Bloklardan Oluşan Zincir

Bloklardan Oluşan Zincir

Bloklardan Oluşan Zincir Bitcoin’i anlamak için çıktığımız yolculukta öncelikle paranın, daha sonra internet teknolojilerinin ve son olarak dijital paranın tarihsel sürecinden bahsettim.

Bloklardan Oluşan Zincir

Bloklardan Oluşan Zincir Bitcoin’i anlamak için çıktığımız yolculukta öncelikle paranın, daha sonra internet teknolojilerinin ve son olarak dijital paranın tarihsel sürecinden bahsettim.

Bloklardan Oluşan Zincir
20 Nisan 2022 - 08:24

Bloklardan Oluşan Zincir
 
Bitcoin’i anlamak için çıktığımız yolculukta öncelikle paranın, daha sonra internet teknolojilerinin ve son olarak dijital paranın tarihsel sürecinden bahsettim.


İpek EYÜPOĞLU


Bugüne kadar bu konulara merak duymayan kimseler için Bitcoin teknolojisi bir anda ortaya çıkmış gibi gözükse de, aslında senelerdir devam eden bir sosyolojik ve teknolojik bir evrimin parçası olduğunu anlatmaya çalıştım. Şimdi ise sıra Bitcoin’nin temellerini anlamaya geldi.

Bellcore Laboratuarları’dan tanışan iki bilim insanı W. Scott Stornetta ve Stuart Haber 1991 yılında yazdıkları akademik makalenin  yıllar sonra Bitcoin teknolojisinin altyapısını oluşturacağını bilmiyorlardı. Sanırım bilimin büyüleyici kısmı da tam olarak bu. Tam olarak Isaac Newton’un söylediği gibi:

 




“Bizler, devlerin omuzlarında oturan cüceler gibiyiz. Onlardan daha fazlasını ve daha uzağı görebiliyoruz. Ama onlardan daha yüksekten baktığımız ve daha güçlü bir görüşümüz olduğu için değil, onlar tarafından yükseltildiğimiz  ve taşındığımız için.”
 
 
Harvard Üniversite’si matematik bölümünden mezun olduktan sonra, Columbia Üniversitesi’nde felsefe doktorası ve bilgisayar bilimleri üzerine doktora yapan Amerikalı kriptografi uzmanı Stuart Haber, 1988 yılında Bellcore’a araştırmacı olarak girmiştir. Bellcore diğer kurumlara göre çalışanlara epey özgürlük tanıyan bir kurumdur. Haber’in ikinci senesinde tanışacağı ve sonrasında uzun seneler beraber çalışacağı W. Scott Stornetta ile burada karşılaşır. Amerikalı Stornetta ise Stanforda Üniversitesi’nde fizik bölümünden mezun olmuş, doktorasını yine Stanford Üniversite’nde fizik üzerine yapmıştır. Bellcore o kadar idealist bir kurumdur ki, Stornetta tez konusuna kara vermek için 6 aylık bir kafa tatiline çıkmıştır. Stornetta’nın anlattığına göre danışmanı “gerçekten iyi bir problem bulmadan geri dönme” demiştir.
 
Günümüze kadar defalarca özel telekomünikasyon şirketleri tarafından satın alınan ve adı değiştirelen Bellcore’un kuruluşunu araştırdığımda epey şaşırtıcı bir isimle karşılaşıyorum: telefonun icat eden İskoçyalı Alexander Graham Bell. 1887’de Alexander Graham Bell tarafından kurulan Volta Laboratuarı’nın amacı sağırlık hakkında bir arşiv oluşturmak ve sağırlık hakkında araştırmalar yapmaktır. Yıllar boyunca bilgisayar teknolojileri ve telekomünikasyon alanlarındaki buluşları ile tarihe geçen Bellcore aynı zamanda epey karışık bir tarihi var. (Detaylı bilgi için Bell Labs’in tarihçesine bakabilirsiniz.)
 
1990’ların başlarında dijital dünya yavaş yavaş hayatımıza girmeye başladıktan sonra, insanlık için yeni problemler ortaya çıkmaya başladı. Fiziksel hayattan farklı olarak dijital dünyada bilgileri kopyalamak çok kolay olduğu için dijitalde arşiv oluşturma problemi kendini göstermeye başlamış. Bununla beraber çok az insanın bilgisayara erişimi olduğunu da hatırlatmak isterim. Yine de dijital arşiv meselesini kafaya takan Stornetta 6 aylık tatilinden sonra Bellcore’a kendinden emin bir şekilde döner çünkü araştırma konusuna karar vermiştir.
 
Yazdıkları akademik makalede iki önemli unsur vardır. Bunlardan biri hash fonksiyonları, diğeri ise dijital imzalar. Hash fonksiyonları tek yönlü fonksiyonlardır.  Çeşitli uzunluktaki herhangi bir datayı matematiksel fonksiyonlar ile sabit uzunlukta bir değere dönüştürür. Bu sayede giren datayı korumuş olur. 1953 yılında IBM’de çalışan Hans Peter Luhn tarafından geliştirilen hash fonksiyonları günümüzde Bitcoin güvenliği için çok önemlidir. İkinci önemli unsur olan dijital imzalar ise konsept olarak 1976 yılında Whitfield Diffie ve
Martin Hellman tarafından bulunmuştur.

Dijital imzaların geldiği yer ise kriptografi bilimidir. Yaklaşık M.Ö. 1900 yılı Mezopotamya’ya kadar uzanan kriptografinin amacı önemli mesajları karşı tarafa kodlanmış şekilde ulaştırmaktır. Bu sayede mesaj, onu okumak isteyen kötü niyetli kişilerden korunmuş olur. Şifrelenen mesajlar Ceaser Cipher veya Vigenere Cipher kullanarak okunabilir. Antik dönemlerden farklı olarak mekanik bir cipher olan Enigma ise I. Dünya Savaşı sonlarına doğru Alman biliminsanı Arthur Scherbius tarafından icat edilir ve uzun seneler Nazi Almanyası’nın ordusunda kullanılır.

Daha sonra 1941’de İngiliz kriptoloji uzmanı Alan Turing ve Polonyalı matematikçi Marian Rejewski Enigma’nın kodlarını kırmaya başarır. (Bu konuyla ilgili film önerisi: The Imitation Game) Kodların çözülmesi Enigma’nın sonu olur. Bugüne kadarki tüm kriptografiler simetrik olarak adlandırılırken, 1976’da Whitfield Diffie ve Martin Hellman oluşturduğu dijital imza konsept ise asimetrik kriptolojinin başlangıcı olur. Simetrikten farklı olarak, asimetrik kriptoloji şifrelendiği mekanizma tarafından açılamaz. Data A anahtarı ile kitlenir, B anahtarı ile açılır. A anahtarı posta adresinizdir. Size mektup atmak isteyen kişiler bu adresi bilir.
B anahtarı posta kutunuzu açan anahtardır. Bu anahtar sadece sizde bulunur, bu sayede size gelen diğer mektupları başka kimseler okuyamaz.
 
Stornetta ve Haber’e geri dönersek… Öğrenimleri boyunca insanlığın yüzyıllarca üstüne çalıştıkları gelişmeleri ve buluşları inceleyen iki biliminsanı yeni bir problemi çözmeye çalışırlar: değiştirilmesi mümkün olmayan bir dijital arşiv nasıl tutulur?
 
Stornetta ve Haberin bulduğu çözüm aslında bir çok noktadan (şirket ya da müşteri) gelen dataları şifreledikten sonra (hash fonksiyonları) bir merkeze yollayıp, o dataya zaman damgası eklemekten oluşuyor. Bu sıralamanın değiştirilemez olması için her yeni gelen datanın içine bir önceki datadan bir parça koyuyorlar. Bu sayede her yeni data bir önceki dataya kendini zincirlemiş oluyor, yani bir sıralaması kendiliğiden oluşmuş oluyor.

Geriye kalan problem ise bu arşivin kimin elinde saklanacağı yani güven problemi. Geleneksel arşivlerin çoğu tek bir merkezde toplanırken, W. Scott Stornetta ve Stuart Haber o zamanlar için epey imkansız olan bir öneri ile arşivin herkese açık ve bir çok noktada saklanırsa güven probleminin ortadan kalkacağını söylüyorlar. Arşivin herkese açık olmasını içeriklerin güvenliğini tehlikeye atabileceğinden bilgileri saklamak adına hash fonksiyonları kullanıyorlar. Dijital imzalar sayesinde ise saklamak istediğiniz datayı merkeze gönderip yine kendi anahtarınız ile görüntüleyebiliyorsunuz.
 
Stornetta ve Haber seneler sonra Satoshi Nakamoto tarafından yaratılan Bitcoin’nin ekonomi ve finans dünyasında devrim yaratacağını tahmin etmiyorlardı. Yine de hayal edip, hayata geçirdikleri sistemde her şeyin (filmler, müzikler, Coca-Cola’nın formülü) arşivini yapmak vardı. 1991 yılında çok fazla insan bilgisayar ve internet kullanmadığı için en çok kişiye ulaşmak adına her hafta “The New York Times” gazetesinden küçük bir ilan vermeye başlarlar. Aynı yukarıda anlattığım gibi bir önceki gazetedeki kodu bir sonraki gazetenin ilanına yazarak ve bu zincire devam ederek tarihteki çalışan en uzun blokzinciri oluştururlar! (İlanlar hala devam ediyor.) Ah bu cüceler, ah bu devler!
 
 
 
[1]  Merkeziyetsiz Dünya yazı köşesi her ay birbiriyle bağlantılı konuların işlediği bir yazı dizisidir.
[2] “How to Time-Stamp a Digital Document”
https://link.springer.com/content/pdf/10.1007%2F3-540-38424-3_32.pdf

YORUMLAR

  • 0 Yorum
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Bilgin: Emekçileri enflasyon tahribatına karşı koruyacağız
Bilgin: Emekçileri enflasyon tahribatına karşı koruyacağız
Tarımda üretim ve ihracatı artıracak formül şart
Tarımda üretim ve ihracatı artıracak formül şart