Doğu Akdeniz’in Yeni Oyun Kurucusu Türkiye
Türkiye, hem kıbrıs sorununda garantör devlet olması hem de bölge ülkesi olması hasebiyle son dönemde Doğu Akdeniz’de oldukça proaktif bir politika takip ederek hem Türkiye Cumhuriyeti’nin hem de Kuzey Kıbrıs’ın haklarını sonuna kadar koruyacağını her fırsatta net ve sert bir biçimde ifade etmektedir.
Bölgede oyun dışı bırakılmaya çalışılan Türkiye’nin son hamlesi, 27 Kasım 2019’da Libya ile Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası oldu. Her ne kadar ilk başta Rum-Yunan ikilisinin de kışkırtmalarıyla Türkiye’ye karşı açıklamalarda bulunulmuşsa da Türkiye’nin güçlü diplomasi yeteneğiyle anlaşma uluslararası arenada kabul görmeye başlanmıştır. 19 Ocak’ta Berlin’de yapılacak olan Libya konulu konferansa davet edilen ülkeler arasında Türkiye yerini alırken, yunanistan ve GKRY davet edilmemesi bu yönde bir adım olarak değerlendirilebilmek mümkündür.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez’ de son yaptığı açıklamada Libya ile yapılan anlaşmanın tescil ilanı sürecinin tamamlanmasının ardından bölgedeki sahaları süratle ruhsatlandırılacağını ve uluslararası oyuncular Türkiye ile işbirliği yapmak isterlerse görüşmeye hazır olduklarının altını çizmiştir. Türkiye’nin sorunun çözümünde uzlaşmacı ve bir tutum izleyerek güçlü bir diplomasi sergileyerek devam etmesi, gelecekteki yeni senaryolarda oyun kurucu haline getireceği şüphesizdir.
Türkiye bu kararlılığını koruduğu sürece Doğu Akdeniz’deki bu çetin mücadele de hem sahip olduğu mevzileri korumaya devam edecek hem de ileride enerji üzerinde yeniden kurulacak denklemlerin de başat aktörü olacaktır.
Dünden Bugüne Doğu Akdeniz’deki Gelişmelere Kısa Bir Bakış
Hidrokarbon yataklarının keşfinden bu yana petropolitiğin merkezi üslerinden birisi haline gelen, doğu akdeniz Türkiye, Yunanistan, KKTC, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), İsrail, Suriye, Lübnan, Mısır, Ürdün ve Filistin’in çevrelediği yarı kapalı bir havzadır.
Doğu Akdeniz’de Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku gereği bölgedeki ülkelerin hiç birisinin bölgenin tamamında diğer ülkeleri dışlayacak egemenlik haklarının olmamasına karşın, Doğu Akdeniz’in ortasında yer alan GKRY, Nisan 2004’te çıkardığı bir kanun ile 24 millik bitişik bölge ve 200 millik MEB ilan etmiş, ardından da bölge ülkeleri ile söz konusu enerji kaynaklarının işletilmesi ve paylaşılmasını amaçlayan anlaşmalar imzalamaya yönelmiştir.
Türkiye’nin karşı çıkmasına karşın GKRY, 2005 yılında deniz tabanında sismik araştırmalar başlatmış, 2003 yılında Mısır ile imzaladığı MEB anlaşmasının benzerlerini lübnan ve İsrail ile de imzalamıştır. Politik olarak ab üyesi olmanın da verdiği avantajlara sahip olan GKRY’nin bu girişimlerine karşılık Türkiye, bölgedeki kaynaklara Rumlarla Türklerin eşit bir şekilde sahip olduğunu ileri sürerek KKTC ile 21 Eylül 2011’de, Akdeniz Kıta Sahanlığı’nın Sınırlandırılması Anlaşması’nı imzalamıştır. Fakat Türkiye’nin itirazlarına rağmen GKRY, aynı günlerde daha önce kendi başına ruhsatlandırma yaptığı bölgelerde sondaj faaliyetlerine başlamıştır. Türkiye’yi adeta kendi karasularına hapseden anlaşmaları kabul etmesi için, uluslararası aktörlerinden destekleriyle, baskı yoluna başvurmuştur.
Akdeniz Kıta Sahanlığı’nın Sınırlandırılması Anlaşması ile ada çevresindeki kaynaklarda iki tarafın eşit haklara sahip olduğu tezini ileri süren Türkiye ve KKTC’ye rağmen GKRY, faaliyetlerini sürdürmeye devam etmiştir. GKRY, bu faaliyetler kapsamında 2014 yılında bir çok uluslar arası şirketle anlaşma yaparak sondaj faaliyetlerine hız vermiştir. Kendi başına karar alarak yürüttüğü faaliyetlere ek olarak GKRY, KKTC tarafından Türk Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO)’na verilen ruhsata istinaden yapılan sismik araştırmalara da BM nezdinde itiraz etme yoluna gitmiştir. Türkiye’nin bölgede TPAO ile aramalara dahil olmasının arkasında GKRY’nin yapılan tüm uyarılara rağmen bölgede parselleme yaparak uluslar arası şirketlerle arama ve çıkarma anlaşması yapmayı sürdürmesi vardır.
14 Ocak 2019’da Akdeniz’e kıyısı bulunan yedi ülke ile kurulan doğu akdeniz gaz formu ( DAGF) Türkiye ve KKTC yer almamıştır. Türkiye ve KKTC’nin bölgedeki her adımı başta Avrupa Birliği olmak üzere küresel oyuncular olmak üzere kınanmaktadır. Türkiye ve KKTC Doğu Akdeniz’de süren mücadele de her daim oyun dışı bırakmaya çalışılmıştır. Türkiye ise tüm bu girişimlere karşı en başından bu yana istikrarlı ve tutarlı bir politika izlemiş, Doğu Akdeniz’deki problemde hakkaniyete dayalı bir çözüm yolu bulma arayışında olmuştur.
Dr. Fatma Çalik Orhun- Keşan



















































