Kapalı bir havaydı, Kasım sonuydu. Adana’daki küçük sanayi sitesinde, “Işık Kalıp ve Makine” atölyesinin içine sabah güneşi bile girmemişti.
Hüseyin Bey, her zamanki gibi çayını termos kapağında içiyor, göz ucuyla bilgisayar ekranındaki e-postaya bakıyordu.
"Google, Türkiye’ye 2 milyar dolarlık bulut yatırımına başlıyor. Proje ortağı Turkcell olacak. İlk ‘hyperscale’ bulut bölgesi geliyor."
Satır satır okudu. Ama zihninde yankılanan tek cümle şuydu:
“Bu bulut bana ne getirecek?”
30 yıldır torna çeviriyordu Hüseyin Usta. İlk dijital devrim, 90’ların sonunda bilgisayarlı torna tezgâhıydı. Onu bile krediyle almıştı. Şimdi ise “bulut” denen yeni bir çağın içinde, hâlâ hesaplarını deftere yazan muhasebeciye veriyordu.
“Veri çağı” deniyor, “bulut teknolojisiyle sıçrama” deniyor. Ama Hüseyin Bey’in elindeki tablet hâlâ evdeki çocuğunun eski oyun cihazı.
Büyüyenler Dijital, Küçülenler Gerçek
Devlet büyükleri projeyi överken, gazeteler sayfalarını renklendirirken Hüseyin Bey, işçisinin sigortasını nasıl ödeyeceğini düşünüyordu. Çünkü elektrik faturasındaki artış, geçen yıl aldığı yazılım lisansından daha hızlı yükselmişti.
Yan dükkânda çalışan Ahmet Usta bir gün şöyle dedi:
“Biz artık CNC tezgâhı değil, bulut üstü konuşuyoruz. Ama bizim CNC hâlâ bozulduğunda ustaya telefon açıyoruz. Usta da bazen meşgul oluyor.”
Dijitalleşme güzel şey. Ama ona ulaşamayan için sadece bir vitrindir.
Veri merkezleri kuruluyor, ama bu merkezlerin elektrik tüketiminden doğan karbon ayak izi Hüseyin Bey’in faturasıyla eşitleniyor.
“Ben hâlâ Excel’de üretim planlıyorum,” diyor içten içe.
Ama bir yandan da aklına şu geliyor: “Ya şimdi Google ofis açarsa, belediye bu bölgeye yatırım yapar mı? Fiber internet gelir mi acaba?”
İşte o an fark ediyor: Kendi işletmesinin büyümesi artık kendisinin değil, başka şirketlerin stratejilerine bağlı.
Teknoloji Hikâyeleri, Yatırımcı Masaları
İstanbul’da bir panelde, kravatlı gençler Google yatırımı üzerine tartışıyor. Biri diyor ki:
“Türkiye veri merkezi üssü olacak. Asya ile Avrupa arasında dijital köprü kuracağız.”
Hüseyin Bey bu lafları televizyondan duyuyor. Ama aklından geçen şu:
“Benim verim hâlâ dosya kutularında duruyor. Kaç parça üretmişim, kaçını teslim etmişim, hâlâ not defterinde.”
Veri varsa fırsat var, deniyor. Ama veriye ulaşamayan, fırsatla ne yapacak?
Bugün Türkiye’de KOBİ’lerin sadece %14’ü bulut hizmeti kullanıyor. Geri kalanı hâlâ yerel sunucularda ya da masaüstü dosyalarda.
Veri devrimi mi?
Kulağa hoş geliyor. Ama kapısını açmayan bir devrim, Hüseyin Usta için sadece afiştir.
KOBİ İçin Bulut, Gökyüzü Değil Ranza Altıdır
Son zamanlarda Hüseyin Bey bir de banka kredisi için başvurmuştu. Dijitalleşme yatırımı yapacağım dedi. Ama banka uzmanı şöyle cevap verdi:
“Cloud computing nedir, onu belirtmemişsiniz.”
“Ben onu bilsem zaten buraya gelmem,” dedi içinden.
Sonra da o kredi çıkmadı. Çünkü ne fizibilite dosyası hazırdı, ne de danışmanlık alabileceği bir yer vardı.
İsrail’de olsa, devlet onun için ücretsiz dijital rehber yollardı.
Almanya’da olsa, vergi avantajı alırdı.
Ama burada, dijitalleşmek isteyen bir KOBİ, sadece bir dilekçe sahibidir.
Ve o dilekçeler çoğu zaman rafta tozlanır.
Yatırım Yapan Yükseliyor, Ama Hep Aynı Yatırımcılar
Hüseyin Bey’in içini acıtan başka bir şey de şu:
Bu teknoloji yatırımları büyük şirketlere hizmet eder. Ama aynı büyüklükte bir destek, KOBİ’ye nadiren ulaşır.
Google-Turkcell projesinde 3 bölge oluşturulacakmış. İnşaatı kimin yaptığı belli. Donanımı kimin sağlayacağı da öyle.
Ama o bulutta, Hüseyin Bey’in ürettiği enjeksiyon kalıbı için bir yedek parça bilgisi bile depolanmayacak.
Çünkü o, sistemin içinde “küçük veri”dir. Görünmeyen, duyulmayan. Ama hâlâ direnen.
Sonuç: Teknolojiye Umut Yüklenir, Ama Taşıyan Omuzlar Kimin?
Hüseyin Bey, çayının son yudumunu içiyor.
O sırada elektrikler kesiliyor.
Çalışan gençlerden biri, “Abi jeneratörün yağı bitmiş,” diyor.
Hüseyin Bey, gülümsüyor acıyla:
“Bizim bulut da böyle işte... Yağı bizden, sesi bizden, ama faydası başka yere.”
Türkiye büyüyor, yatırımlar artıyor. Ama bu büyümenin altında kalanlar var.
Gerçek teknoloji kalkınması, sadece veri merkezinde değil; Hüseyin Bey’in küçük atölyesinde başlar.
Onun ışığı yanmadan, hiçbir “Işık Kalıp ve Makine” dijitalleşemez.
Ve bu ülke, gerçek gücünü asla tam olarak sahaya süremez.
Not: Bu yazı, genel ekonomik değerlendirme amacıyla yazılmıştır. Yatırım tavsiyesi içermez. Hikâyede geçen kişi ve işletmeler kurgu olup, Türkiye’deki KOBİ’lerin yaşadığı yapısal sorunları temsilen yazılmıştır.
Yorumlar
Kalan Karakter: