Bu yazıyı tek bir yerden konuşarak yazmıyorum. Masa başında yazılmış bir metin değil bu. Krediye dair gördüklerim, hem bankanın masasından hem de şirketlerin mutfağından süzülerek geldi.
Kurumsal bankacılığın neredeyse her tarafında bulundum. Kredi dosyasını hazırlayan tarafta oldum. Şirketlere, bankaların neye baktığını, hangi rakamın dosyayı güçlendirdiğini, hangi cümlenin dosyayı zayıflattığını anlattım. Aynı zamanda dosyayı inceleyen, sorgulayan, riskini tartan tarafta yer aldım. Hatta kimi zaman dosyanın gerçekten krediye ihtiyacı olup olmadığına karar verilen masalarda oturdum.
Sonra işin diğer tarafına geçtim.
Reel sektörde, krediyi bizzat almaya çalışan tarafta… Hatta batmaya yaklaşmış bir şirket için kredi bulmaya çalışan tarafta. O noktada kredi artık bir “finansman aracı” olmaktan çıkmıştı. Bir zaman pazarlığına dönüşmüştü. Birkaç ay daha kazanabilmek için yapılan bir mücadeleydi.
İşte bu yüzden krediye tek bir gözle bakmıyorum. Ne sadece bankanın soğukkanlı matematiğiyle, ne de sahadaki “bir şekilde döndürürüz” refleksiyle. Gerçekçi bakıyorum. Çünkü iki tarafı da yaşadım.
Yıllar içinde şunu çok net gördüm. Kredi iyi ya da kötü değildir. Kredi, neyi finanse ediyorsa onu büyütür. Eğer şirketin içinde nakit üreten bir sistem varsa, kredi o sistemi hızlandırır. Ama şirket zaten nakit üretemiyorsa, sorunu finanse ediyorsa kredi sorunu çözmez. Sadece geciktirir. Bankada bu tabloyu rakamlar anlatır. Sahada ise bunu kasadaki sessizlik anlatır.
Kredilerin hepsi aynı değildir ama çoğu yanlış yerde kullanılır.
İşletme sermayesi kredileri buna en net örnektir. Banka tarafında ilk sorulan soru şudur: Bu kredi geçici bir boşluğu mu kapatıyor, yoksa kalıcı bir açığı mı? Sahada ise tablo çoğu zaman bambaşkadır. Maaşlar bu krediyle ödenir. Vergi ve SGK bu krediyle kapatılır. Stok bu krediyle taşınır.
Bir noktadan sonra şu sessiz dönüşüm başlar: Uzun süredir devam eden işletme kredisi, fiilen sermaye benzeri bir krediye dönüşür. Yani kredi artık geçici bir nakit boşluğunu değil, şirketin yapısal açığını finanse etmeye başlamıştır. Banka bilançosunda bu hâlâ “işletme kredisi”dir. Ama sahada bu kredi, özkaynağın yerine konmuş bir destek gibidir.
Bir gıda tedarik firmasında bunu birebir yaşadım. Her ay işletme sermayesi kredisi yenileniyordu. Sorun geçici sanılıyordu ama üç yıldır sürüyordu. Bankada bu kredi “dönen limit”ti. Sahada ise şirketin sürekli kan kaybettiğinin göstergesiydi. Eğer bir işletme sermayesi kredisi uzun süredir kesintisiz devam ediyorsa, orada artık işletme sermayesi yoktur. Orada krediyle ayakta duran bir yapı vardır. Bu kredi sorunu çözmez. Sadece zamanı satın alır.
Yatırım kredileri ise dosya üzerinde en temiz görünen kredilerdir. Makine alımı, yeni üretim hattı, kapasite artışı… Kâğıt üzerinde her şey mantıklıdır. Ama özellikle kriz dönemlerinde yatırım kredileri üç ayrı riskle aynı anda karşı karşıya kalır.
Birincisi kur riski. Yatırım dövizle yapılmıştır, gelir yerel para birimindedir. Kur yükseldiğinde yatırımın geri ödeme yükü ağırlaşır. İkincisi satış riski. Kapasite artmıştır ama satışlar beklenen hızda artmaz. Piyasa daralmıştır, talep ötelenmiştir. Üçüncüsü pazar riski. Şirket yatırım yaparken pazarı koruyacağını varsaymıştır ama kriz ortamında müşteri kaybı yaşanır.
Bir üretim firmasında bunu net yaşadım. Yeni makine alındı, kapasite yüzde kırka yakın arttı. Ama satış maalesef aynı hızda artmadı. Tahsilat zaten doksan gündü. Üstelik pazar daraldığı için fiyatlar baskı altındaydı. Makine çalışıyordu. Faiz işliyordu. Ama nakit gelmiyordu. Bankada dosya hâlâ “yatırım”kredisiydi. Sahada ise bu kredi, şirketin her ay omzuna binen sabit bir yüktü.
Yatırım kredisi ancak şu soruya net cevap varsa sağlıklıdır: Bu yatırım, kriz koşullarında bile kendi borcunu kendi nakit akışı ile ödeyebilecek güçte mi ? Ya da hangi nakitle ödeyecek?
Stok finansmanı ve rotatif krediler ticaret firmalarında en riskli alanlardan biridir. Dosyada genelde şu cümleyi görürsünüz: “Stok satılacak, kredi kapanacak.” Sahada ise stok yavaş döner, talep düşer, fiyatlar oynar ise kredi stokta kilitlenir. Faiz çalışır ve borç birikir.
Bir ayakkabı üreticisinde bunu yaşadık. Sezon için yüksek stok yapıldı. Talep beklenen gibi gelmedi. Kredi stokta kaldı. Bankada teminat konuşuldu. Sahada maaş konuşuldu. Tedarikçi ödemesini bekledi. Giderler yapıldı. Aynı kredi, iki farklı dünyada iki farklı gerçek yarattı.
İhracat ve döviz kredileri doğru kullanıldığında sağlıklıdır. Ama sadece tahsilat takvimi ve kur riski birlikte yönetiliyorsa. “Nasıl olsa döviz kazanıyoruz” varsayımı, şu günlerde göreceğimiz üzere kurun artması talep edilirken artmayan kriz dönemlerinde en hızlı çöken varsayımdır. Bununla birlikte hele bizim gibi ithalata dayalı bir ihracatınız var ise. Bazen de kur yükselse de tahsilat uzar ve avantaj bir anda yüke dönüşür.
Bir de dosyalarda pek yazmayan ama sahada en çok gördüğüm kredi türü var. Günlük hayatı döndüren krediler. Maaş, SGK, kira, vergi… Bu noktada kredi artık finansman değildir. Bir hayatta kalma refleksidir. Bu aşamaya gelmiş şirketlerle de çalıştım. Burada kredi mucize yaratmaz. Sadece biraz zaman kazandırır. O zamanı doğru kullanmazsanız sonuç değişmez.
Bankayla saha arasındaki fark tam burada ortaya çıkar. Bankada sorulan soru şudur: “Bu kredi geri ödenecek mi?” Sahada yaşanan soru ise şudur: “Bu ayı çıkarabilecek miyiz?” Ben bu iki sorunun da aynı masada olduğu yerde bulundum. O yüzden net konuşuyorum. Kredi sorunu bankada başlamaz. Kredi sorunu şirketin içinde başlar.
Sonuçta kredi bir araçtır. Ama yanlış yerde, yanlış zamanda kullanıldığında ağır bir yüke dönüşür. Mesele kredi bulmak değildir. Hangi krediyle, neyi finanse ettiğinizdir. Ve hâlâ en zor soru şudur:
Bu kredi olmasa, bu iş yine yapılabilir mi? Yapılmalı mı? Bu iş hangi oranda kredi ve karşılığında özkaynak ile hangi zamanda yapılmalı?
Mini Aksiyon Kontrol Listesi
Hızlı. Bugün Uzun süredir devam eden işletme kredilerini işaretle. Bunların fiilen sermaye yerine mi kullanıldığını sorgula.
Dengeli. 30 gün Yatırım kredilerini kriz senaryosuyla test et. Satış artmazsa, kur yükselirse, pazar daralırsa ne olur sorusuna cevap ver.
Kapsamlı. Sistem Krediyi sadece nakit üreten alanlara bağla. Krediyle ayakta duran değil, kredi olmadan da yürüyebilen bir yapı tasarla.
Yorumlar
Kalan Karakter: