9 Nisan 2003.
Bağdat, Firdevs Meydanı.
Televizyonlar canlı yayında.
Dünyanın gözü tek bir kadrajda: Saddam Hüseyin’in heykeli.
Halatlar bağlanıyor.Bir Amerikan zırhlısı çekiyor.
Heykel sallanıyor.Kalabalık bağırıyor ve birkaç dakika sonra dev bir bronz figür yere çakılıyor.
O görüntü, ‘özgürlüğün anı’ olarak servis edildi.
Manşetler hazırdı…Bir diktatör düştü.
Fakat tarih, fotoğraf karelerinden ibaret değildir.
Sonradan ortaya çıkan kayıtlar ve gazetecilik araştırmaları şunu gösterdi: Meydandaki kalabalık, televizyonların verdiği izlenim kadar büyük değildi. Kadraj dar tutulmuştu. Alan askeri kontrol altındaydı. Heykelin devrilmesi teknik olarak Amerikan askeri aracının müdahalesiyle gerçekleşmişti.
O gün sembol yıkıldı ama sembolün arkasındaki devlet de çöktü.Ordunun dağıtılması, kamu kurumlarının tasfiyesi, güvenlik boşluğu…
Sonrasında yağmalamalar başladı.Mezhepsel gerilimler tırmandı.Silahlı gruplar güç kazandı.Bir süre sonra El Kaide’nin Irak kolu ortaya çıktı.
Ardından IŞİD.
Burada savunulacak bir rejim yok.Saddam’ın yönetimi baskıcıydı.Bu tartışma dışı.
Konu ise şu:
Bir düzeni yıkmak ile bir düzen kurmak aynı şey değildir.
Yıkmak, öfkenin işidir.
Kurmak, aklın.
Bir toplum sembolünü devirdiğinde, yerine koyacağı yapıyı tasarlamış değilse boşluk oluşur ve boşluk hiçbir zaman boş kalmaz.
Irak’ta olan buydu.
Saddam sonrası dönemde birçok Iraklı gazeteciye şu cümleyi kurdu:
“Biz özgürlük istedik. Kaos geldi.”
Bu cümle, yalnızca Irak’a ait değildir.
Tarihte benzer örnekler çoktur.
Fransız Devrimi Bastille’i yıktı, ardından Terör Dönemi başladı.
Libya’da Kaddafi devrildi, devlet mekanizması dağıldı.
Yugoslavya çözüldüğünde milliyetçilik boşluğu doldurdu.
Sembol devirmek kolaydır.
Kurumsal kapasite inşa etmek zordur.
Devlet dediğimiz şey yalnızca bir liderden ibaret değildir.Güvenlik, hukuk, ekonomi, bürokrasi, denge mekanizmaları…Bunların her biri bir mimarinin parçasıdır.Mimari çöktüğünde, yerine çadır kurulmaz; enkaz kalır.
Bana göre;
“Tarih tekerrürden ibarettir” derler.
Oysa ibret alınsaydı, tekerrür eder miydi? diye sormalıyız.
Bu yaşanmışlıklar bize şunu öğretir:
Bir toplumun en kritik anı, bir şeyi devirdiği O anın hemen sonrasıdır.O sevinç dağılır.Kalabalık evine gider.Meydan boşalır.
Geriye şu soru kalır:
Şimdi ne olacak?
Eğer bu soruya hazırlıklı bir cevap yoksa, devrim romantiktir ama gelecek kırılgandır.
Bir heykel devrildiğinde dünya alkışlayabilir
ama bir devlet çöktüğünde bedeli o ülkenin insanı öder.
Belki de asıl olgunluk, yıkmadan önce kurmayı planlayabilmektir.Çünkü bazı anlar vardır;insanlar özgürleştiğini sandığı gün,aslında koruyucu bir çatıdan çıkmıştır.
Ve açık gökyüzü her zaman güvenli değildir.
Onayınız olursa göndereceğim.
Yorumlar
Kalan Karakter: