ALGIRİTMA (Kelime veya harf hatası yapılmamıştır.)
Bazı hikayeler vardır, ne kadar çok duyarsanız duyun, her seferinde aynı yere takılırsınız.
Şu hikaye gibi…
Bir baba, oğlunu okula bırakırken trafik kazası yapar.
Baba olay yerinde hayatını kaybeder.
Çocuk ağır yaralanır.
Ambulans gelir.
Çocuk hastaneye götürülür.
Acil ameliyata alınır.
Koridorda telaş vardır.
Doktorlar koşuşturur.
Hemşireler hazırlık yapar.
Derken cerrah içeri girer.
Çocuğa bakar.
Bir an durur.
Yüzü değişir.
Sonra yavaşça konuşur:
‘Bu çocuğu ameliyat edemem…
Bu benim çocuğum.’
Burada çoğumuzun zihni aynı anda çalışmaya başlar. Düşünmeye başlarız….
“Babası ölmüştü…”
“O zaman bu kim?”
“Üvey babası mı?”
“Amcası mı?”
“Yakın bir akrabası mı?”
Hikayeyi kafamızda tamamlamaya çalışırız.
Bir sürü ihtimal üretiriz.
Ama genellikle bir ihtimal aklımıza gelmez.

‘Cerrah annedir.’
Cevap aslında en basit olanıdır.
Ama en sona kalır.
Bu noktada yapılabilecek en kolay yorum şudur:
‘Beynimiz, çoğu zaman hazır kalıplarla düşünüyor.’
Evet.
Doğru.
Lakin mesele sadece bu değildir.
Ben burada yazıyı bitirebilirdim
‘Bakın, hepiniz cerrahın erkek olduğunu düşündünüz’ deyip geçebilirdim.
Asıl mesele başka bir yerde.
Bu yazıyı okurken siz fark etmeden bir şey yaptınız.
Üç cerrah vardı.
Üçü de erkekti.
O görüntü zihninize yerleşti.
Çünkü daha büyüktü.
Daha hızlı algılandı.
Yazıdan önce geldi.
Beyin önce onu kaydetti.
Sonra hikayeyi okumaya başladınız.
Gelin görün ki artık boş bir sayfada değildiniz.
Zihninizde bir yapı vardı:
“Cerrah = erkek.”
Hikayeyi o görüntünün içinden okudunuz.
İhtimalleri ona göre ürettiniz.
Sonra da ulaştığınız sonucu kendi düşünceniz sandınız.
İşte burada küçük bir oyun vardı.
Ben istersem sizi sadece ‘beyin kalıpları’ üzerinden yönlendirebilirdim.
Sadece psikolojiden bahsedebilirdim.
Sadece önyargıyı anlatabilirdim.
Ama başka bir kapı açtım.
Size şunu göstermek istedim:
Bazen sizi yönlendiren şey düşünceleriniz değildir.
Daha düşünmeye başlamadan önce gördüklerinizdir.
Göz, zihinden önce karar verir.
Zihin çoğu zaman o kararı mantığa büründürür.
Önce bakarız.
Sonra neden öyle düşündüğümüzü açıklarız.
Evet.
Bu yapıya ben ‘algıritma’ diyorum. Belki de litaratüre yeni bir kelime kazandırmışımdır.
Algıritma; algının, tıpkı algoritmalar gibi belirli bir sıra ve mantıkla yapılandırılarak, bireyin düşünme alanının fark ettirilmeden yönlendirilmesidir.
Önce hangi veriyi göreceğiniz belirlenir.
Sonra bağlam kurulur.
Sonra seçenekler daraltılır.
Sonunda size ‘doğal sonuç’ kalır.
Siz ise o sonucu kendi fikriniz sanırsınız.
Bu yazının içinde bile bunun küçük bir örneğini yaşadınız.
Ve fark ettiyseniz, asıl kazanım tam da burada başladı.
Bu yalnızca bir hikayede olmaz…
Nöropazarlama tam olarak bunu kullanır.
Bir ürünü önce görselle çerçeveler.
Sonra o görselin içine bir duygu yerleştirir.
Sonra siz o ürünü seçtiğinizi sanırsınız.
Sosyal medyada da aynıdır.
Hangi görüntünün öne çıkarılacağı, hangi başlığın büyük yazılacağı, hangi ifadenin tekrar edileceği belirlenir.
Sonra gündem ‘kendiliğinden’ oluşur.
Televizyonlarda ve dizilerde de böyledir.
Bazı karakterler belirli rollere yerleştirilir.
Bazı meslekler belirli yüzlerle eşleştirilir.
Zamanla bu eşleşmeler doğal görünmeye başlar.
Siyasi söylemler de çoğu zaman tek başına işlemez.
Onlara eşlik eden görüntüler, kalabalık kadrajları, seçilmiş yüz ifadeleri, tekrar edilen semboller algıyı yönlendirir.
Mesaj kadar çerçeve de çalışır.
Bugün size yapılan şey çoğu zaman fikir dayatmak değildir.
Fikre giden yolu tasarlamaktır.
Bu yüzden mesele “yanıldık” meselesi değildir.
Mesele, düşünmeye başlamadan önce neyi gördüğümüzü fark etmektir.
Bir haberi okurken,
Bir konuşmayı dinlerken,
Bir kampanyaya bakarken,
Şunu sormak gerekir:
“Bana ilk ne gösterildi?”
“Bu çerçeve olmasaydı aynı sonuca varır mıydım?”
Gerçek farkındalık,
doğru cevabı bulmaktan ziyade cevaba giden yolun nasıl çizildiğini görebilmektir.
Çünkü kendi algısının algoritmasını görebilen insan,kolay kolay yönetilmez.
Yorumlar
Kalan Karakter: