ABD-İsrail ile İran arasında artan çatışmaların tetiklediği küresel belirsizlik ve enerji fiyatlarındaki sert yükseliş, Türkiye ekonomisine yönelik mevcut öngörüleri hızla geçersiz kılıyor. İktisatçı Mahfi Eğilmez, artık eski varsayımları korumak yerine yeni ekonomik gerçeklere uygun bir program oluşturulması gerektiğini vurguladı.
Eğilmez, “Kendime Yazılar” blogunda yayımladığı “Zor Oyunu Bozar” başlıklı analizinde, petrol fiyatlarından enflasyona, faizlerden dış dengeye kadar birçok göstergenin yeniden şekillendiğini belirtti. Ona göre, mevcut ekonomi programının dayandığı temel varsayımlar küresel gelişmeler karşısında geçerliliğini yitirmiş durumda.
Petrol fiyatlarının Orta Vadeli Program’da öngörülen 65 dolar seviyesinden 110 doların üzerine çıkması, cari açık ve enflasyon üzerinde ciddi baskı yaratıyor. Her 10 dolarlık artışın cari açığı 3,5–4 milyar dolar artırdığı ve enflasyonu 1–1,5 puan yükselttiği hesaplanıyor.
Risk primi ve borçlanma maliyetlerinde de yükseliş dikkat çekiyor. Türkiye’nin CDS primi 200 baz puandan 275 baz puan seviyesine çıkarken, dış borçlanma maliyetleri yüzde 7’nin üzerine tırmandı. Bu durum hem kamu hem de özel sektör için finansman koşullarını zorlaştırıyor.
Enflasyon tarafında da mevcut hedeflerin gerçekçi olmadığına dikkat çeken Eğilmez, yıl sonu beklentisinin yüzde 25 seviyesine revize edilmesi gerektiğini ifade ediyor. Merkez Bankası’nın fiili faiz artışıyla maliyetlerin zaten yükseldiğini belirten Eğilmez, enflasyon beklentilerinin daha da bozulması halinde yeni faiz artırımlarının gündeme gelebileceğini söylüyor.
Bütçe dengesindeki iyileşmenin geçici olduğuna işaret eden Eğilmez, artan enerji maliyetleri, faiz yükü ve ekonomik yavaşlamanın bütçe açığını büyüteceğini belirtiyor. OVP’de yüzde 3,5 olarak öngörülen bütçe açığının milli gelire oranının yüzde 5’in üzerine çıkabileceği ifade ediliyor.
Dış dengede ise riskler artıyor. İhracat zayıflarken ithalatın yükselmesi ve enerji faturalarının kabarması cari açığı büyütüyor. Yıl sonu için 22 milyar dolar olarak öngörülen cari açığın iki katına yaklaşabileceği uyarısı yapılıyor.
Rezervlerdeki düşüş ve ekonomik aktivitedeki yavaşlama da büyüme üzerinde baskı oluşturuyor. Sanayi üretimi, kapasite kullanımı ve yatırımlardaki zayıflama nedeniyle büyüme hedeflerinin aşağı yönlü revize edilmesi bekleniyor.
Eğilmez’e göre ortaya çıkan tablo net: “Gerçekler değişmişken, programın değişmemesi artık bir tercih değil, hatadır.”














































