Küresel tarafta sabit faiz rejiminin kalıcılığı, jeopolitik risklerin yeniden fiyatlanması ve yapay zekâ kaynaklı yatırım döngüsü aynı anda çalışırken; yerel tarafta enflasyon, risk primi ve bilanço kompozisyonu daha hassas bir denge üretmeye devam ediyor.Küresel cephede ABD ekonomisi 1. çeyrekte yıllıklandırılmış %2,0 büyüme kaydetti. Ancak bu büyümenin kompozisyonu klasik döngüsel bir genişlemeden ziyade sermaye yoğun bir yatırım dalgasına işaret ediyor. Özellikle yapay zekâ ve veri merkezi yatırımları büyümenin ana katkı kalemi haline gelmiş durumda. Son verilerde bu yatırımların büyümeye katkısının derinleştiği görülüyor. Bu da piyasanın temel sorusunu değiştiriyor: büyüme var ama bu büyüme ne kadar “kâra dönüşebilir”?
Burada ince bir ayrım var. Piyasa büyümeyi artık bir sonuç olarak değil, bir ara aşama olarak fiyatlıyor. Özellikle S&P 500 endeksinin yüksek seviyelerini koruması da bu anlatının doğal uzantısı. Endeks güçlü ama bu güç daha çok teknoloji ve yapay zekâ temalı şirketlerin beklenti yoğunluğundan besleniyor. Bu durum bir yandan yukarı yönlü momentumu korurken, diğer yandan çarpanların hassasiyetini artırıyor.Aynı tabloyu tahvil piyasasında da görmek mümkün. Küresel tahvil faizlerinin yüksek seviyelerini koruması, riskli varlıklar üzerindeki baskıyı canlı tutuyor. Faizlerin düşmediği bir ortamda, geleceğe dönük her büyüme hikâyesi daha yüksek iskonto oranı ile fiyatlanıyor. Bu da özellikle teknoloji hisselerinde fiyatlama disiplinini daha kırılgan hale getiriyor.Merkez bankaları tarafında Fed ve Avrupa Merkez Bankası bu hafta faizleri sabit bıraktı. Ancak piyasalar artık karar metninden çok alt metne odaklanmalı. Her iki kurum da enflasyonun tamamen kontrol altına alındığına dair net bir güven sinyali vermekten uzak. Bu da faiz indirim döngüsünün ertelendiği ama tamamen kapanmadığı bir ara faza işaret ediyor.Fed tarafında Powell’ın duruşu hâlâ belirleyici. Ancak piyasada artık Powell dönemi kadar, Powell sonrası olası geçiş senaryoları da fiyatlamaya dahil olmaya başladı. Özellikle Kevin Warsh gibi isimlerin potansiyel etkisi, Fed’in iletişim dili ve veri bağımlı reaksiyon hızında olası değişim ihtimalini gündemde tutuyor. Bu nedenle piyasalar daha kısa vadeli ve veri odaklı bir fiyatlama davranışına sıkışmış durumda.Jeopolitik cephede ise petrol fiyatları yeniden ana değişken haline gelmiş durumda. Hürmüz Boğazı çevresindeki risk algısı fiyatları 120 USD seviyelerine taşırken, ardından 110 USD bandına geri çekti. OPEC içinde özellikle BAE tarafındaki daha bağımsız pozisyon arayışları da arz tarafındaki belirsizliği artırıyor. Son gelişmelerde petrol fiyatlamasının sadece arz-talep değil, aynı zamanda jeopolitik akışkanlık üzerinden de şekillendiği görülüyor.Enerji fiyatlarındaki bu oynaklık, küresel enflasyon beklentileri açısından kritik bir kanal olmaya devam ediyor. Çünkü petrol sadece maliyet değil, aynı zamanda merkez bankalarının patikasını da etkileyen bir değişken haline gelmiş durumda.Türkiye tarafında ise bu haftanın en kritik verisi enflasyon cephesinden gelecek.İstanbul Ticaret Odası’nın Nisan verisi aylık %3,74, yıllık %36,83 seviyesine işaret etti. Bu veri, TÜİK enflasyonu için klasik olarak referans kabul edilen bir gösterge olsa da son dönemde iki seri arasındaki makasın açılması dikkat çekiyor.Bu durum yön farklılığından çok, fiyatlama dinamiklerindeki hız ve kapsam farklılığını gösteriyor.TÜİK Nisan enflasyonu için piyasa konsensüsü ise yaklaşık %3,1–%3,3 bandında şekillenmiş durumda. Yıllık tarafta sınırlı bir geri çekilme beklense de genel görünüm hâlâ yüksek seviyelerin yavaş bir şekilde çözülmeye çalışıldığı bir patikaya işaret ediyor.Bu çerçevede TCMB’nin yıl sonu enflasyon hedefi olan %16 seviyesi, mevcut veri akışıyla birlikte değerlendirildiğinde piyasa açısından iddialı bir referans noktası olmaya devam ediyor. Burada mesele hedefin varlığı değil; hedefe giden patikanın ne kadar doğrusal olabildiğini de piyasaların seyri açısından çok önemli olduğunu belirtmek gerekli. CDS tarafındaki yine yukarı yönlü hareket, yabancı yatırımcının Türkiye varlıklarında daha temkinli bir risk yönetimi benimsediğini gösteriyor. Bu sert bir çıkıştan çok, korunma eğilimi olarak okunabilir. Ancak risk primi algısındaki artış, kur ve tahvil fiyatlamasını daha hassas hale getiriyor.Aynı dönemde TCMB rezervlerinde haftalık bazda yaklaşık 3,4 milyar USD’lik düşüş ve toplamda 171 milyar USD seviyesine gerileme görülüyor. Bu hareket dramatik değil, ancak volatil rezerv dinamiğinin devam ettiğini gösteriyor.Bilanço tarafında ise hem Türkiye hem ABD’de farklı bir ayrışma dikkat çekiyor.ABD’de şirket bilançoları özellikle yapay zekâ yatırımlarının büyüme beklentisini canlı tuttuğunu gösteriyor. Ancak aynı zamanda bu yatırımların kâra dönüşüm hızına ilişkin soru işaretleri de devam ediyor. Piyasa şu an büyümeyi güçlü, dönüşümü ise zamana yayılmış bir süreç olarak fiyatlıyor.Türkiye’de ise THYAO bilançosu bu haftanın öne çıkan örneklerinden biri oldu. Net kâr güçlü görünse de, kârlılığın önemli bir kısmının esas faaliyetlerden değil, yatırım gelirleri ve yüksek faiz ortamının desteklediği finansal gelirlerden geldiği görülüyor. Bu durum şirket performansının faiz ortamına bağımlı hale geldiğini gösteriyor. Yani Türkiye’de ki yüksek faizden yararlanan sadece yabancı yatırımcı değil, şirketlerde finansal tablolarında bunu gösteriyor.Fitch’in Türkiye bankacılık sektörü değerlendirmesi de bu resmi tamamlıyor. Kurum, bankaların güçlü sermaye yapısını ve dayanıklılığını koruduğunu belirtirken, yüksek enflasyon ve dış finansman ihtiyacının yarattığı makro risklerin tamamen ortadan kalkmadığını vurguluyor. Bu çerçevede bankacılık sektörü güçlü ama makro zemin hâlâ hassas bir dengede.Tüm bu tablo birlikte okunduğunda ortaya çıkan resim oldukça net: piyasalar artık tek bir hikâyeyi değil, aynı anda çalışan farklı hızlardaki veri setlerini fiyatlıyor. ABD’de büyüme güçlü ama bileşimi tartışmalı, S&P 500 güçlü ama beklenti yoğun, faizler yüksek ama yönsüz. Türkiye’de enflasyon yüksek ama patikası yavaşlıyor, risk primi kontrollü ama hassas, bilançolar fena değil ama kompozisyon değişken.Bu nedenle mevcut piyasa rejimi bir trend piyasası değil; verilerin aynı yönde hareket etmediği, dolayısıyla fiyatlamanın sürekli yeniden kurulduğu bir denge alanı.Ve bu denge içinde asıl belirleyici olan şey artık yön değil, veri akışının ritmi.Bu hafta açıklanacak yeni veri setleriyle birlikte bu resmin nasıl evrildiğini yakından takip etmeye devam edeceğiz.











































