Güldem Atabay Şanlı erken seçimin Türkiye ekonomisi üzerine olası etkilerine değiniyor, geçici bir rahatlama olsa da ekonomik zorluklar yıpratıcı olmaya devam edecek mesajı veriyorGüldem Atabay Şanlı Ahval’de yayınlanan son makalesinde son günlerin yurtiçinde neredeyse tek gündemi olan erken seçim sürecine değindi. “Pandora’nın kutusu açıldı: Erken seçim ve ekonomi” başlıklı makalesinde Şanlı erken seçimin Türkiye ekonomisi üzerindeki olası etkilerine değindi ve Erdoğan güçlü bir meclis desteği ile yeniden cumhurbaşkanı olsa bile küresel bazda baskı yaratan unsurların süreceği öngörüsüyle ekonomik zorlukların getirdiği yıpranmadan kaçamayacak olunduğunu belirtiyor. Salı sabahı Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) lideri Devlet Bahçeli’nin sürpriz erken seçim çağrısından bu yana Türkiye bu konuya kilitlenmiş durumda.Cumhurbaşkanı Erdoğan’la yaptığı kısacık yarım saatlik toplantı Bahçeli’nin çıkışının öncesinde zaten anlaşılmış olduğu kuşkularını doğururcasına erken seçim tarihi bir anda 24 Haziran olarak açıklandı ve Meclis bu seçimi gerçekleştirmek için harekete geçti.Tabi bu seçimin de başkanlık referandumu gibi seçimde oy sayımını çok tartışmalı hale getiren OHAL yönetimi altında yapılacağını eklemeye gerek yok.Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından her ne kadar bir erken seçim hali ateşli bir şekilde reddedilmiş olsa da, kötü ekonomik gidişatın bir erken seçimi zorlayacağı düşünülüyordu.Yine de beklenti daha çok yılın üçüncü çeyreğine göre şekillendiğinden erken seçim tarihinin sadece 67 gün sonra, 24 Haziran olarak açıklanması bir şok etkisi yarattı.Bu acele tabi Erdoğan’ın da ekonomik gidişatın oylarını azaltması hakkında ne kadar endişeli olduğunu çok net yansıtmakta aslında.AKP’nin 16 yıllık yönetimini ekonomi açısından üç döneme ayırmak mümkün. İlki 2002-2008 dönemi IMF programının ve AB ile tam müzakerelerin ağır bastığı yıllar olarak tanımlanabilir.Bu dönemde AKP oyunun kuralını neo-liberal politikalara yönelterek neo-liberal ülkeler kulübüne girmeyi başarmıştı. Ödülü de dünya finans piyasalarının yoğun ilgisi altında kaliteli uzun vadeli fon akışlarına ev sahipliği yaparken politik gücünü pekiştirmek oldu haliyle.IMF programının bitmesi ve AKP’nin kendi vizyonuyla baş başa kaldığı ikinci dönemi 2008-2013 olarak ayırmak mümkün. Bu yıllarda Türkiye’de yavaş yavaş birikmeye başlayan ekonomik sorunlar inanılmaz boyutlara ulaşan küresel likidite sayesinde saklanabildi.Bu dönemde ekonomi alanında AKP’nin affedilmez en önemli hatası verimlilik ve rekabet gücünü artıracak yapısal reformlar konusunda ilerleme kaydetmeyişi oldu.Fed’in para politikasını geri çevireceğini ilan ettiği Mayıs 2013’ten bu yana ise artan dış borçlanma maliyetleri, Türkiye’nin artık gizlenemeyecek noktaya varan ekonomik dengesizlikleri ve Erdoğan’ın gücüne güç katmak konusundaki arzusu sonucunda yükselen popülizm Türkiye ekonomisini hasta eden faktörler olarak ön planda.Hem de bu sefer çoktan sadece Erdoğan’ın partisi haline dönüşmüş AKP’ye şimdiye kadar önemli destek sağlayan küresel ekonomik dalga tamamıyla terse dönmüş durumda. Gelinen bu noktada Cumhurbaşkanı Erdoğan neredeyse varoluşsal bir çabayla baskın seçim ilan ederken aslında ekonomik bozulmanın oy kaybına yansımasını engellemek istemekte.Ekonomik bozulma deyince anlaşılması gereken Erdoğan’ın yüksek büyüme arzusu paralelinde Türkiye içindeki artan makroekonomik dengesizlikler, çift haneye yapışık duran enflasyon, yüzde 3’ün üzerine yönelen bütçe açığı GSMH oranı, yüzde 7’ye doğru giden cari açık GSMH oranı ve tabi lira’nın durdurulamayan değer kaybı.Erken seçim kararıyla Pandora’nın Kutusu da açıldığına göre, Haziran 24’te baskın bir seçim yapmanın ekonomik üzerindeki etkilerini teorik olarak tartışmakta fayda var.Başlangıç noktası olarak 25 Nisan’da yapılacak Para Kurulu toplantısını almak mümkün.Enflasyondaki artış ivmesini ve liranın değer kaybını kontrol altına alabilmek için tabi aslında gereken 300-400 baz puanlık bir faiz artışı. Fakat Erdoğan’ın baskısı altındaki merkez bankasından bu ölçekte bir artış bekleyen yok. Buna rağmen, 50-75 baz puanlık bir artış olasılığı da konuşulanlar arasında.Fakat, baskın seçim açıklamasıyla artık bankanın bu kadarını bile yapabilmesi imkan dâhilinde değil. Yine de bir şekilde banka anlamsız 50-75 baz puanlık bir faiz artışı yaparsa, büyüme üzerinde fazla baskı oluşmadan en azından seçime kadar liranın mevcut seviyelerini koruması beklenebilir.Ama daha geçen hafta faiz artışı isteyenleri ihanetle suçlayan Erdoğan’ın sözleri havada asılı dururken, merkez bankasının Cumhurbaşkanına rağmen faiz artırması kolay değil.Hele Aralık ayında yaptığı 5 baz puanlık artış nedeniyle azar işitmişken ve çifte seçimlere sadece 67 gün varken politik olarak Erdoğan’ı köşeye sıkıştıracak bir faiz artışı kolay bir tercih değil. Seçimler tamamlandıktan sonrası ise faiz ve lira konusunda başka bir hikâye zaten.Liranın o veya bu şekilde 24 Haziran’a kadar istikrar kazanması ise 2018 sonunda da çift haneye ilerleyen enflasyon üzerinde anlamı bir etki yaratmaktan uzak.Lira’nın sene başından bu yana değer kaybı, beklentiler bozuldukça artan geçişkenlik ve dolarizasyon zaten güçlenen enflasyonist baskıları daha da besler durumda. Sene sonunda TÜFE enflasyonu zaten yüzde 10-11 aralığına beklenirken şimdi yüzde 12-15 aralığına yönelme riski taşıyor.Seçimler tamamlandıktan sonra belki merkez bankasına gerçekten hareket alanı tanınabilir ancak enflasyon konusunda zarar çoktan oluşmuş durumda.Banka enflasyonu ve lirayı kontrol altına almak için gereken yüksek faiz artışını gerçekleştirirse bu sefer de 2019’un ana teması olarak düşük büyüme gündeme gelecektir.Cari açık ve dış borçlanma ihtiyacı söz konusu olduğunda, 24 Haziran baskın seçiminin fazla bir etkisi yok. Zaten seçimleri erkene almanın önemli motivasyonlarından bir tanesi, yüksek dış borç ödemesi ve düşük lira sarmalında boğulmaya başlayan reel sektörün sorunları.Bunun da kısa vadede atlatılması mümkün değil.Büyüme tarafında seçmen ufukta beliren daha kötü ekonomik şartları hissetmeye başlamadan seçimler yapılmış ve tamamlanmış olacak.Zayıf lira, yüksek enflasyon ve borç sarmalı altında ezilen reel sektör, muhtemelen 24 Haziran’a kadar bütçeden teşvikler yoluyla, yeni ve vergi indirimleri yoluyla geçici bir rahatlama ile seçimlere olumlu bir havada sokulmaya çalışılacak.Şimdiye kadar çıkan anketler Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ilk turda başkanlığı garantileyeceğini gösteriyor. Fakat Erdoğan’ın yeni dönemi 2018 ikinci yarısından 2021’e kadar sürecek ekonomik zorluklardan uzak olmayacak.Ya çok yüksek bir faiz artışı ile büyümeden ödün verilip lira, enflasyon ve cari açık kontrol altına alınacak; ya da Erdoğan’ın uzunca bir süredir istediği faiz indirimi yapılacak ve Türkiye ekonomisi ciddi bir ekonomik krize sürüklenecek.Söz konusu dönem boyunca küresel likidite azalıp da dış borçlanma maliyetleri yükselirken, Erdoğan yeni bir dönemi güçlü meclis desteğiyle sağlasa bile küresel ölçekte değişen şartların kalıcı olması nedeniyle ekonomik zorlukların getirdiği yıpranmadan kaçamayacak.
EKONOMİ
Yayınlanma: 19 Nisan 2018 - 21:39
Erken seçim olsa da ekonomik zorlukların getirdiği yıpranmadan kaçamayacağız
EKONOMİ
19 Nisan 2018 - 21:39












































