
Ancak küresel ekonominin dijitalleştiği, yeşil enerji dönüşümünün hızlandığı ve tedarik zincirlerinin yeniden çizildiği bu yeni dönemde, cari açığın karşımıza çıkardığı yepyeni ve çok daha sinsi bir cephe var: Maden ve endüstriyel metal ithalatı. Üstelik bu yeni cephe, sadece Ankara’nın makro bütçe planlarını değil, doğrudan borsada işlem gören ve endeksin motoru konumunda olan dev sanayi şirketlerimizin bilançolarını da derinden sarsıyor.
Sanayinin Görünmez Prangası: Ham Madde Bağımlılığı
Borsada (BIST) işlem gören, üretim hacimleriyle gurur duyduğumuz o devasa demir-çelik, otomotiv, beyaz eşya ve kablo fabrikalarımızın çarklarını döndürebilmesi için her gün binlerce ton bakır, çinko ve alüminyum tüketmesi gerekiyor. Ancak madalyonun acı yüzü şu ki; biz bu stratejik metallerin üretiminde çok büyük oranda dışa, özellikle de madenleri çıkarıp işleme gücünü tekelinde tutan ülkelere bağımlıyız.
Bir sanayi devimizin ihracat rekorları kırması ilk bakışta harika görünebilir. Fakat o üretimi yapabilmek için gerekli olan bakırı Şili'den, çinkoyu Avrupa'dan işlenmiş olarak ithal ediyorsak, attığımız taş ürküttüğümüz kurbağaya değmemeye başlıyor. Döviz kurlarının hareketli, küresel emtia fiyatlarının ise jeopolitik risklerle öngörülemez olduğu bir ortamda, ham madde ithalatı için yurt dışına ödenen her dolar, cari açığı büyütürken şirketlerin kasasındaki nakdi de eritiyor
Maliyet Kıskacı ve Borsadaki Sanayi Hisselerinin Baskılanması
Ekonominin çarkları arasındaki bu bağ, borsa ekranlarına doğrudan yansıyor. Son dönemde borsa endeksinde sanayi hisselerinin neden zorlandığını, kârlılıkların neden baskılandığını anlamak için bu metal ithalatı denklemine bakmak şart.
- Marj Daralması (Sıkışma): Küresel enerji krizleri veya ticaret savaşları yüzünden bakır, çinko veya alüminyum fiyatları uçtuğunda, sanayi şirketlerimizin ham madde maliyeti bir gecede katlanıyor. Şirketler bu maliyet artışını iç piyasadaki veya Avrupa'daki müşterilerine aynı hızda yansıtamadığında brüt kâr marjları eriyor. Borsadaki analistler bu marj daralmasını gördüğü an, o hisseler için "satış" düğmesine basıyor.
- İşleme Maliyeti ve Enerji Bağlantısı: Çinko ve alüminyum gibi metalleri saf metal haline getirmek devasa bir elektrik enerjisi ister. Yurt dışındaki ergitme tesisleri enerji maliyetleri yüzünden üretimi kıstığında, ham metalin fiyatı yapay olarak şişiyor. Bizim sanayi devlerimiz de hem yüksek enerji faturası ödüyor hem de üzerine daha pahalı ham madde satın almak zorunda kalıyor. Bu çift yönlü darbe, borsa bilançolarında net kâr kaleminin kuşa dönmesine yol açıyor.
Yeni Jeopolitik Denklem ve "Tedarik Milliyetçiliği"
Geçtiğimiz yüzyılın ekonomisini petrol belirlemişti, önümüzdeki dönemin borsa şampiyonlarını ve cari dengeyi ise "Metallerin Jeopolitiği" belirleyecek. Bugün Çin, ham metalleri işleyip dünyaya satma konusunda o kadar devasa bir tekel kurdu ki, Batı dünyası ve gelişmekte olan ülkeler şimdi tedarik zincirini millileştirmeye çalışıyor.
Türkiye’deki sanayi devleri için de artık yeni bir sınav başladı. Sadece malı üretip satmak yetmiyor; ham maddeyi nereden, ne kadar güvenli ve hangi maliyetle tedarik ettiğiniz hayati önem taşıyor. Borsada uzun vadeli yatırım yaparken, ham madde tedarikini garanti altına almış, geri dönüşüm (hurda işleme) tesislerine yatırım yapan veya yerli maden kaynaklarını dikey entegrasyonla kendi bünyesine katmış sanayi şirketlerini bulup çıkarmak gerekiyor. Geleceğin kazananları, ithalat bağımlılığını en aza indirenler olacak.
Cari Açığı Tarlada ve Madende Kapatmak
Ekonomi tarihi bana şunu öğretti. Bir ülkenin sanayisi ne kadar gelişmiş olursa olsun, eğer o sanayinin iskeletini oluşturan temel elementlerde tamamen dışa bağımlıysanız, borsadaki büyümeniz de makroekonomik istikrarınız da pamuk ipliğine bağlıdır.
Cari açıkla mücadele, sadece turizm gelirlerini artırmakla veya ithal lüks tüketimi kısmakla kazanılamaz. Cari açığın yeni ve en kritik cephesi yerin altındaki bu endüstriyel metallerdir. Borsadaki sanayi devlerimizin küresel rekabette ayakta kalabilmesi ve hisse değerlerini koruyabilmesi için, ülke olarak maden arama, çıkarma ve en önemlisi o madeni katma değerli uç ürüne dönüştürme kapasitemizi acilen artırmamız gerekiyor. Aksi takdirde, ürettiğimiz her katma değerin aslan payını maden hatlarını elinde tutan küresel devlere ödemeye devam ederiz. 
Gamze Kıvanç














































