EKONOMİDE MAKRO TURİZM GAFLARI (1)
Reklam
ZAFER CENGİZ

ZAFER CENGİZ

TÜRKİYE VE TURİZM

EKONOMİDE MAKRO TURİZM GAFLARI (1)

24 Mayıs 2019 - 20:05

EKONOMİDE MAKRO TURİZM GAFLARI (1) 
 
Turizme 1970’lerde Bölgesel Planlama ile girerek, çok çeşitli sektörler ve kurumlarda aktif roller üstenip “son 30 yıldır ‘araştırmacı turizm yazarlığı misyonu’ üstlenerek gelinen noktada” Makro Stratejik bakışla Turizm Ekonomisi açısından durumun vahametini tekrar anlatmak amacıyla, seri makale yazmaya karar verdik.

Çok karmaşık bir yapıya sahip olan turizmde, süregelen anonim Gafların suçlusu da bulunamaz ama, kriz yönetimi yöntemiyle “her türlü sorunlara çareler üretmek için çabalar sürdürmek” zorundayız! 
Turizm çok özgün bir sosyo ekonomik faaliyet olarak, bilindiğinin çok ötesinde teknik özellikler içeriyor. Genelde “boş zamanların değerlendirildiği dinlence odaklı tatil” olarak algılanan turizmin, aslında “insan hayatının seyahatle oluşan bir yaşam kesiti” olduğu irdelenince, ortaya bambaşka bir tablo çıkıyor.

Turizm yaşam sürecinde ‘çeşitli nedenlerle yapılan seyahatler kapsamında’ yaşanan yerleşik yer dışında bir zaman kesitinde yapılan sosyal ve ekonomik etkinliklerin tümünü kucaklayan ‘kendine özgü’ benzersiz bir faaliyettir.
Bu etkinliğin “son kesitte dünya çapında azimli bir şekilde gelişmesi” daha da ilginç değil mi? 
Fakat 1950’lerde ‘modern yaşamın yeni bir boyutu halinde ‘moda olarak hızla gelişen turizm olayının’ hem algılama açısından tatil kavramına, hem de ‘sürenin çoğunun geçirildiği konaklama unsurunun ağır basmasıyla’ Oteller öne çıkmış ve “en önemli unsur olan Seyahat olgusu ise, arka plana itilmiş’ haldedir. Ancak, batı kültüründe çok yoğunluklu olarak ‘seyahat ve turizm’ birlikte kullanılsa bile, Türkiye algısında Seyahat’in sürekli olarak devre dışı bırakılarak Turizm’in tek başına kullanılması bile, Türk Turizminin hayata ne kadar çarpık bir algılama ile girdiğinin ‘öncü ve net bir göstergesini’ oluşturuyor. 
 
Türk Turizminin gelişimi ise, 1970’lerde DPT Devlet Planlama Teşkilatı’nın “Avrupa’da özellikle Akdeniz Ülkelerinde çok tutulan Seyahat ve Turizm Endüstrisi’nin, Anadolu’ya da çok uygun olacağı görüşüyle 3. Beş Yıllık Kalkınma Planı döneminde fiilen devreye sokularak son 40 yıldır Ekonominin “bacasız sanayii ve döviz yumurtlayan kazı” olarak Milli Ekonomiye entegre edilmiştir.
Ancak milli ekonominin sektörler ailesine ‘turizm sektörü’ olarak katılan Turizmin “çok sayıda sektörü içeren bir yapısı olduğu” hiç gözetilmeden yapılan bu işlemde, yıllardır ortaya çıkan gariplikler de sürekli görmezden gelinmiştir. 
 
TURİZMİN MİLLİ EKONOMİDE YERİ ve ROLÜ 
Her sektör gibi, turizmin de icrası için gerekli yatırımlar ve işletme masrafları karşısında gelirlerin de devreye girmesiyle, ortaya katma değer yaratılması ve kar payları ile geçerli vergilerin muhasebesi gibi işlemler teknik olarak gerekli şekillerde yapılıyor.
Fakat bu süreçte “bayındırlık, ulaştırma, gıda, tarım ve benzeri” birçok sektördeki “turizm etkisiyle artan işlemlerin saptanması ve ayrıştırılması” adeta fiilen imkânsız olduğundan, sonuçta Turizm sadece “dış turistlerin bıraktığı dövize endekslenen bir işlem süreciyle” Milli Ekonomiye mal edilmektedir. Bu fiili durum ise, Turizmin gerçek boyutlarının sürekli olarak “olduğundan küçük rakamlarla görülmesine ve algılanmasına” yol açmaktadır.
 
1990’lara kadar, turizmin oluşum sürecinin tamamlanması ve Sektörün rüştünü ispat etme aşamasıyla rakamlar güdük kalsa da, toplam dış turizm gelirlerinin 10 milyar doları aştığı 4.Plan ve 50 milyar doları aştığı 7.Plan dönemi sonrasında, iş çığırından çıkmaya başlamıştır. En son realize edilen ve 2014-2018 yıllarını kapsayan 10.Plan döneminde (ciddi krizler yaşanan iki yıla rağmen) 140 milyar dolar aşılmıştır ve 11.Planda ise 230 milyar dolar düzeyine erişilmesi söz konusudur. Yıllık bazda ise, 2016 krizinde 22 milyara düşen dış turizm döviz geliri, önceki beş yılda sürekli 30 milyar düzeyinde kalmış ve 2018’de yine bu düzeye çıkılmıştır. 
 
Bu durumda, 30 Milyar Dolar düzeyini ‘kritik bir eşik olarak’ kabul ederek, bunun karşısındaki GSMH ortalamasını da 750 Milyar Dolar olarak alırsak “Turizmin Milli Hâsıla Payı’nın da ortalama %4 düzeyinde olduğu sonucuna varabiliyoruz. Fakat bu noktada devreye giren “gizli kalan turizm hâsılası” faktörünü devreye sokunca, işler gerçekten sarpa sarıyor.

Zira “döviz girdileri gerçek anlamda Turizmin sadece ihracat geliridir” ve bunun dışında kalan çok sektörlü Endüstriyel gelirler de (Milli Gelir Muhasebesi hesaplama tekniği açısından) fiilen diğer sektörlerin hanelerine yazılarak, Turizmin gerçek boyutları da hep saklı kalıyor. 
Aslında, söz konusu garip durum “turizmin kendine özgü çok sektörlü yapısından oluşarak” diğer ülkelerin Milli Muhasebelerinde de bu paralel sorunlar aynen yaşanmaktadır. Fakat bunun telafisi de teknik olarak yapılarak “her ülkenin içyapısına uygun detay hesaplamalarla tespit edilen” katsayılar kullanılarak, turizmin gerçek ekonomik boyutları da sürekli görülebiliyor ve idrak edilebiliyor.

Ancak, Türkiye’de henüz bu teknik resmen kullanılmıyor ve tüm ülkelerin “uluslar arası turizm gelirlerini ‘uydu muhasebesiyle’ son on yıldır takip eden WTTC verilerine göre” Türkiye’nin çarpan katsayısı 2,5 olarak verilmektedir. Bu ise, 30 milyarlık turizm gelirini 75 Milyar Dolara ve %4 olarak algılanan Sektör payını da, direkt %10 düzeyine getirmektedir. 
 
TURİZMİN GERÇEKLERİ YILLARDIR İDRAK EDİLEMİYOR 
 
Türk Turizminin “plansız ve Ar-Ge yoksunu olarak gelişmesi” karşısında, bütünsel Endüstri’de rol alan alt sektörlerce oluşturulan Sivil Toplum Kurumları, bir anlamda bu durumun farkında olsalar bile “hem aralarındaki sürekli rekabet yüzünden” birlik olamamak, hem de herkesin kendi kulvarında at oynatarak “makro turizmde öne çıkan aktif sektörlerden hiç birisinin olayın bütününde patron rolü üstlenemiyor olması” gibi nedenler paralelinde, Turizm Bütünü’nde ‘kendi endüstriyel çıkarlarını dahi koruyamaz’ çaresiz durumlara ve kısır döngüler içine düşmek zorunda kalmaktadırlar. 
 
Turizmin ‘Kamusal patronu olmak durumunda olan Kültür ve Turizm Bakanlığı’ ise, 2000’li yıllarda aksamaya başlayan turizmde “Stratejik Hamle yapılması kararına istinaden yaptığı 2007-2023 Türkiye Turizm Stratejisi” ile söz konusu boşlukların telafisi için sıkı bir adım atmış olsa bile, 2007-2013 Yıllarını kapsayan 1.Eylem Planı döneminde dizginleri elinde tutamayarak inisiyatifi elinden tümüyle kaybetmiş ve Kültür ağırlıklı hizmetlere yönelmiş haldedir. Zaten 1970’lerde adı ‘ricacı Bakanlık sıfatıyla anılan’ turizmde, sonradan yetkileri artırılmış olsa bile, Kültür ile birleşme ve son kesitte de ‘turizme vakıf yetişmiş bakanlık bürokratlarının azalması sonucunda, yıllardır “toparlayıcı ve sorunları çözücü hamleler” hiç yapılamıyor. 
Sonuçta: Kendisine Turizm Sektörü diyerek “ayrı mesleki Sektörel STK’larda bütünleşmeye çalışan” 10 Adet alt sektör, geçen yıl Bakanlığın önayak olduğu TİK Turizm İstişare Kurulu adıyla “özel kesimi toparlayıcı pratik  bir atak yapılmış” olsa da, bu sürede elle tutulur hiçbir ortak karar alınamamış ve sorunlara dönük bütünsel bir proje geliştirilememiştir.

Fakat turizmde oluşan ortak karakter “özellikle krizli yıllarda yoğunlaşan şekilde” Devletten münferit teşvik ve destekler talep ederek “döviz üreten sektör adına herkesin hak ve pay iddiası ile talepkar olması” süreçleridir. Fakat bu arada, turizmin gerçek makro ekonomik etkinliğinin en az iki kat daha büyük olduğu ve “planlı bir yapıya geçilerek mevcut verimliliğin de sıra dışı artırılabilir olduğu” Bakanlık dahil tüm paydaşlarca bilinememekte ve hiç gündeme de getirilememektedir. 
 
Çerçevesi çizilen konularda öne çıkan sözcükler ise “araştırma geliştirme çalışmaları ve makro ekonomik analiz destekleri” olmasına rağmen, bu konulardaki çabalar asgari düzeyin de altındadır. Ancak “piyasaya ilişkin yeterli teknik bilgilerden sürekli yoksun kalan ‘Aktif Turizm’ paydaşları” Endüstriyel Makro verimsizliği gidermek gibi bir ortak kaygı ve ihtiyaç duymaksızın “el yordamı ile günü kurtarmak çabaları ve ‘gafları örtbas etmek üzere’ yıllardır pek sevilerek icra edilen Şampiyonluk aldatmacasıyla avunarak” yılları heba etmeye devam etmektedir. Peki ama “derin krizlere girilmiş olan bu durumda Milli Ekonomi’nin takipçisi ve destekçisi olması gereken”

MAKRO EKONOMİSTLER ‘BORSA ÖTESİNDE’ NERELERDE ACABA? 
 
NOT: Milli Ekonomi için hayati önem taşıyan “turizm yaralarında derinlemesine açılıma” seri makale ile devam edeceğiz. [email protected] 

YORUMLAR

  • 0 Yorum