Her zamanki gibi sabah telefonumun ekranını kaydırıp bir umut “Acaba güzel bir haber var mı?” diye bakınırken karşıma kocaman bir başlık çıktı:
"Ekonomik Güven Endeksi son 20 ayın en sert düşüşünü yaşadı."
Şimdi dürüst olalım… Bu başlığı görünce kaçımız şöyle düşündü:
“Eyvah! Ekonomik Güven Endeksi düştü, hemen bütçe planımı gözden geçireyim.”
Yok… Hepimiz daha çok şöyle düşündük:
"Ekonomik ne? Güven? O da neydi? Biz ona en son ne zaman sahiptik ki sanki?"
Ama gelin görün ki, bu “güven” dedikleri şey aslında cebimizdeki son bozukluğa kadar dokunuyor. Öyle rakamlara bakıp “bana ne canım” demek kolay ama işin ucu mutfağa, market poşetine, kiraya, taksite, hatta kahvedeki ikinci fincana kadar dayanıyor.
TÜİK abiler sağ olsun, her ay “Halk ne düşünüyor? Esnaf ne bekliyor? Fabrika çalışır mı? İnşaatçının betonu karışır mı?” diye bir anket turuna çıkıyor. Sonra bunları topluyor, tartıyor, çarpıyor, bölüyor ve 0 ile 200 arasında bir sayı çıkarıyor. 100'ün üstü iyimser, altı “eyvah, biz ne yapıyoruz” demek.
Geçtiğimiz ay 100’ün biraz üstündeydik, şimdi 96,6’yla moral çöküşünün kısa özetini yaşıyoruz. Yani ekonomi ülkece göz devirdiğimiz o “of ya” anına girmiş durumda.
Güven Düşerse Ne Olur?
Mis gibi örneklerle anlatayım. Tüketici güveni düşmüş mesela. Ne demek bu?
"Yok abi, buzdolabı da çalışıyor işte, biraz ses yapıyor ama yaza kadar idare ederiz."
Yani büyük harcamaları ertelemeye başlamışsın. Evdeki “alsak mı, almasak mı?” tartışmalarının uzaması bundan.
Reel kesimde güven düşmüş. Yani fabrikanın patronu diyor ki:
“Üç vardiyaya çıkmayalım, elimizdekiyle döndürelim. O primleri de seneye konuşuruz.”
İşçiler sessizce maaş bordrosuna bakıyor, kimse ses etmiyor.
Hizmet sektörü, kafeler, oteller… Onlar da ne yapıyor?
Kafeye gidiyorsun, menüye bakıyorsun, garson geliyor:
“İkinci kahve bizden olsun” diyor.
Çünkü senin masada biraz daha oturman için artık ekstra motivasyon gerekiyor.
İnşaat sektörü zaten kafasını duvara vuruyor.
“Yeni proje açsak mı? Yok ya, önce şu stokları bitirelim de…”
Sonra ne oluyor? Arz azalıyor, kiralar önce yavaşlıyor, sonra "beklenmedik şekilde" yeniden tırmanıyor. Sürpriz değil.
Enflasyon Düşer mi? Dolar Ne Olur?
Hemen heyecanlanmayın.
Nisan’da enflasyon yine %37,86’da duruyor. Aylık %3 artmış. “Durmuş” diyemiyoruz yani.
Yani markette indirim beklemeyin, en fazla “indirime girmedi ama zam da yapmadık” cümlesini duyarsınız. O da büyük jest gibi sunulur.
Dolar mı? 38,80 civarında geziniyor. Güven düşünce kimse Türk Lirası’na “Canım benim” demiyor.
Yani kısa vadede “ucuz dolar” hayali kuran varsa hemen uyandırayım: O rüya başka bahara.
Ev Fiyatları ve Kira Mucizesi Bekleyenlere Kötü Haber
İnşaatçının morali bozulmuşsa yeni proje de gelmez. Bu ilk etapta “kiralar artmaz” gibi görünür. Ama sonra talep pat diye geri döner ve hop, fiyatlar yine roketler.
Yani “ev fiyatları pat diye düşecek” hayaline de kapılmayın. Belki bir duraksama olur ama bu piyasa, boşluğu görünce öyle bir sıçrar ki yine bize bakakalmak düşer.
Peki, Ne Yapacağız?
Nakit Kraldır: Kredi kartını asgari ödemek değil, tam kapatmak bu dönemde lüks değil ihtiyaç.
Döviz Borcundan Uzak Dur: Dolar düşmezse taksitler kabus olur.
Parası Peşinde Olan Kazanır: Peşin ödeme gücün varsa pazarlıkta elin çok kuvvetli.
İşletmeysen Müşteri Kovalayacaksın: Kampanya yap, promosyon yap, müşteri kaçmasın diye ne gerekiyorsa yap. Çünkü kimse kolay kolay para harcamıyor.
Ekonomik güven dediğimiz şey, aslında toplu ruh hâlimizin ekonomik versiyonu. Bugün moralimiz düşük olabilir ama unutmayın: Bu hava her zaman böyle gitmez.
Yine de “güneş açacak” diye her şeyi boşlayıp borca batmak da çözüm değil, “kıyamet geliyor” deyip battaniyeye sarılıp beklemek de.
Denge lazım. Hem gardını al hem fırsatları kollamayı bırakma.
Çünkü ekonomi de hayat gibi... Hepimizi şaşırtmaya bayılır.
Yorumlar
Kalan Karakter: