Bir zamanlar Türkiye’nin finans sahnesinde başrolü oynayan KKM —Kur Korumalı Mevduatsahneden çekiliyor.
Hikâyenin başlangıcını hatırlayın: Aralık 2021, döviz kuru rekor kırmış, TL her gün değer kaybediyor, piyasada panik havası hâkim. İşte o noktada, hükümet elindeki jokeri masaya koydu: “Mevduatınızı TL’de tutun, kur artarsa farkını biz öderiz.”
İlk günlerde bu hamle bir “ekonomi mucizesi” gibi pazarlandı. Doların o meşhur bir gecede çakıldığı, ekran başında “ne oldu şimdi?” diye soruların havada uçuştuğu o sahneler hâlâ hafızalarda. KKM’ye girişler hızla arttı; 2022’nin ortasında toplam hacim 1,4 trilyon TL’yi geçti. Dolar karşılığı yaklaşık 140 milyar… Yani koca bir Merkez Bankası rezervine denk bir para havuzundan bahsediyoruz.
Ama bu hikâyede “mutlu son” biraz pahalıya patladı. Çünkü kur farkını ödemek için bütçeden ve Merkez Bankası’ndan milyarlarca dolar karşılığı TL çıktı. Kimi hesaplara göre bu yük 60 milyar dolara dayandı. Devletin, kur farkı ödemesi için vergi gelirlerinden ayrılan kaynak, yollar ve köprüler yerine “TL’ye sadakat primi” olarak bankalara gitti.
Zamanla, sistemin yan etkileri görünmeye başladı. Bankalar TL mevduat toplamak için artık yüksek faiz vermek zorunda değildi; çünkü KKM zaten cazipti. Döviz kuru baskı altında tutuluyor, ihracatçılar kur artışı beklediği için memnuniyetsizdi. Ve belki de en önemlisi, bu “koruma kalkanı” yatırımcıyı TL’ye bağlasa da, ülkenin döviz riskini ortadan kaldırmıyordu.
Sonra hikâye tersine döndü. 25 Aralık 2024’te Merkez Bankası, KKM’nin 2025 içinde tamamen sonlandırılacağını açıkladı. 15 Şubat 2025’te tüzel kişilerin KKM hesabı açma ve yenileme işlemleri resmî olarak durduruldu. Politika faizinin yükselmesiyle TL mevduat yeniden cazip hale geldi, döviz kuru KKM’siz de yönetilebilir seviyelere geldi. Böylece KKM’nin cazibesi hızla azaldı. Ağustos 2025’e gelindiğinde sistemin büyüklüğü 140 milyar dolardan 11,8 milyar dolara düştü. Kalan mevduatın da yıl sonuna kadar tamamen bitirilmesi bekleniyor.
Bu vedanın anlamı büyük. Birincisi, bütçe üzerindeki dev yük hafifliyor. İkincisi, piyasa, dövizi artık “KKM desteği” olmadan da fiyatlayabilecek olgunluğa geliyor. Üçüncüsü ise, bu bir “krizden çıkış” sembolü: Çünkü KKM, her ne kadar kurtarıcı olarak başlamış olsa da, varlığı başlı başına bir kriz hatırlatıcısıydı.
Tarih bize şunu öğretti: Türkiye’de geçici ekonomi çözümleri genellikle kalıcı alışkanlıklara dönüşür. 2001 sonrası getirilen bazı bankacılık tedbirleri hâlâ yürürlükte. 2018’de kur şokunu önlemek için atılan swap kısıtlamaları, piyasa normale döndükten sonra bile devam etti. KKM ise bu döngüyü kırma şansı sunuyor; çünkü artık sona eriyor.
Ama işin sarkastik tarafını da unutmamak lazım. KKM’nin hayatı boyunca, “dövize karşı TL’yi koruma” iddiası vardı; fakat döviz alanlar kazandı, TL’de kalanlar da kazandı — farkı devlet ödedi. Yani herkes mutlu oldu gibi göründü, ama fatura yine hepimize çıktı. Bir nevi “herkesin bedava yemek yediği, ama hesabın mutfakta toplandığı” bir lokanta.
Peki bundan sonra ne olacak? İyimser senaryoda, faiz ve enflasyon düşer, TL mevduat cazip kalır, kur istikrarlı seyreder. Gerçekçi senaryoda, zaman zaman döviz talebi artar ama KKM gibi maliyetli çözümler devreye sokulmaz. Kötümser senaryoda ise, yeni bir kur şoku yaşanır ve bu kez başka bir “geçici çözüm” masaya gelir — belki adı KKM olmaz ama ruhu aynı olur.
Sonuçta KKM, Türkiye ekonomik tarihinde hem “kurtarıcı” hem “yük” olarak anılacak bir dönem oldu. Şimdi sahneden çekiliyor, ama geride bıraktığı ders basit: Kriz anında hızlı çözümler hayat kurtarır, ama uzun vadede gerçek çözüm istikrarlı ekonomi politikasıdır. Yoksa bir sonraki masalın kahramanı da yine kâğıt üstünde kahraman olur, sahnede alkış alır, mutfakta bütçeyi eritir.
Yorumlar
Kalan Karakter: