Güne yatay bir başlangıç yapan endeks, öğleden sonra jeopolitik cepheden gelen haber akışıyla yönünü yukarı çevirdi.İsrail ile Lübnan arasında sağlanan ateşkesin ardından, İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi’nin ateşkes süresi boyunca Hürmüz Boğazı’nı ticari geçişlere açtıklarına ilişkin açıklaması, hem iç piyasada hem de küresel piyasalarda haftanın son işlem gününde risk iştahını destekleyen temel unsur oldu.
Bu gelişmeyle birlikte özellikle banka hisselerinde alımlar hız kazanırken, sektör %5,63 primle yükselişe öncülük etti. Buna karşın enerji fiyatlarındaki sert geri çekilmenin etkisiyle petrokimya sektörü %2,05 düşüşle negatif ayrıştı. Endeksin Türk lirası bazında rekor seviyelerde kapanış gerçekleştirmesi dikkat çekerken, dolar bazlı tarafta ise 332 dolar seviyesine yaklaşılmasıyla birlikte 14.900 puan bölgesi teknik anlamda önemli bir direnç olarak öne çıkıyor.Ancak haftanın kapanışındaki iyimser tabloya rağmen, jeopolitik cephede belirsizliklerin tamamen ortadan kalkmadığını bir defa daha görmüş olduk. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı açma kararını ABD yaptırımlarının gevşetilmesi şartına bağlaması ve bu yönde somut bir adım atılmaması, boğazın yeniden kapatıldığına yönelik haber akışını beraberinde getirdi. İran Devrim Muhafızları Ordusu bünyesinde faaliyet gösteren Hatemül Enbiya Merkez Karargâhı resmi bir bilgilendirme yayınladı. ABD’nin İran’a yönelik giriş-çıkış yapan gemilere tam seyrüsefer serbestisi tanınmaması durumunda boğazın İran’ın sıkı denetimi altında kalmaya devam edeceğini dünya kamuoyuna duyurdu.Ateşkes müzakerelerinin hafta sonundan pazartesi gününe sarkabileceğine dair beklentiler, yeni haftaya ilişkin fiyatlamalarda temkinli bir duruşu gerekli kılıyor. Bu çerçevede, yüksek açılış beklentisine rağmen piyasalarda sınırlı satıcılı bir başlangıç olasılığı göz ardı edilmemeli.Bununla birlikte, son dönemde dikkat çeken en önemli dinamiklerden biri, piyasaların jeopolitik riskleri büyük ölçüde fiyatlamış olması. Nitekim olumsuz haber akışlarına sınırlı tepki veren piyasa olumlu haberleri asimetrik bir şekilde yukarı yönlü fiyatlıyor. Endeksin rekor seviyelere ulaşması, risklerin artık marjinal etkiler yarattığını gösteriyor. Küresel tarafta da benzer bir görünüm hakim. ABD borsalarında rekor seviyeler test edilirken, yüksek işlem hacimleri dikkat çekiyor. Özellikle riskli varlıklarda, savaş sürecinde en fazla değer kaybı yaşayan enstrümanların toparlanmaya öncülük etmesi, fiyatlamaların “en kötü senaryo”dan “kontrollü risk” algısına evrildiğine işaret ediyor.Emtia cephesinde ise haftanın son işlem günü gelen haberlere istinaden en sert hareketi enerji tarafında yaşandı. Brent petrol fiyatları kısa süre içerisinde %12’ye varan bir düşüşle 86 dolar seviyesine kadar gerileyerek, arz şokunun geçici olarak hafiflediğine dair güçlü bir sinyal verdi. Bu seviyelerin korunması halinde, önümüzdeki dönemde enerji maliyetleri üzerinden enflasyonist baskının sınırlanabileceği ve yurtiçinde akaryakıt fiyatlarında aşağı yönlü düzenlemelerin gündeme gelebileceğini görebiliriz.Değerli metaller tarafında ise daha karmaşık bir resim öne çıkıyor. Altın ve gümüş fiyatları gelen haberlerle yukarı yönlü sıçramaları gördü. Ons altın 4900 USD eşiğine tekrar geldi, gümüş 83-84 USD’leri gördü. Özellikle gümüş tarafında hem yatırım talebi hem de sanayi kullanımının etkisiyle arz-talep dengesinin bozulduğunu bir miktar görebiliriz. Nitekim Commerzbank gümüş için yıl sonu beklentisini 90 dolar seviyesine taşıdı.Dikkat çeken bir diğer unsur ise küresel fon akımlarındaki ayrışma. ABD merkezli altın fonlarından çıkışlar gözlenirken, Asya tarafında özellikle Çin kaynaklı talebin güçlü kalmaya devam etmesi, altın fiyatlarının geri çekilmelerini sınırlayan bir unsur olarak öne çıkıyor. Yurtiçinde ise altının kilogram fiyatı ile küresel fiyatlar arasındaki farkın 260 dolar seviyelerine kadar gerilemesi, tarihsel ortalamaların oldukça altında bir makasa işaret ediyor. Bu durum, yerli yatırımcı açısından göreli bir fırsat alanı oluştururken, altın S1 ile gram altın arasındaki yaklaşık %80’lik makasın %20’lik farklara düşmesi piyasa içi dengesizliklerin sürdüğünü gösteriyor.Makroekonomik tarafta ise uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu S&P, Türkiye değerlendirmesi geldi. Kuruluş, Türkiye’nin kredi notunu BB-/B seviyesinde ve görünümünü durağan olarak teyit ederken, küresel enerji fiyatlarının daha uzun süre yüksek seyretmesinin temel risk unsurlarından biri olmaya devam ettiğini vurguladı. Bununla birlikte döviz rezervlerindeki toparlanma, enflasyonda kalıcı düşüş ve Türk lirasına yönelik güvenin yeniden tesis edilmesi durumunda not artışı ihtimalinin gündeme gelebileceği ifade edildi. Bu açıklamaların piyasalara yansıması ise sınırlı ve temkinli olabilir.Yurtiçinde önümüzdeki haftanın en kritik gündem maddesi ise 22 Nisan Çarşamba günü gerçekleştirilecek olan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Para Politikası Kurulu toplantısı olacak. Piyasa beklentisi, politika faizinin sabit tutulacağı yönünde şekillenmiş durumda. Savaşın ilk döneminde fiili faizlerin %40 seviyesine yükseltilmiş olması, mevcut sıkılaşmanın zaten önemli ölçüde fiyatlandığını gösteriyor. Bu nedenle beklentilere paralel bir kararın piyasalarda belirgin bir oynaklık yaratması beklenmezken, sürpriz bir adımın ise fiyatlamalar üzerinde daha güçlü etkiler yaratabileceği unutulmamalı.Öte yandan TÜFE tarafından son gelen enflasyon verileri, para politikasında ek sıkılaşma alanını sınırlayan bir unsur olarak öne çıkabileceğini düşünüyorum. Ancak nisan ve mayıs aylarında enerji fiyatlarındaki dalgalanmaların enflasyon üzerindeki yansımaları, para politikasının yönü açısından belirleyici olacak.Sonuç olarak, piyasalarda kısa vadeli rahatlama sinyalleri güç kazanmış olsa da, bu iyimserliğin kalıcılığı büyük ölçüde jeopolitik gelişmelerin seyrine bağlı kalmaya devam ediyor. Hürmüz Boğazı’nın açılıp kapanması arasında gidip gelen bu kırılgan denge, yalnızca enerji fiyatlarını değil, küresel enflasyon beklentilerinden merkez bankalarının politika alanına kadar geniş bir etki alanı yaratıyor.Piyasalar şu an bir gerçeği değil, bir ihtimali fiyatlıyor. Bu nedenle yön arayışı sürerken, fiyatlamaların verilerden çok manşet akışına duyarlı kalmaya devam ettiği bir dönemin içinden geçiyoruz. Kısacası risk ortadan kalkmış değil; yalnızca form değiştirmiş durumda. Piyasalar bir gerçeği değil, bir ihtimali fiyatlarken, rasyonalite ile fiyatlama arasındaki mesafe açılmaya devam ediyor.“Markets can remain irrational longer than you can remain solvent.”“Piyasalar, sizin dayanabileceğinizden daha uzun süre mantıksız davranabilir.”— John Maynard Keynes












































