Küresel ve yerel finansal piyasalar, makroekonomik dinamiklerin sert bir biçimde yeniden yapılandırıldığı, ancak mikro ölçekte fiyata dönüşecek taze bir katalizörün bulunamadığı zorlu bir konjonktürden geçiyor. Borsa İstanbul’da bir süredir gözlemlediğimiz hacimsiz ve ivmesiz seyir, yalnızca klasik bir “yaz rehaveti” ya da dönemsel bir düzeltme ile açıklanamayacak kadar derin yapısal unsurlar barındırıyor. Yüksek faiz ortamının getirdiği alternatif maliyetler yatırımcı bloklarını riskli varlıklardan uzak tutarken; piyasa, fiyatlama davranışını yeniden şekillendirecek ve mevcut sıkışmışlığı kıracak güçlü bir makro veri setinin eksikliğini derinden hissediyor.
İki Kritik Eşik: Türkiye TÜFE ve ABD İstihdamı
Piyasanın bu denge arayışında, önümüzdeki günlerde açıklanacak iki kritik veri tüm taşları yerinden oynatma potansiyeline sahip. İçeride gözler cuma günü açıklanacak Haziran ayı enflasyon (TÜFE) verisinde. Piyasa katılımcılarının konsensüs beklentisi, aylık enflasyonun %1,04 seviyesine gerileyeceği yönünde. Eğer bu beklenti dahilinde bir veri gelirse, yıllık enflasyonun baz etkisiyle birlikte %32 civarına sarktığını göreceğiz.
Burada asıl önemli olan “ne olursa ne olur” denklemi: Beklentinin altında kalacak bir enflasyon, piyasaya sonbaharda faiz indirimlerinin başlayabileceği yönünde bir iyimserlik enjekte edebilir ve Borsa İstanbul’da uzun süredir beklenen hacimli toparlanmayı tetikleyebilir.
Nobel ödüllü ekonomist Ronald Coase’un vurguladığı “işlem maliyetleri” (Transaction Costs) perspektifinden bakacak olursak; sermayeye ulaşmanın, pozisyon taşımanın ve kredili işlemlerin maliyetinin bu denli yüksek olduğu bir denklemde, piyasa oyuncularının agresif bir alım iştahı göstermesi zaten teorik olarak beklenemezdi. Dolayısıyla, endeksteki patinaj hali, yüksek faiz sarmalında finansmana erişim savaşı veren reel sektörün piyasa ekranlarındaki sessiz yansımasından ibarettir. Hikâye eksikliği, yapısal sıkışmışlıkla birleşince hisse senedi piyasalarında yön yukarı değil, yatay negatif bir konsolidasyona evriliyor.
Küresel tarafta ise perşembe günü açıklanacak ABD Tarım Dışı İstihdam (NFP) verisi, Fed’in politika patikasına ilişkin beklentileri yeniden şekillendirecek. Geçtiğimiz ay 172 bin ile güçlü gelen istihdam sonrası bu ay piyasa 110 ile 114 bin bandında görece zayıflayan bir iş gücü piyasası bekliyor. İstihdam yeniden 150 binin üzerine çıkarsa, Fed’in faiz indirim sürecini daha da öteleyeceği ve politika faizini daha uzun süre yüksek seviyelerde koruyacağı beklentileri güçlenebilir. Buna karşılık 100 bin civarında açıklanacak bir veri, ABD ekonomisindeki kontrollü yavaşlamayı teyit ederek küresel varlıklarda risk alma eğilimini destekleyebilir.
Diplomatik Trafik ve Petrol - Altın Korelasyonu
Gelelim emtia cephesindeki büyük resme. Hatırlayalım; geçtiğimiz dönemde tırmanan jeopolitik gerilimler ve Hürmüz Boğazı’ndaki çatışma riskleri Brent petrolü 100 doların üzerine taşımış, bu durum küresel enflasyonist baskıları yeniden tetikleyerek ECB ve BoJ’un sıkılaşma eğilimini güçlendirirken, Fed tarafında ise faiz indirim sürecinin ötelenebileceği ve politika faizinin daha uzun süre yüksek seviyelerde korunacağı beklentilerini kuvvetlendirmişti.
Güçlenen dolar endeksi ile birlikte yükselen reel tahvil faizleri, faiz getirisi bulunmayan altının taşıma maliyetini artırarak güvenli liman talebini önemli ölçüde sınırladı. Faiz getirisi olmayan altın, bu küresel sıkılaşma sinyalleriyle rekor seviyelerinden sert bir düzeltmeyle 4.000 dolar sınırına geriledi.
Ancak emtiadaki asıl “ters köşe” gelişme diplomatik cephede yaşandı. ABD ile İran arasında başlatılan diplomatik temasların farklı arabuluculuk kanalları üzerinden sürdürülmesi ve tarafların diyaloğu tamamen koparmamış olması, jeopolitik risk priminin önemli ölçüde çözülmesini sağladı. Savaş tamtamlarının yerini kırılgan bir diplomasiye bırakması, petroldeki jeopolitik risk primini büyük ölçüde ortadan kaldırarak Brent petrolünü yeniden 70 dolar bandına çekti. Petroldeki bu geri çekiliş, altındaki spekülatif savaş priminin de önemli ölçüde çözülmesine neden oldu.
Tam da bu noktada merkez bankalarının hamleleri stratejik bir tampon oluşturuyor. Başta Çin Merkez Bankası (PBoC) olmak üzere küresel merkez bankalarının fiziksel altın alımları kesintisiz sürüyor; nitekim Çin, Mayıs ayı verilerine göre üst üste 19. ayında da rezervlerini artırarak toplamda 2.332 tona ulaştı. Ancak bu istikrarlı alımlar, Fed’in şahin konjonktürü ve diplomatik normalleşme karşısında altını tek başına yukarı taşımaya yetmiyor; daha çok geri çekilmelerin derinleşmesini sınırlayan yapısal bir destek görevi görüyor.
Dev bankaların projeksiyonları da bu ayrışmayı ortaya koyuyor. Goldman Sachs, güçlü merkez bankası talebi ve uzun vadeli rezerv çeşitlendirme eğilimini dikkate alarak hedef fiyatını 4.900 dolar seviyesine revize ederken; J.P. Morgan ve Deutsche Bank, jeopolitik risklerin tamamen ortadan kalkmadığı ve resmi rezerv alımlarının süreceği varsayımıyla 6.000 dolar seviyesindeki beklentilerini koruyor. Wells Fargo ise doların orta vadede değer kaybı potansiyeli ve küresel rezerv çeşitlendirme sürecini gerekçe göstererek 6.100 ile 6.300 dolar bandındaki öngörüsünü sürdürüyor.
Son Söz Yatırımcıya
Küresel rüzgârlar temkinli seyrini korurken ve diplomatik normalleşme emtia fiyatlarındaki risk primini önemli ölçüde törpülerken, içeride gram altın yatırımcısı açısından ons tarafındaki geri çekilmeler, dolar/TL’nin görece dirençli seyriyle birlikte orta ve uzun vadeli maliyetlenme fırsatları sunmaya devam ediyor.
Bununla birlikte kısa vadede agresif ve kesintisiz yükseliş beklentilerinin yerini daha seçici ve veri odaklı bir yatırım yaklaşımına bırakması gerektiği de göz ardı edilmemeli.
Özetle piyasalar, yeni bir hikâye arayışından çok mevcut makro görünümü yeniden fiyatlayabilecek güçlü bir referans setini bekliyor. Bu hafta açıklanacak TÜFE ve ABD istihdam verileri yalnızca kısa vadeli fiyat hareketlerini değil; aynı zamanda faiz beklentilerini, sermaye akımlarını ve küresel risk iştahını yeniden şekillendirebilecek kritik eşikler olarak öne çıkıyor. Bu nedenle mevcut dönemde yatırımcı açısından en değerli strateji, yön tahmininden ziyade portföy kompozisyonunu disiplinli biçimde yönetmek ve veri akışını sabırla takip etmek olacaktır.
Yorumlar
Kalan Karakter: