Kırmızı Üçgen Cumhuriyeti
Bir köpeğe yardım etmekle başlayan hikâye, prosedürlerin soğuk dişlilerinde öğütülen bir insanın ve zincirleme hasar alan bir şirketin öyküsü.
Murat Bey, işini bilen örnek biri… Ama bir kötü alışkanlığı var: Sorumluluk almak.
Şirkette tüm kritik kararlar genel müdürün masasında veriliyor. Ancak o kararlara zemin hazırlayan, sahadan bilgiyi toplayıp masaya getiren, tedarikçiden bankaya kadar her kapıyı çalan isimlerden biri Murat Bey.
Satınalma süreçlerinde pazarlık masasına oturan, bankalarla görüşmelerde şirketin nabzını tutan, piyasadaki ilişkileri diri tutan kişi o. Karar son sözü söyleyenin, ama karara giden yolun önemli bir kısmı onun omzunda.
Bu yüzden onun yokluğu, yalnızca bir kişinin eksilmesi değil, şirketin hareket kabiliyetinin daralması demek.
Birkaç yıl önce, otoyolda bir köpeğe çarptı. Durdu. Yardım etmek istedi. O an vicdanı hızlı davrandı, ama mevzuatın vicdanı yoktu. “Önce kırmızı üçgeni koymalıydın” dedi yasa maddesi.
Kırmızı üçgeni koymadığı için arkadan gelen aracın çarpması sonucu bir insan hayatını kaybettiğinde, Murat Bey kasti olmasa da “ölüme sebebiyet veren” olarak kayıtlara geçti. Cezası ertelendi, “Beş yıl boyunca sessiz dur” şartıyla.
Sonra, işyerinde iş güvenliği kuralını hiçe sayan bir çalışana müdahale etti. Tartışma çıktı, sözler sertleşti, dava açıldı. Ve iş mahkemesi, hüsnüniyetle ama çoğu kez olduğu gibi işçi lehine bir değerlendirme yaptı.
Böylece beş yıl önceki kırmızı üçgen dosyası raftan indi, bu dosyayla yan yana kondu. Sonrası malum: Murat Bey artık demir parmaklıkların ardında.
O Hapisteyken Neler Oldu
Murat Bey’in cezaevine girdiği ilk haftada, tedaridkçilerin telefonları susmadı.
“Abi, şu siparişin teyidi ne oldu?”
O teyit normalde onun masasından kalkardı. Artık başka masalardan kalktı ama geç kalktı. Mal yüklenmedi, sevkiyat ertelendi, müşteri sinirlendi.
Bankada, kredi limitleriyle ilgili görüşmeye şirketten başka biri gitti. Karşı tarafta yıllardır “Murat Bey” ismini duymaya alışmış müdür, bu kez önündeki dosyaya uzun uzun baktı. Prosedür gereği ek teminat istedi. Çünkü bu ülkede, yeni yüzler yeni risk demektir.
Üretim tarafında küçük bir kriz çıktı: Bir hammadde sevkiyatı, sipariş onayı geç verildiği için iki hafta gecikti. O iki hafta, müşterinin sözleşmedeki cezai maddesini devreye soktu. Küçük bir rakam değildi, üstelik nakit akışını da bozdu.
Ve piyasa… Piyasada söylentiler çabuk yayılır.
“Şirket ortağı cezaevine girmiş” cümlesi, kahvede fısıltıyla başlar, öğlene doğru pazarda yankılanır, akşamına rakiplerin sunum dosyalarına not olarak düşer.
Müşteriler siparişlerini azaltır, bazıları tamamen çeker. Yeni iş fırsatları kapıdan girmez, çünkü kapının önünde görünmez bir tabela vardır: “Dikkat: Bu şirkette kırmızı üçgen vakası yaşandı.”
Zincirleme Etki
Üretim aksar… Çünkü hammadde zamanında gelmeyince makineler mola verir, çay kazanı bile üretimden fazla çalışır.
Tedarik zinciri gevşer… “Abi mal ne zaman gelir?” sorusu, cevapsız WhatsApp mesajları arasında çürür.
Bankalar daha temkinli davranır… Dün kahve ikram eden müdür, bugün ek teminat ister; prosedür dediğin şeyin kahvesi bile soğuktur.
İtibar erir… Ve eriyen itibar, dondurma gibi sessizce damlar; fark ettiğinde gömleğin lekelenmiştir bile.
Kime nasıl anlatabilir ki Murat Bey?
“Arkadaş, ben o zaman bir köpeğe yardım ediyordum” dediğinde, dinleyen kişi mevzuata değil, dedikoduya kulak verir.
“Bu işyerinde sadece güvenliği sağlamaya çalışıyordum” dediğinde, iş mahkemesinin kararı hâlâ karşısında durur.
Artık sabıkası var. Bu ülkede sabıka, bir insanın boynuna takılmış görünmez bir çan gibidir. Her adımda şıngırdar, her kapıda duyulur.
Kırmızı Üçgenin Hukuku
Bu ülkenin adaleti, kırmızı üçgeni hayat kurtaran bir sembol sanıyor. Oysa kırmızı üçgen hayat kurtarmaz, hayatı geciktirir.
Mevzuat, “önce üçgen” şartını öne çıkarırken, vicdanın insana fısıldadığı “önce yardım et” sesi boğuluyor.
Ve iş mahkemeleri, belki iyi niyetle, belki işçiyi koruma refleksiyle ama çoğu zaman tüm hikâyeyi değil, tek tarafı dinleyerek karar verebiliyor.
Ortada haklı-haksız dengesinden çok, prosedür tablosundaki ‘doğru’ tikler öne çıkıyor.
Olabilir miydi başka türlü?
Olabilirdi.
Ama bunun için önce yasaların sadece madde değil, mantık da taşıması gerekir.
Yardım sırasında yapılan ihlallerde “vicdan kredisi” tanınabilirdi.
KOBİ gibi kırılgan yapılarda, kilit pozisyondaki insanların cezaları, zincirleme etki analiziyle şekillendirilebilirdi.
Ertelenmiş cezalarda küçük çaplı tartışmalar doğrudan infaz yerine önce uyarıyla sonuçlanabilirdi.
Ama biz hâlâ kırmızı üçgenin gölgesinde yaşıyoruz.
O üçgenin gölgesi öyle uzun ki, Murat Bey gibi insanlar hayatlarının en parlak döneminde bile bu gölgeden çıkamıyor.
Ve işin en acısı ne biliyor musunuz?
Bu ülkede “kırmızı üçgen” sadece otoyolda değil, adliye koridorlarında da karşınıza çıkar.
O üçgeni koymadıysanız, ne niyetiniz ne hikâyeniz dinlenir.
Çünkü biz hâlâ Kırmızı Üçgen Cumhuriyeti’nde yaşıyoruz.
Yorumlar
Kalan Karakter: