EKONOMİDE MAKRO TURİZM GAFLARI (2)
Reklam
ZAFER CENGİZ

ZAFER CENGİZ

TÜRKİYE VE TURİZM

EKONOMİDE MAKRO TURİZM GAFLARI (2)

25 Haziran 2019 - 19:20

EKONOMİDE MAKRO TURİZM GAFLARI (2)
 
Turizme 1970’lerde Bölgesel Planlama ekonomisiyle girip, çok çeşitli sektörler ve kurumlarda aktif yöneticilik ile “son 30 yıldır ‘araştırmacı turizm yazarlığı misyonu’ üstlenerek gelinen noktada” Makro Stratejik bakışla TURİZM EKONOMİSİ açısından durumun vahametini tekrar anlatmak amacıyla, bu seri makaleyi yazıyoruz. 

Çok sektörlü karmaşık bir yapısı olan turizmde ‘süregelen Gafların suçlusu da yoktur’ ama, kriz yönetimiyle “TÜM SORUNLARA ÇARELER ÜRETMEK için çabalar sürdürmek” zorundayız! 

Türk Turizmi 1970’li yıllarda başlarken, Avrupa’nın Akdeniz ülkelerinde çok tutularak hızla başarıya erişmiş olan İspanya, Fransa ve İtalya gibi 1950’lerden itibaren hızla gelişmiş olan ülkeler örnek oluşturdu. Hatta bu konuda “turizm ekonomisi adına dengeleri bozularak betonlaşmanın sorun olması tehdidine karşı” İspanya ve İtalya’nın yaptığı hatalara düşmeden “kentsel dokuları bozmayan ve doğayı zedelemeyen, sahilleri işgal etmeyen” tarzda bir turizm gelişmesi tavsiye ediliyordu.

Ancak bu niyetler ilk aşamada hemen unutuldu. 

Çünkü başlangıçta Ülke Turizminde “İspanya’nın yaptığı betonlaşma hatalarına düşülmeyecek” niyetleri hâkim iken, Özal teşviklerinin yarattığı ‘turizme hücum yatırımcı profili gelişiminde’ daha önce Devletin prensibi olan “planlı ve disiplinli turizm gelişmesi süreci” hemen deforme oldu ve “plan değil pilav isteriz” anlayışı öne çıktı.

Bu kapsamda en güzel örnek ise “Kemer Bölgesinde 1970’lerde 25 Bin yatak kapasite ile başlatılan ‘öncü ve örnek proje’ 2000’de 100 Bin ve 2015’te 200 Bin Yatak kapasitesine erişti. Planlı altyapı takviyesiyle bile 100 Bin yatak sınırını geçememesi gereken Kemer yöresinde “taşıma kapasitesi hızla aşılarak” yerel dengeler “her yönden olumsuz yönde etkilenmiş” haldedir. 


Bu süreçte başka bir örnek de Belek’te yaşandı ve 1985’lerde tek bir konaklama tesisi olmayan “nispeten dar alanlı bu bakir yörede” kaydedilen yatırım patlaması sonucunda, sahilde yan yana dizilen 150 adet otelde 100 binden fazla bir yatak kapasitesi son 30 yıl içinde hızla gelişmiştir.

Başlangıçta ‘planlı bir altyapıya bağlı olarak gerçekleşen bu gelişmenin BETUYAB Yatırımcılar Birliği paralelinde devreye girmesi ise, yöredeki “golf arazileri ile birlikte doğaya ve çevreye uyumlu en kaliteli alt bölgeyi” oluşturarak güzel bir örnek yaratılmıştır. Fakat aşırı yoğunluklu arazi kullanımı ve tesisler arasındaki rekabetçi pazarlama sorunları, halen çok ciddi hizmet kalitesi ve rantablite baskıları oluşturmaya devam etmektedir. 


TURİZMİN GELİŞMESİNDE ANA FAKTÖRLER
Turizm mekanizmasını işlevsel olarak ‘kabaca alt birimlerine ayırınca’ ortaya çıkan YATIRIM, İŞLETME ve PAZARLAMA unsurları arasındaki ilişkilerin uyumlu olması, olayın kalitesi ile verimliliğini doğrudan etkiliyor. Bu ilişkiler arasındaki PLANLI GELİŞME ve STRATEJİK KOORDİNASYON SÜRECİ ise, doğal olarak sonuçtaki bütünsel başarıyı garantileyen bir unsurdur. Fakat söz konusu sürecin “kontrollü bir şekilde geliştirilerek yaşatılması” zaman sürecinde çok karmaşık bir ilişkiler ve çelişkiler ortamı oluşturduğu için, tam kontrollü ve denetimli yürütülmesi adeta imkânsız hale dönüşmektedir. Bu nedenle gerekli olan en akılcı yöntem ise, SAĞLAM BİR STRATEJİK KURGU ve BÜTÜNSEL MAKRO PRENSİPLERLE YOLA ÇIKMAKTIR. 

Türk Turizminin yola çıkışında maceralı ve türbülanslı bir dönem olan 1970-2000 arasında yaşananlar sonucunda, 2002’deki 2.ŞURA’da “1.HAMLE ile turizmde gelişme sürecimiz başlatıldı ama ‘planlama dizginleri kaybedildi’ ve 2.HAMLE ile Stratejik Planlamayı devreye sokmalıyız” kararı verilerek, 2007’de resmen devreye sokulan 2023 Türkiye Turizm Stratejisi başarılı bir şekilde turizme kazandırıldı.

Fakat bu atılımda 7 yıl sonra Bakanlık’ça yürütülen “Strateji’nin 1.Eylem Planı 2013’te sona ererken ‘somut hedeflerde sadece %12 performans sağlandığı tespit edildi ve “niyet edilmesine karşın” 2.Eylem Planı da hazırlanamadı.
Bu süreci 2010 başından beri çok yakından izleyerek yaptığımız uyarı ve önerileri de dikkate alarak “içine düşülen vahim durumu idrak ederek gerekli düzeltmeleri yapabilecek” bir merci bulamıyoruz. 

Özet olarak 2000 sonrasında son 20 yıllık durum özeti: Anadolu değerlerini devreye sokarak kazanılan ivme ile ‘öne çıkarak hızla gelişen’ üç buçuk Destinasyon ve buna ilaveten gelişmeye niyet eden birkaç ilave bölgesel destinasyon ötesinde Türk Turizminde toplam 13 Destinasyon’un Stratejik Planlama bütünlüğünde devreye girmesi gerekmektedir.

Bu konuda detaylı bir rapor hazırlıyoruz ama “mevcut destinasyonların ne yaptıklarına bakınca” da sürekli hayal kırıklıkları ile “el yordamıyla çalışan ve yarınlarını göremeyen bir bocalama sürecinde çırpınarak, sadece bugünün sorunlarını kurtarabilme çabaları” ötesinde pek bir şey yapamayan yerel karmaşalarla bezenmiş ve sorunlarla boğulan bir genel piyasa görünümü hâkimdir. 


Bu konuda Ulusal Stratejimizin temel yaklaşımı ise “Kamu ve Özel Kesimin ortaklaşa çalışarak ‘mevcut yapısal sorunların hızla çözümlendiği yeni düzen hedefi” paralelinde, açıkça belirlenmiş olan “turizmin milli örgütlenme düzeni “Yerel Sivil Toplum Konseyler bütünlüğü ile illerin katılımıyla oluşacak bir
ULUSAL KONSEYLER MECLİSİ Çatısında” çözümleneceği prensibi mevcuttur.

Fakat son yıllarda “hem Strateji’nin kendisi Özel kesimce benimsenmemiş” hem de ihtiyaç duyulan Çatı Örgütü bütünleşmesi ‘mevcut mesleki STK’ların birlikteliği ile halledilmesine’ niyet edilmiştir. Fakat Bakanlığın önderliğinde imzalanan bir protokol ile en son kurulan “TİK Turizm İstişare Konseyi”nin son bir yıldır ‘disiplinli bir çalışma ortamına giremeyerek tek bir somut konuda atılım yapamamış olması’ da, apaçık ortadadır. 


OYSA Milli Stratejinin ana kurgusu { STRATEJİK PLANLAMA + YEREL KONSEYLER = ÇAĞDAŞ TURİZM YAPISI } temel yaklaşımı üzerine inşa edilmiştir ve bu durumda “her iki bacağın da sekteye uğramış olduğu” net bir şekilde su yüzüne çıkmaktadır.

Fakat Türk Turizminin henüz idrak edilemeyen ekonomik yapısı “hem mevcut verimsiz haliyle bile Milli ekonomiyi desteklemekte, hem de “toparlanarak planlı bir hamleyle kazanacağı ivme sayesinde ‘bir petrol ülkesi gibi’ Ülkeyi düze çıkaracak potansiyel birikim ve kabiliyette olduğu açıkça görülmektedir. Fakat aslında bir buzdağı gibi çok devasa ilişkiler bütünü olan turizm mekanizmasının ‘sadece tepesi bilinerek üstünde at oynatmaya çalışan insanlık’ artık bütüne göre hareket etmeye çaba harcamalıdır.
 

TURİZMİN EKONOMİK TABANI İYİCE BİLİNMELİDİR 
Son yıllarda tüm dünyada “turizmin bilinmeyen yönleri yeniden keşfedilip, endüstriyel bilmecelerin çözülmesi yönünde bilinçli adımlar atılmaya gayret ediliyor” ama “Türk Turizmi’nin bu süreci 20 yıl önce yakalayıp” Stratejik Hamle ile pekiştirme kararı verilmiş olduğu, bugün hala idrak edilemiyor.

Mevcut turizm gelirlerinin gelişmesi heyecanla karşılanıyor ama “gündemdeki bilinen gelirlerin ‘turizmin sadece ihracat niteliğindeki döviz girişleri olduğu’ görülemeden” gerçek ekonomik katkıların üç katında olduğunu, hala idrak edememiş bir Türkiye Ekonomisi, son kesitteki krizlerde bu hayati durumu hala fark edemiyor. 


Oysa turizmin dünya çapındaki milletler arası gelir istatistiklerini 2000 yılından itibaren ‘Oxford Economics tarafından geliştirilen’ özel yöntemlerle tespit ederek, turizmin küresel boyutta makro ekonomisinin nabzını rapor eden WTTC’nin verilerini kullanan UNWTO, bu durumu yıllardır şeffaf bir şekilde rapor etmektedir. Bu kapsamda ‘istatistik standartları açısından geliştirilmiş olan’ Uydu Muhasebesi tekniğini onaylayarak kabul etmiş olan Türkiye ise, hala bu tekniğe tam bir uyum sağlayamamış durumdadır. 

2005 yılı sonrasında WTTC küresel verilerini Türk Turizmi’nin dikkatlerine şahsen sunmuş olarak ‘bu uyumsuzluk sürecini’ hayretle izledik ve “Türk Turizminin gerçeklerini tespit etmek üzere” önerdiğimiz MAKRO TURİZM ARAŞTIRMASI ise, piyasada hiç destek bulamadı.
Fakat bu kesitte artık bu konuyu turizme bırakmadan MAKRO EKONOMİ İNİSİYATİFİ tarafından ele alınarak bilinmeyen gerçekler resmen tespit edilerek ‘turizm gerçek milli makro verimliliğine’ mutlaka kavuşturulmalıdır. Durumu kısaca ifade etmek gerekirse ÖZET OLARAK: 
  1. Turizme 1970’lerde kararlı başlandı ama 30 yıl sonra hızlı gelişme ile disiplin yitirilince 2000’lerde Stratejik Hamle ile dizginlenmesi için ‘planlı verimlilik kararı’ alındı, fakat son 20 yıldır uygulanamadı,
  2. Bu kapsamda resmen devreye sokulan 2007-2023 Stratejisi’nin 2013 yılında 1.Eylem Planı fiyasko ile sonuçlanınca, revizyon yapılamadı ve Planlı Gelişme olmayınca turizm yıllarca sürekli kan kaybetti, 
  3. Ulusal ekonomiyi sıra dışı döviz girdisiyle destekleyebilecek olan Turizm’in “son krizlere rağmen aktif gündeme getirilememiş olması” büyük bir gaf’tır “acilen bu durumun tamir edilmesi” zorunlu! 
  4. Son kesitte geçen yıl 11.Plan çalışmalarında yapılan analizde “15 yıldır uygulanmayan strateji nedeniyle makro döviz kayıplarının net 350 Milyar Dolar olarak” DIŞ BORÇLAR Düzeyinde olduğu tespit edildi, 
  5. Ekonomik kriz derinleşerek etkisini artırmasına karşın, turizmde gerekli olan “stratejik toparlanma hamlesi ve planlı istikrarla verimliliğin artırılması” sürecinin acilen uygulanması, ekonominin ilacıdır. 
 Sonuçta, bugün 35 Milyar Dolar düzeyinde net döviz girdisi sağlayan turizm, milli gelirin %4’ü düzeyinde görülerek başarılı sayılıyor ama gerçek ekonomi katkısı 100 Milyar düzeyinde ve %12 oranındadır. Bu performansın da en az iki katında artarak “yılda 70 Milyar Dolar üzerinde döviz girdisiyle Ekonominin beşte birine direkt katkı sağlayan, gelişmeye önü açık bir turizm endüstrisinin kısa zamanda gerçekleşmesi söz konusudur.

Akdeniz’li rakip ülkeler olarak İspanya ve İtalya’nın bu paraleldeki makro ekonomik performans düzeylerini yıllardır gerçekleştiriyor olmaları da, en basit ispat olarak apaçık ortadadır. 

Bu bariz tablonun Türkiye gündemine gereğince getirilmesini teminen “uygun platformlarda tartışılması ve/veya bilimsel ekip destekli bir makro turizm araştırmasıyla” fiilen teknik yönden ortaya konulması için de “makro ekonomistler tarafından irdelenmesi ve yorumlanması” gerekiyor.

Fakat sürekli olarak “çok sektörlü turizm endüstrisini ‘basit bir döviz üreten kaz çiftliği sektörü’ olarak görmüş olan ekonomistlerin de, konuyu irdeleyen bütünsel analiz katkılarıyla “bu güne kadar gizli kalan çıplak gerçekleri su yüzüne çıkartmaları” söz konusudur.

Bu konuda zengin bilgi ve belge, arşivimizden istenmek üzere hazırda mevcuttur. 

Piyasa işlerliğinde ‘öne çıkan aktif turizm sektörleri ve sadece dikkate alınan yabancı turist dolaşımı’ ötesinde, çok yönlü bir iç turizm ve ‘seyahat sürersince gidilen yörede devreye sokulan ve 50 sektörü kapsayan geniş çaplı yaşam giderlerinin yarattığı ilave ekonomik katkıları’ dikkate almaksızın “bütünsel bir bakışla değerlendirilmeyen Turizm Endüstrisi” artık daha da kıymet ve önem kazanmaktadır. 

Bugün turizm İspanya ve İtalya gibi gelişmiş Avrupa ülkelerin milli ekonomisinde %20-40 gibi çok ağırlıklı bir pay sahibi olarak özel ihtimam görmektedir. Turist gönderen bir ülke olan Almanya’da bile iç turizmin boyutları dudak uçuran ekonomik değerler yaratmaktadır.

Bu bakımdan “turizmin gerçekleri açıkça ortaya çıkarılıp gereğince de planlı ve uyumlu bir şekilde yönetilerek verimliliği mutlaka artırılmalıdır. Türkiye’de henüz %10 olan Milli Gelir payı ise önümüzdeki yıllarda Stratejik Planlama devreye sokularak hızla %20-25 oranlarına çıkabilme ihtimali yüksektir. 


Yıllık 100-150 Milyar Dolar düzeyinde ilave döviz girdisi anlamına gelen bu gelişmelere hazır olmak için de, son yıllarda iyice ihmal edilen MAKRO EKONOMİK Perspektifte Turizm Endüstrisi’nin gerçek yeri ve rolünün çok detaylı bir şekilde “bilimsel araştırmalarla irdelenmesine” ve kamu muhasebesinde yönetilmesine geniş çapta teknik ihtiyaç var. İşte bu nedenle de, şiddetle ihmal edilmiş olan “kamusal turizm muhasebesi ve ekonomik etkilerinin” hızla ve el birliği ile MİLLİ EKONOMİ GÜNDEMİNE SOKULMASI GEREKMEKTEDİR. 
NOT: Milli Ekonomi için hayati önem taşıyan “turizm yaralarında derinlemesine açılıma” seri makale ile devam edeceğiz. 

YORUMLAR

  • 0 Yorum