Gerekli Olan Çatışma mı? İşbirliği mi?
Öyle ise Ortadoğu’daki ülkelerde yıllardan beri süregelmekte olan kargaşaya ilave olarak, 2011'in başından bu yana da bu ülkelerde yaşanan Arap Baharı olarak adlandırılan dramatik olaylar her halde tesadüfü değildir. Bu iç karışıklıkların niteliği uluslararası alanda yeni olmamakla birlikte, devam etmekte olan Orta Doğu kargaşasına yeni bölgelerin ekleneceğinin altını çiziyor. Esasen bu olgu, bölgedeki enerji kaynaklarının kimler tarafından yönetileceğinin belirlenmesinde, mücadele araçlarından biri olarak nasıl kullanıldığını gösteriyor.
Son zamanlarda, Mısır, İsrail ve Kıbrıs arasındaki deniz dibinde oldukça büyük miktarlarda doğal gaz bulunması, bölgedeki uluslararası politikanın karmaşıklığına katkıda bulunmaktadır. Mısır, Güney Kıbrıs ve İsrail'in, faydalanacak ilk üç ülke olması bekleniyor.
Zira bu ülkeler yakında net enerji ihracatçılarına dönüşecek keşif ve sondaj projeleri için çok uluslu şirketlerle büyük sözleşmeler imzaladılar. Üstelik bu bölgede daha fazla enerji rezervi keşfetme olasılığı, Doğu Akdeniz'deki tüm kıyı devletlerinin, doğal kaynaklar üzerinde yetkisinin bulunduğu alan olarak tanımlanan “münhasır ekonomik bölgelerinin” (MEB) tasfiye edilmesi sorununu gündeme getirmekle potansiyel yeni bir bölgesel anlaşmazlık sorunu eklenmiş oldu.
Bununla birlikte, Avrupa’nın enerji güvenliği için yapabileceği olumlu etkiye rağmen, Kıbrıs sorunu, MEB'nin tasviri konusundaki anlaşmazlıklar ve Türkiye’nin İsrail, Suriye ve Mısır ile donmuş olan ilişkileri, bölgesel işbirliğini sınırlandırmaktadır.
Öte yandan, bu jeopolitik ve enerji baskıları bölgedeki her oyuncu için bir takım yeni zorluklar ve fırsatlar ortaya çıkarmaktadır. Doğu Akdeniz'de, özellikle Kıbrıs adası çevresinde ve diğer bazı yerlerde petrol ve gaz araştırmaları, komşu ülkeler için enerji güvenliği açısından büyük önem taşımaktadır. Türkiye'nin gecikmiş olarak da olsa, haklarını kullanarak Doğu Akdeniz'deki petrol ve doğal gaz araştırma faaliyetlerine başlamış olması, bölgenin enerji dengesinin değişmesi gerektiğini ortaya koymuş ve aktif olarak burada faaliyet gösteren aktörlerin gündemine yerleştirmiştir.
ABD Jeoloji Araştırma Kurumu tarafından sağlanan verilere göre, Doğu Akdeniz'in Suriye kıyılarını içeren Levant bölgesinin 1,7 milyar varil petrol ve 3,5 trilyon metreküp doğal gaz rezervine sahip olduğu bilinmektedir. Dünyanın bilinen toplam doğalgaz rezervinin 200 trilyon metreküp, petrol rezervinin de 1.8 trilyon varil cıvarında olduğu dikkate alındığında bölgedeki kaynağın ne kadar önemli olduğu anlaşılacaktır. Deniz dibi kaynak kaya derinliğinin ortalama 3000-3500 m seviyelerinde olduğu dikkate alındığında gerek bölgedeki küresel şirketlerin, gerekse ülkemizin yapacağı araştırmalarla bu miktarın çok daha büyüyeceği de açıktır.
Rezervleri tükenmekte olan Dünya fosil enerji rezervlerinin %70’i nin Avrasya da; bunun büyük bölümünün de Ortadoğu’da olduğu dikkate alındığında, bu bölgedeki bitmek tükenmez krizlerin, kaosların, mezhep ve etnik savaşların asıl nedeninin ENERJİ SAVAŞLARI olduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır. Arap Baharı olarak tanımlanan kargaşa da aslında eş zamanlı olarak belirlenen Doğu Akdeniz, büyük olasılıkla da Güney Akdeniz enerji kaynaklarının paylaşım savaşının göstergesidir. Korkarım ki çok daha kalıcı bir çatişmaya işaret etmektedir.
Yorumlar
Kalan Karakter: