin kalıcılığı, piyasalardaki güven sorununu tam anlamıyla ortadan kaldırabilmiş değil.Buna rağmen olumlu senaryoda; ABD ekonomisinin kontrollü yavaşlama sürecini yönetebilmesi, Çin’in büyüme tarafında yeniden ivme kazanması ve Avrupa’nın geciken politikalarını daha hızlı devreye alabilmesi halinde küresel görünüm yeniden dengelenebilir.Çünkü yeni dönemde piyasalarda artık yalnızca büyümenin varlığı değil, o büyümenin ne kadar sürdürülebilir olduğu ve nasıl finanse edildiği de fiyatlanıyor. Mevcut tabloda piyasalar yalnızca verileri değil; güveni, sürdürülebilirliği ve ekonomik dayanıklılığı satın alıyor.














































