BALIK MI VERELİM YOKSA BALIK TUTMAYI MI...

BALIK MI VERELİM YOKSA BALIK TUTMAYI MI ÖĞRETELİM?

BALIK MI VERELİM YOKSA BALIK TUTMAYI MI ÖĞRETELİM?

BALIK MI VERELİM YOKSA BALIK TUTMAYI MI ÖĞRETELİM?
11 Ocak 2018 - 21:25

 BALIK MI VERELİM YOKSA BALIK TUTMAYI MI ÖĞRETELİM?  Birine iyilik yapmak istiyorsan ona balık verme, balık tutmayı öğret” diye bir söylem vardır yıllardır bize fısıldanır. Peki bu yıllardır bize anlatılan hikâyenin ticari açıdan bize bir faydası var mı konusunu bu yazımda ele almak istiyorum.  Birine balık tutmayı öğretmek güzeldir tabi...Eğer tuttuğumuz balıkları ona satmıyorsak bir yere kadar bu öğüt güzel bir öğüttür. Peki ya balığı satıyorsak hedef kitlemize bu balığı tutmayı öğretmek nereye kadar geçerli olacak?  Bir önceki yazımda Guillebeau’nun kitabından bahsetmiştim.  Guillebeau’ya göre balık tutmayı öğretmek ticari doktrin açısından tam bir felakettir.   Aslında hem sizin için hem de balık yemek için restorana gelen ve bunun bedelini ödemeye gönüllü müşteri açısından felakettir. Sizin açınızdan felakettir. Balık tutmayı öğrettiğiniz müşteriyi kaybedersiniz. Balık yemek için restorana gelen kişi için de bir felakettir çünkü o sadece balık yemek ve güzel vakit geçirmek istemektedir. Balık tutmak veya balık pişirmeyi öğrenmek onun hiç ama hiç umurunda değildir.   Sizin balık tutmayı öğretmek için balık yemek ve bunun için ödemeye gönüllü kitleyi değil, balık tutmayı veya pişirmeyi öğrenmek ve bundan gelir elde etmek isteyen kişiye bunu belirli bir bedel karşılığında öğretmeniz halinde bu sizin için kazançlı bir alışverişe dönüşür.  Konuya herkese göre farklı açılardan yaklaşmak mümkün.   Balık burada bir simge…Bir ihtiyaç…Bu ihtiyacı karşılamak için bir kişinin karşısında iki yol vardır. Birincisi balığı siz verirsiniz. İkinci gün yine size balık almak için gelir. Ama balığı her gün karşılıksız olarak ihtiyaç sahibine verirseniz bu hikâye böyle devam eder. Sizinse iki seçeneğiniz vardır. Ya balık vermeye ama kendi kazancınızdan olmaya devam edersiniz ya da balık tutmayı öğretirsiniz ihtiyaç sahibi kendi balığını kendi tutar. İhtiyaç sahibinin bu balığı sizden alabilmek için ödeme yapabileceği başka bir geliri yoksa kendi balığını kendisinin nasıl yakalayacağını öğretmek akıllı bir yaklaşım olur. Ancak bu balığın karşılığını ödeyecek ekonomik güce sahip ve ödemeye gönüllü bir kitleye balık tutmayı öğretmek sadece ve sadece bu eğitim için bir karşılık alıyorsanız sizin için anlamlı olur. Aslında konu hedef kitlenizde kimin olduğu ile ilgili değil mi gerçekten?  Farz edin ki çok iyi bir yönetmensiniz. Harika bir film çektiniz. İlk amacınız çok tabii olarak bu filmin milyonlarca kişi tarafından seyredilerek elde edilecek gişe hasılatı olacaktır. Çünkü hayatınızın, vaktinizin, emeğinizin büyük bir kısmını bu filmi çekebilmek için ortaya koyarsınız. Elbette ki bunun bir karşılığını almak istemek sizin en doğal hakkınızdır.  Filminizi seyretmeye gelen kişiler arasında iki hedef kitle vardır. Birinci hedef kitle sadece film izlemekten zevk alan, film izlerken keyifli vakit geçirmek isteyen kitledir. İkinci gizli hedef kitle bu filmi nasıl çektiğinizi bilmek isteyen, işin mutfağında olmak isteyen ve ilerde bunu yapmak için yönetmenliği öğrenmek isteyen kitledir. Film çekmeyi ve yönetmenliği öğretmek için hedef kitleniz seyirci değil sinemaya gönül vermiş, yönetmenliği öğrenmek isteyen ve bunun için belirli bir bedel ödemeyi göze alabilecek kitle olmalıdır.  Bir girişimci için başarının formülünü yeniden hatırlayalım. Tutku ve/veya Yetenek + işe yararlılık = Başarı İşte hedef kitle bu formülün işe yararlılık kısmında devreye giriyor. Tutku ve/veya yeteneğimiz olan bir ürün/hizmet/yenilik kimin işine yarayacak bunu belirlemek aslında başarının en temel formülünün belki de en önemli gizli unsurlarının başında geliyor.  Yarattığımız değer hangi kitlenin işine yarıyor veya hangi kitlenin hangi ihtiyacını karşılıyor.  Bu değer bazen somut bazen soyut olabiliyor. Bazen ilk yarattığınızın değerin ikincil yan değerleri ortaya çıkabiliyor. İşte fırsatı gördüğünüz nokta da bu oluyor. Örneğin çektiğiniz filmin gişede ne kadar hasılat yaptığı sizin için yarattığınız ilk değer olabilir ancak sizin gibi film çekmek isteyen birçok insana bunu nasıl yapabileceklerini onlara belirli bir bedel karşılığında öğretmek sizin için ikincil bir hedef kitle ile birlikte ilk değerinizin yaratacağı ikinci bir değer olarak ortaya çıkıyor. Eğer sizin algılarınız bu ihtiyacı görebilecek kadar açık ise ikinci adımda insanlara nasıl yapacaklarını öğreterek kendiniz için ikinci bir Pazar oluşturmuş oluyorsunuz. Guillabeau’nun kitabı da sizi bir girişimde bulunmadan önce bunlar üzerine düşünmeniz için yönlendirecek bir sürü hikâye ile dolu…Örneğin mobilya üretimi yaparken çıkan bir yangın üzerine mobilya üretimine son vermek zorunda kalan bir çiftin başka bir tutkusu olan at yetiştiriciliği kendilerine yeni bir hayat kurmak için ikinci bir şans oluyor. Mobilya üretirken çiftliği ziyarete gelen herkes belirli bir bedel karşılığında binicilik dersi almak ve atlara binmek istiyor. Yangın sonrasında çift bu talebi karşılamak üzere çiftliği yeniden hayata döndürüyor ve insanlara hafta sonları hayal ettikleri bir yaşam tarzını bir değer olarak sunuyorlar.  Gününün büyük bir kısmını masa başı kurumsal bir hayatı devam ettiren bir çalışanın en çok mutlu olduğu zaman diliminin spor yaptığı saatler olduğunu fark ediyor. Kurumsal hayatına bir son verip tutkusunu profesyonel bir uğraş haline getirmek üzere eğitimlerini tamamlıyor ve kendisi gibi çok yoğun çalışan kurumsal hayat çalışanlarına belirli bir bedel karşılığında en mutlu olacakları zaman dilimini sunmaya başlıyor. Ve örnekler devam ediyor… Evet bu örnekler daha çok yurt dışından duymaya alışık olduğumuz hikayeler…Ama eminim Türkiye’de de bunun gibi pek çok örnek var. Zor mu? Evet zor…Özellikle Türkiye gibi ekonomilerde dışardan bakıldığında daha zor görünüyor ve bu bakış cesaret kırıcı olabiliyor. Ancak kurumsal hayatı bıraktıktan sonra katıldığım KOSGEB Girişimcilik eğitiminde gördüm ki girişimde bulunmak isteyen çok fazla insan girişimde bulunulabilecek çok fazla ve çok güzel fikirler var. İnsanlar başarısız olmaktan korktukları için veya maddi manevi destek bulamadıkları için ya hayallerini erteliyor ya da tamamen çöpe atıyor.  Eğitimler KOSGEB, İŞKUR ve Aydın Üniversitesi iş birliği ile devam ederken bu sene Google ile pazarlama ve reklam konuları da eğitim programına dahil edildi. Bir hafta dolu dolu bir girişimcilik eğitimi veriliyor. Bir sonraki yazımda KOSGEB Girişimcilik eğitiminden, eğitimin içeriğinden, eğitime nasıl başvurulabileceğinden ve faydalarından bahsediyor olacağım.  Umutlarınız ve hayalleriniz hep taze kalsın.Görüşmek üzere…

YORUMLAR

  • 0 Yorum
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
KADIKÖY’DE 29 EKİM MEŞALESİ YAKILDI
KADIKÖY’DE 29 EKİM MEŞALESİ YAKILDI
“TÜRK LİRASININ DIŞ TİCARETTE KULLANILABİLMESİ ANCAK GÜÇLÜ BİR DAYANIŞMA İLE MÜMKÜN”
“TÜRK LİRASININ DIŞ TİCARETTE KULLANILABİLMESİ ANCAK GÜÇLÜ...