Küresel piyasalar son dönemde makroekonomik veri akışı ile jeopolitik gelişmelerin iç içe geçtiği, yön tayininin zorlaştığı bir süreçten geçiyor.
ABD ile İran arasında Cenevre’de yürütülen temaslar ve ABD Merkez Bankası’nın mesajları fiyatlamalarda belirleyici oldu. Özellikle İran’ın nükleer programı çerçevesinde sürdürülen görüşmelerin seyri, enerji fiyatlarından gelişmekte olan ülke varlıklarına kadar geniş bir yelpazede etkili oluyor.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin temel ilkeler üzerinde uzlaşı sağlandığı yönündeki açıklaması risk algısını kısmen yumuşatsa da Beyaz Saray’dan gelen “askeri seçenek masadan kalkmış değil” mesajı jeopolitik risk priminin canlı kalmasına neden oluyor.
ABD tarafında ise ekonomik aktivitenin dirençli seyrini koruduğuna işaret eden veriler öne çıktı. Dayanıklı mal siparişleri ve sanayi üretiminin beklentilerin üzerinde gelmesi imalat sanayinde ivmenin sürdüğünü gösterirken, konut başlangıçlarının güçlü seyri iç talebin canlı kaldığına işaret etti.
Haftalık işsizlik maaşı başvurularının sağlıklı aralıkta kalması da iş gücü piyasasında sert bir bozulma olmadığına dair sinyal veriyor. Bununla birlikte geçmiş dönem istihdam verilerindeki aşağı yönlü revizyonlar, son güçlü verilerin kalıcılığı konusunda soru işaretlerini beraberinde getiriyor.
Bu çerçevede Federal Reserve’in yayımladığı toplantı tutanakları piyasalar açısından kritik önemdeydi. Politika faizinin %3,50–%3,75 bandında sabit bırakıldığı toplantıya ilişkin tutanaklarda, enflasyonun hedefin üzerinde kalması halinde faiz artışı ihtimalinin tamamen ortadan kalkmadığı vurgulandı. Bazı üyelerin yüksek enflasyon ortamında para politikasının daha fazla gevşetilmesine mesafeli yaklaştığı görülüyor. Piyasa fiyatlamaları bu yıl için bir ila iki faiz indirimi beklentisini korusa da Fed’in temkinli tonu, özellikle dolar ve tahvil faizleri üzerinde etkili oluyor. Yarın açıklanacak kişisel tüketim harcamaları (PCE) enflasyonu verisi bu açıdan belirleyici olacak. Çekirdek ve manşet enflasyonun %2,8 seviyesinde seyretmesi, Fed’in %2’lik hedefinin hâlâ üzerinde bir tabloya işaret ediyor.
Asya tarafında Japonya’dan gelen güçlü ihracat ve dayanıklı mal siparişleri verileri dikkat çekti. İhracatın beklentilerin üzerinde artması ve ithalatın gerilemesi ticaret açığının tahminlerden daha iyi gerçekleşmesini sağladı. Uluslararası Para Fonu ise Japonya’ya faizleri kademeli olarak nötr seviyeye yükseltme çağrısında bulunurken mali risklere dikkat çekti. Yeni Zelanda’da Reserve Bank of New Zealand politika faizini %2,25’te sabit tutarak enflasyonun hedefe döndüğünü ancak para politikasının bir süre daha gevşek kalacağını vurguladı. Küresel merkez bankaları arasındaki bu politika ayrışması, sermaye akımlarında yön değişimlerine neden olabiliyor.
Çin cephesinde ise International Monetary Fund değerlendirmeleri öne çıktı. IMF, Çin ekonomisinin son yıllardaki çoklu şoklara rağmen dayanıklılık gösterdiğini ancak büyümenin önümüzdeki dönemde yavaşlayabileceğini belirtti. 2025’te %5 büyüme kaydedilmesine karşın 2026’da %4,5’e gerileme bekleniyor. Düşük enflasyon ve güçlü ihracat cari fazla yaratırken, özel tüketimin zayıf seyri ve gayrimenkul sektöründeki kırılganlıklar aşağı yönlü riskler arasında yer alıyor. IMF’nin tüketim odaklı büyüme modeline geçiş çağrısı, Çin ekonomisinde yapısal dönüşüm ihtiyacını ortaya koyuyor.
Gelişmekte olan ülke piyasaları ise yılın başından bu yana güçlü bir performans sergiliyor. Küresel portföy çeşitlendirme ihtiyacının artması, dolarizasyon eğiliminin azalması ve bazı ülkelerde dezenflasyon sürecinin başlaması sermaye girişlerini destekliyor. Türkiye bu eğilimden pozitif ayrışan ülkeler arasında yer alıyor.
Yurt içinde tahvil-bono piyasasında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın enflasyon raporu sonrasında faiz indirim beklentilerinin korunmasıyla birlikte faizlerde geri çekilme yaşanmıştı. Son günlerde ise daha sakin bir görünüm hâkim. Gösterge tahvil faizi %35,75, 10 yıllık tahvil faizi %30,27 seviyesinde bulunuyor. Teknik olarak gösterge tahvilde %37, 10 yıllıkta %31 seviyeleri destek olarak izlenebilir. Dezenflasyon sürecinin devam etmesi ve önümüzdeki aylarda politika faizinde indirim beklentisinin korunması orta vadede tahvil piyasası açısından olumlu bir zemin sunuyor. Türkiye’nin 5 yıllık CDS risk priminin 216 seviyesine gerileyerek son yılların en düşük düzeylerinde seyretmesi de risk algısındaki iyileşmeyi teyit ediyor.
Döviz piyasasında ise dolar/TL kurunda kademeli yükseliş eğilimi korunuyor. 43,70 seviyesinin üzerine yerleşen kur bu bölgeyi destek haline getirme çabasında. 43,80 ve 43,90 kısa vadeli dirençler olarak izlenirken, 43,60 seviyesi önemli destek konumunda. Gelişmekte olan ülke para birimlerinin dolar karşısında karışık performans sergilediği bir ortamda TL’nin görece kontrollü seyri dikkat çekiyor.
EUR/USD paritesi 1,19 seviyesinden başlayan geri çekilme ile 1,18 desteğinin altına sarktı. Fed tutanaklarının dolar lehine yorumlanması paritede baskı yarattı. 1,18 seviyesi artık direnç konumunda bulunurken 1,1760 ve 1,17 seviyeleri destek olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte paritenin orta vadeli alçalan kanalını yukarı tamamlamış olması, ilerleyen dönemde 1,22–1,24 bandına doğru potansiyel bir hareket alanı bulunduğunu gösteriyor.
Borsa İstanbul tarafında ise güçlü bir teknik görünüm dikkat çekiyor. BIST 100 Endeksi 14.000 eşik seviyesinin aşılmasıyla birlikte 15.000 hedefine doğru alan açmış durumda. Son dönemde 14.000–14.400 bandında sıkışan endeks, 14.400 direncini yukarı kırarak yükselişini sürdürme çabası gösterdi. Ancak ABD-İran haber akışı gün içi kâr satışlarını beraberinde getirdi ve endeks sınırlı artışla günü tamamladı. 14.400 üzerinde kalıcılık sağlanması halinde 14.500 ve 14.600 dirençlerine doğru hareket görülebilir. 14.100 seviyesi ise kısa vadeli ana destek olarak izleniyor. Bankacılık endeksinin 20.750 zirvesini aşarak rekor tazelemesi, sektörel bazda güçlü görünümü destekliyor.
Değerli metaller tarafında jeopolitik risklerin etkisi hissediliyor. Ons altın 4.850 dolar civarına geri çekilme sonrasında yeniden 5.000 doların üzerine yöneldi. 4.900–4.880 dolar bandı destek olarak önemini korurken, bu bölgenin üzerinde 5.100 ve 5.200 dolar dirençleri gündeme gelebilir. Gram altın ise hem ons fiyatındaki toparlanma hem de dolar/TL’deki yükseliş eğiliminden destek buluyor. 7.000 TL seviyesi üzerinde kalıcılık kısa vadeli yukarı yönlü görünüm açısından belirleyici.
Genel çerçevede küresel piyasalarda ana tema, Fed’in temkinli para politikası ile jeopolitik riskler arasındaki denge olarak öne çıkıyor. Yurt içinde ise dezenflasyon süreci, CDS’teki gerileme ve faiz indirim beklentileri hem tahvil piyasasını hem de hisse senetlerini destekleyen unsurlar arasında yer alıyor.
Ancak Orta Doğu’daki gelişmeler ve ABD’de açıklanacak enflasyon verileri kısa vadede volatilitenin yüksek seyretmesine neden olabilir. Bu nedenle yatırımcıların teknik seviyeleri yakından izlemesi ve risk yönetimini ön planda tutması gereken bir dönemden geçiyoruz.
Yorumlar
Kalan Karakter: