Tahakküm ve Korku : Bu Bağlamda ki İnsanın Ruhsal Görüntüleri
Reklam
Şükrü Alkan

Şükrü Alkan

FELSEFİ BAKIŞ

Tahakküm ve Korku : Bu Bağlamda ki İnsanın Ruhsal Görüntüleri

13 Temmuz 2020 - 10:36

Tahakküm ve Korku : Bu Bağlamda ki İnsanın Ruhsal Görüntüleri
 
Eğer korku insani bir özellikse ki şu ana dek böyle bilmekteyiz.

Genel ve görünen, soyut değil, somut bir korku durumunun insan için mutlaka bir anlamı vardır. Anlam ihtiva eden faka basmadan önlem alabilen insan korku ile baş edebilir. Korku ile baş etmek için nedensellik ve faktörel meseleleri de göz ardı ederek değil, iyi hesaplamanız gereken korkunun içeriğini bilmek zorundasınız.
 
İyi bir tahakküm- egemenlik - iktidar işlevsel olabilirse, bilinmeli ki bunun, tahakkümün teknik ve yöntemlerinin rasyonel olarak kullanılması ile mümkün olabilmektedir.
 
Küçük bir grubun yani oligarşik bir azınlığın kendinden kat ve kat daha büyük bir gruba tahakküm edebilmesi için egemenlik –otorite yani sözünü ettiğim tahakküm edebilme yetkinliğini pekiştirecek yöntem ve tekniklere başvurma ihtiyacı duyar.
 
Büyük filozof David Hume’nin de belirttiği gibi ….”aslında fiziksel gücün daha büyük olanının büyük çoğunluğun –kitlenin kendisidir..” ki bu fiziksel büyük güce egemenlik oluşturabilmek ve baskı uygulayabilmek için, korkuyu yaymak üretmek ve öncelikle psikolojik, ideolojik ve maddi enstrümanları kullanmak gerekir. Bu, insanlık ve uygarlık tarihinde var ola gelen bir durumdur maalesef.
Antik Yunan döneminde yaşamış büyük tarihçi Polybios’un sözünü ettiği “ Kitleler huzursuz ve maniktirler…” ne yapacakları konusunda hesap yapmazlar ve reel düşünceleri ile pek az var olurlar : işte bu kitle tarzını yönetmek için korkuyu öncelikli ve sistematik hale dönüştürmeniz gerekmektedir.. Bir bakıma kitlelerin önüne çit çekilerek huzursuz olanı durdurabilirsiniz ki, sınırlama ve sınırlandırma meselesi iktidar gücünün sınır çizme hattı olarak görülebilmesi meşru bir zemine korkutularak başvurulduğunu müşahede etmekteyiz.
Ancak bu görülen sınır ve sınırlandırma demokratik rejimlerde hukuki bir zemine ve kontrol - denetim mekanizmasına bağlı olarak oluşturulur..

Demokratik rejimlerde korku yaratılarak değil, güven ve hukuk normlarına bağlı yasama, yürütme ve yargı organlarının tam işlerlik içinde çalıştıkları ve birbirlerinden bağımsız olduklarından korku ile baş edebilen bir toplumu ve bireyi görebilmekteyiz.
 
Demokratik denetim sisteminde insanlar anayasal haklarını kullanır ve kendilerini ifade ederler. Dağınık ve kaotik yapılanmalar ile halkın dağınık hali yine hukuk ve demokratik denetim yolu ile düzeltilerek, korku hallerinin önlenebilmesi mümkün olacaktır.
 
Bu söz konusu değilse, korkuların ifade edileceği zemin yok olur. Korkunun, somut ve meşru demokratik hukuk zemininde ifade edilebilmesi, güven ve barış, hatta toplumsal barışın sağlanabilmesini de mümkün kılacaktır.. Tahakkümün bir an korku ile sağlandığını düşündüğümüzde, insanlar somut korkular yerine kaotik dağınık ve fobik diye adlandırdığımız nevrotik hastalandırıcı korkulara sahip olur ve onları oldukça büyütüp geliştirirler...İşte bu durumda tahakküm eden ile kitleler arasında çok uzun bir mesafe ve yabancılaşma ile kontrol edilemeyen bir korkunun özellikle Covid 19’un yaydığı belirsizlik travmatik bir meseleye dönüşmesi kaçınılmaz olacaktır.
 
Çoğu kez ‘korku imparatorluğu’ndan bahsedilerek, Corona –covid 19 ile yayılan korkuya dikkatinizi çekmek istiyorum:
Öncelikle Kovid 19 konusunda özenle seçtiğim bilgileri değerlendiriyor ve olması gereken tüm ve gerçekçi önlemleri geçmişte olduğu gibi şimdide almak durumundayız. Temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldıracak nitelikteki korkuyu egemen kılmak yerine, halkın yaşadığı ve yaşayabileceği travmatik ve travma sonrası bozuklukların daha az seviyede olabilmesi için kendisini ifade edebileceği ve travmalarını anlatabileceği zeminlerin oluşturulması zaruridir.

Pasifize edilmişlik hissi inanın çok daha korkunç durumlara yol açabilir:
İfade edilemeyen korkular bilinçaltına itilerek sorun çözülemez. İnsanlara bu virüs ile olan savaşlarını, düşünce ve duygularını çeşitli platformlarda aktaracak imkanlar sağlanmalıdır. Çünkü ve eğer insanlar kendilerini dıştalanmış ve ve pasifize edilmiş olarak bu virüsü izler ve hiç konuşamazlarsa, korkarım ve tereddüt ederim ki sonuç hiçte güzel görünmeyecektir.

Hümanizmin bir gereği olarak insanlar için televizyon kanalları açık tutularak, düşünceler ve sorular açık bir şekilde tartışmaya açılmalıdır. Korkuların ifade edilebilmesi sağlıklı ve daha az travmanın yaşanabileceğinin de garantisidir. Sırf ve sadece bilim adamlarının görüşleri değil, toplumun tüm kesimlerinin de düşünce ve fikirleri vardır; Ancak izolasyonun meşru zemininde aktarılmış korkunun ve ifade edilmişliğin mutluluğu ile bu virüsün travmatik etkisini epeyce azaltabilir ve zayıflatabiliriz.
 
Karanlıkta kalan ve elinde tutulamayan çocuklar gibi bir anda marketlere koşan kitleleri görünce ve hala bu potansiyel söz konusu ise, çıkarmamız gereken bir tek ders vardır:
 
Gerçek anlamda bilgi ve aydınlatıcı çalışmalara reel olarak devam edilmeli ve belirsizliği ortadan kaldıracak, temel demokratik hakların korunması konusunda halka güven vermek zorunluluğu da icap etmektedir.
Tarihsel olarak tahakküm ve iktidar meselesinde iktidarlar acıya katlanarak acıda çektirirler; Hitler gibi acı çeken ve acı çektiren veya dünyada ki askeri cunta dönemlerinin acılarını dikkate aldığınızda korkunun egemenliğin bir vasıtası olarak kullanıldığını görürsünüz..
 
Emperyalist Birleşik devletlerinin yaydığı korku bir enstrüman olarak halkların zapturapt altına alınabilmesi için ‘demokrasi getiriyoruz’ yalanına kaptırılmış olan dağınık halk kitlelerini fena halde tarihin ve uygarlığın gerisine atabilmiştir.Irak, İran, Suriye, Libya, Afganistan ve diğer ülkeler üçüncü dünyanın bir yarası olarak kan gölüne dönüştürülerek dünyanın en pis mirasları olan feodal ağalık dönemlerine yeniden geçmişlerdir…Burada özgürlük aramak abzürd olduğu kadar beyhude bir çabanın sonucu olarak korku imparatorluğuna hizmet etmek olacaktır en nihayetinde.
 
Özellikle liberal kapitalizmin azman savunucusu ABD’nin Korona Virüs ile ilgili aldığı tedbirler insan odaklı değil, finans kapitalin önceliklerini öne alan tutumuyla yaydığı korku ve tahakküm ile parçalanma ve bölünme eşiğine gelebileceğini varsayıyorum.
İşte şu anda ülke olarak demokratik dayanışmanın ve uzlaşmanın en çok hissedilmesi gereken dönem ve aşamasındayız.


 Saygılarımla

Bu yazı 1792 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum