Çocukken hayali arkadaşları olanlara hep şüpheyle bakılırdı. Evde görünmeyen biriyle konuşan çocuk, “yaratıcı” diye övülür mü, yoksa “gerçeklikten kopuyor” diye kaygılanılır mı, ebeveynin sabrına kalmış bir meseleydi.
Bugün Türkiye’nin savunma sanayi projeleri bana işte tam olarak bu çocukluk hayali dostlarını hatırlatıyor. Kâğıt üstünde dünyayı titretecek tanklarımız, gökyüzünde üstünlük kuracak uçaklarımız, hatta uçak gemisi hayallerimiz var. Ama sahaya bakıyorsunuz, Altay tankının motoru hâlâ yokuşta öksürüyor, Kaan uçağı pistte birkaç test uçuşu dışında göğe bakıyor.
Rakamlarla konuşalım. Türkiye’nin 2024 savunma ihracatı 5,5 milyar dolar ile rekor kırdı. Bu, 2002’deki 248 milyon dolarlık seviyeden neredeyse 22 katlık bir artış demek. Şüphesiz bu başarı hikâyesi küçümsenemez. Ancak iş kritik ürünlere, yani “oyun değiştirici” dediğimiz tank, uçak, füze gibi stratejik sistemlere geldiğinde tablo hâlâ “gelecek vaat ediyor” seviyesinde. Altay tankı 2007’den beri konuşuluyor. O günden bu yana 18 yıl geçti, test sürüşlerini bitirip seri üretime geçemedi. Kaan uçağı 2023’te pistle tanıştı ama “tamamen milli jet” olabilmesi için en az 10 yıl daha var. Bu arada dünyada ABD’nin F-35’i 2006’dan beri gökyüzünde, Çin’in J-20’si 2011’den beri aktif görevde. Yani rakiplerin hayali dostları çoktan ergenlik çağını atlatıp sahaya inmiş durumda.
Üstelik, bu projelerin arkasında ekonomi-politik bir hesap da var. Savunma sanayii yatırımları sadece askeri kapasite değil, aynı zamanda iç siyasette “yerli ve milli” gurur kaynağı işlevi görüyor. Fakat rakamlara bakınca işin sürdürülebilirliği tartışmalı. 2025 bütçesinde savunma ve güvenlik harcamaları toplam bütçenin yüzde 14’üne yaklaştı. Bu, OECD ortalamasının neredeyse iki katı.
Eğitim ve Ar-Ge’ye ayrılan pay ise hâlâ geride. Yani bir yandan gökyüzüne Kaan’ı yollamaya hazırlanıyoruz, diğer yandan sınıflarda çocukların bilgisayar başına düşme oranı hâlâ düşük.
Sarkastik olan şu ki, bu projeler reklam panolarında şimdiden “dünyaya meydan okuyan” görsellerle tanıtılıyor. Oysa test aşamasındaki bir tankı broşürle pazarlamak, daha doğmamış çocuğa doğum günü partisi düzenlemek gibi. “Bakın ileride nasıl olacak!” diye ışıklı görseller, görkemli törenler, ama sahada şimdilik sadece prototipler. Yani hayali dostlarımıza şimdiden sünnet düğünü yapıyoruz.
Tarih bize başka örnekler de sunuyor. 1961’de “Devrim” otomobili üretilmiş, benzin konulmadığı için tören alanında stop etmişti. O gün bugündür bu hikâye, yerli üretim projelerinin kader metaforu olarak anlatılır. Bugün Altay ve Kaan da benzer bir sınavda. Eğer motor sorunları çözülür, seri üretim başlarsa, Türkiye gerçekten küresel oyuncular arasına girer. Ama eğer bu süreç uzar, ithal motorlarla “milli” algısı zedelenirse, o zaman bu projeler de tarih kitaplarına “iyi niyetli hayali dostlar” olarak yazılır.
Sonuçta, savunma sanayiinde ilerleme tartışmasız gerçek. Ancak beklentiler ile gerçekler arasındaki makas hâlâ çok geniş. Bu yüzden her yeni tanıtımda gözlerim ister istemez o çocukluk günlerine gidiyor. Hayali arkadaşlarımın bana anlattıkları masalların gerçeğe dönüşmesini beklerdim. Şimdi de Altay ve Kaan’ın, broşürlerden çıkıp sahaya inmelerini bekliyoruz. Belki bir gün bu hayali dostlar gerçekten yanımızda yürür, göklerde uçar. Ama o gün gelene kadar, şimdilik elimizdeki en somut başarı, görkemli lansman videoları ve yükselen beklentiler.
Not: Bu yazı yatırım tavsiyesi değildir. Herhangi bir suç unsuru içermemekte olup tamamen hiciv ve ironi içerir. Buradaki ifadeler yalnızca edebi ve mizahi yorum niteliğindedir; hiçbir kişi, kurum ya da siyasi partiye doğrudan suçlama veya hakaret içermez.
Yorumlar
Kalan Karakter: