Hayatımızın her anına damga vurmuş bir alışkanlıktan bahsetmek istiyorum:
Bir şeyleri hep sonraya bırakmak...
Bayramdan sonra...
Yılbaşından sonra...
Tatil bitince...
Pazartesiden itibaren...
Sanki hayatımızdaki tüm değişimler belirli tarihlere bağlıymış gibi davranıyoruz.
Özellikle toplum olarak bazı tarihlere çok büyük anlamlar yüklüyoruz. Bayram öncesi ayrı bir telaş, bayram sonrası ayrı bir rehavet...
Bugün de yaklaşık 10 günlük bir Kurban Bayramı tatilinin sonundayız.
Birçoğumuzun dilinde aynı cümle vardı:
"Bayramdan sonra bakarız..."
"Bayramdan sonra başlarız..."
"Bayramdan sonra görüşürüz..."
Peki hiç düşündük mü?
Yılda kaç günü bu "önce" ve "sonra" kavramları arasında kaybediyoruz?
Aslında çoğu zaman beklediğimiz şey takvimdeki bir gün değil; o günün bize vereceğini düşündüğümüz motivasyon.
Oysa gerçek şu:
Bayram sonrasında da işler aynı.
Sorunlar aynı.
Hedefler aynı.
Sorumluluklar aynı.
Değişen tek şey, geride kalan zamandır.
Belki de kaybettiğimiz şey günler değil, fırsatlardır.
Çünkü ertelediğimiz her başlangıç, bizi hedeflerimizden biraz daha uzaklaştırıyor.
Hayat büyük tarihler arasında yaşanmıyor.
Hayat, o tarihler arasındaki sıradan günlerde yaşanıyor.
Kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
"Bayramın bitmesini mi bekliyorum, yoksa kendimi mi erteliyorum?"
Çünkü çoğu zaman beklediğimiz o "sonra" geldiğinde, yeni bir "sonra" daha buluyoruz.
Yine bir sonra...
Yine bir erteleme...
Yine geçmesini beklediğimiz günler...
Oysa hayat, tam da şu anda akıp gidiyor.
Yorumlar
Kalan Karakter: