ÖLÇÜ ve ÖLÇÜSÜZLÜK
Reklam
Şükrü Alkan

Şükrü Alkan

FELSEFİ BAKIŞ

ÖLÇÜ ve ÖLÇÜSÜZLÜK

20 Ekim 2020 - 18:44

ÖLÇÜ ve ÖLÇÜSÜZLÜK
 
Bildiğim kadarı ile ölçü ölçüsüzlüğün bir türevidir. Ölçüyü bilmek için ölçüsüzlüğün içinden geçmek gerekir. Yada ölçüsüzlük ölçünün bir türevi ise, insan her ikisinin de ne olduğunu ve ne anlama geldiğini biliyor demektir.
 
Şimdi büyük "Evren" ve "Kaos yada "Düzen" ile "Düzensizlik" ölçü ve ölçüsüzlük açısından mı ele alınmalı?
Diğer yandan ölçülebilir her şey sınırlandırılmış bir çerçeve içinde yer alırken, düzensiz olan yani kaos içinde olan her ne ise sonsuz, sınırsız, değişmez, yıkılmaz-parçalanamaz dokunulamaz ve tanınmaz halde gizemli kalmaktadır.
 
Antik- Çağın düşünürleri dünyayı açıklamaya çalışırlarken ne kadarda fikirlerinde var olanın dışına çıkarak evreni ve maddenin özünü anlamaya çalışmışlardı. Doğanın özü onu oluşturan ilk patlama sonucu hasıl olan "Apayron"-" hamhücre" nin tanımını yapmakta sınırları aşmışlardı.Evrenin oluşum sebebini ve onun kaosunu anlamaya çalışmışlardı.
 
Demek, ölçünün dışına çıktığınızda düşünce ve fikirlerde yenilenme ve yeni değişim ve dönüşümler başlamaktadır ve hatta büyük devrimlerin ilk belirtisi ölçünün dışında düşünmek ve düşünceyi çerçeveleyen sınırlar kırılmadan yenilikler söz konu olmamaktadır.
 
O halde insan ölçüsüz olmazsa büyük düşünemez ve sanat yapamaz...felsefe hiç gerçekleştiremez..
Tarihten hareketle Büyük İskender bir "ölçü" idi, ama evren de ölçüsüzdü.Onun ölümü dolaysıyla evrenselleşerek ölçülerinin dışında bir anlam kazandı.
 
Sokrates düşünce üretiminde ölçünün dışına çıkarak yükseldi ancak Atina Mahkemesi onu ölümle cezalandırdı. Oysa İnsana ait olması gereken üç temel özelliği ile ün kazandı Ölçüsüzlüğü insanları bilgilendirmekti ve üç unsur ; "Güzeli", "İyiliği" ve Adaletli" olmayı bir önerme olarak insanlığın düşün ve akılcı hayatına entegre etmeyi amaçlıyordu.
 
Hannibal imkansız olanı başarmış ve Romalıları geri püskürterek Alp dağlarının ötesine sürükleyebilmiş ancak bir yerde durmak zorunda kalarak Romalıların güç ve kudretinin yenilmez olduğunu kabul etmiştir.
Sezar, bildiğimiz gibi tarihsel bir kahraman olarak kendi oğlu tarafından öldürülmüş ve bir kez daha ölçüsüzlüğün içinde ölçü terazisinin dengeleri ortadan kalkmış olarak "ölçü" tarihsel bağlamda insanın sorunu olarak günümüzde de "demokrasi", "hukuk", "adalet" "barış" ve "ekonomik" hakların ölçüleri nedir sorunsallığına dönüşmüş olarak devlet ve halk arasında bir maddi olgu olarak canlılığını korumaktadır.
Sokrates ile devam edersek, onun ileri sürdüğü insanın insan olabilmesi için ihtiyaç duyduğu üç etik
unsurun bir bakıma Hiristiyan Avrupa'nın temel dayanağını oluşturduğunu söyleyebiliriz.

Bunun ne kadarı hangi ölçüde gerçekleştiği ise gerçekten tartışılabilir ve tartışmaya açıktır.
Aynı zamanda.
değerlerin ve etik düzeyinin oluşumunda büyük felsefeci Kant'ın da Avrupa düşüncesinin oluşumunda pek anlamlı bir rolü vardır. Bir ölçüsü olan Kant, demokrasi ve ekonomik hakların sürekliliğini sağlayan toplumsal paylaşımın ancak etik değerlerin oluşumundan bağımsız tutulamaz olduğunu gözlemlemekteyiz.
Her duygu, his, durum ve oluşum içinde gelişen düşünce rüzgarlarına karşı sınır koymak, sınırsızlık içinde
ki duyguyu bastırır.

Bunun ölçüsü ise felsefe ve sanat alanında ki yeri bana kalırsa ifade edilmesi zaruri olan bir duygunun aktarımı sınırsızlık arz eden bir şiir veya türküde ve hatta bir hikaye ve romanda yerini alabilir..Aşkın içinde
ki sınırsız duygu bir şiir ölçüsünde düşünüldüğünde aşk yaşanır ve anlamlı hale gelebilmektedir.
 
Maalesef belirtmeliyim ki insan-lık bugün itibari ile bütün bir dünyayı bir Hiroşima'ya benzetecek kadar sınırsızlaşmıştır. Bunun bir ölçüsüzlük olduğunu ve bu ölçüsüzlüğün kanalize edilmesi gereken yerin
kendisi, insana dair olan en halis özelliklerin yeniden canlılık kazanmasıdır.
 
Ölçüsüzlük'ün olması gereken yer ve zamanın kendisi ise zorunluluk içinde bir yaşamı yenilemek ve örneğin işgal altında olan bir ülkenin ordusunun yeni ve genç bir Cumhuriyeti kurması kadar doğal ve zorunlu bir ölçünün oluşması ise tarihi bir zorunluluktur.
 
Eğer M. K. Atatürk Emperyalist güçlerin ölçüsünde kalsaydı kurmak istediği T.C. devletini kuramazdı. Ölçüsüzlük bu bağlamda devrimciliği ve ilericiliği dayattığına göre yeni Cumhuriyetin ölçüsü ve temeli ise zorunlu olarak "Kültür" ve "Bilim" olmuştur.
 
Sevgiler ve saygılar
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum